<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Münevver</title>
    <link>https://www.gazetemunevver.com.tr</link>
    <description>Doğru, Güvenilir ve Tarafsız Habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/rss/politika" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 03:08:12 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/rss/politika"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[AKP'li milletvekilinden yakın koruma talebi: "Vali beni tehdit ediyor"]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/akpli-milletvekilinden-yakin-koruma-talebi-vali-beni-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/akpli-milletvekilinden-yakin-koruma-talebi-vali-beni-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AKP Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz, yurttaşların şikâyetlerini Ankara'da dile getirmesi nedeniyle Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan'ın kendisine yönelik tehdit niteliğinde ifadeler kullanıldığını öne sürerek, Ankara Valiliği’ne yakın koruma talebinde bulunduğunu duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AKP Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan'ın kendisine yönelik tehdit niteliğinde ifadeler kullandığını belirterek yakın koruma talebinde bulundu.</p>

<p>Korkmaz, Burdur merkezli Gür Haber sitesinin YouTube ve Facebook'ta yayınlanan programına katıldı.</p>

<p>Korkmaz, Burdur'da zorunlu dijital su sayacına ilişkin tepkileri Ankara'da dile getirdiğini, İçişleri Bakanlığı'nın bu konuya müdahale ettiğini anlattı.</p>

<p>Bunun ardından Burdur'da kendisi hakkında, Vali Tülay Baydar Bilgihan'ın "Ben de hocayı götürürüm" şeklindeki ifadesini duyduğunu söyleyen Korkmaz, bu ve başka bazı konuları görüşmek üzere Vali Bilgihan ile görüşmeye gittiğini bildirdi.</p>

<p><strong>"CAN GÜVENLİĞİM İÇİN KORUMA TALEP ETTİM"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Ben de hocayı götürürüm" şeklindeki ifadeyi Bilgihan'a sorduğunu aktaran Korkmaz, şunları söyledi:</p>

<p>"Evet, böyle bir şey olursa hocayı götürürüm. 'Seni' demiyor, aynı ifadeyi, 'Hocayı götürürüm' şeklinde tekrarlayınca konuşacak şey bitmiştir. Ben bir yıldır bunun ağırlığıyla yaşıyorum. 'Götürürüm' ifadesi ortada duruyor. Ne anlayacağım? Bu siyasi bir ifade midir? Benim can güvenliğimi kim koruyacak? Ben bu tehdidin içini nasıl dolduracağım? Ben bunun için Ankara Valiliği'nden koruma talep ettim, can güvenliğim için."</p>

<p>Korkmaz, söz konusu dilin "ezbere bir dil olmadığını, bilinçli şekilde inşa edildiğini" ifade ederek, "söylenen sözle bütünleşen uygulama ve davranışlar, en son 30 Ağustos kutlamalarında Valilikten tardedilmesi üzerine" adresinin bulunduğu Ankara'da, valilikten koruma talep ettiğini anlattı.</p>

<p><strong>“AÇIK, DOĞRUDAN VE CİDDİ TEHDİT”</strong></p>

<p>Korkmaz’ın 9 Eylül 2026 tarihli Ankara Valiliği’ne sunduğu dilekçede de kendisine yönelik ifadelerin tehdit niteliğinde olduğunu belirttiği görüldü. Dilekçede, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın Korkmaz'a, “Sen bana savaş açtın, ben de yine söylüyorum, bana bir şey olursa hocayı götürürüm” şeklinde ifade kullandığı öne sürüldü.</p>

<p>Korkmaz, bu sözlerin kendisine yönelik “açık, doğrudan ve ciddi bir tehdit” niteliğinde olduğunu savundu.</p>

<p>Korkmaz dilekçesinde, yaşanan gelişmelerin can güvenliği açısından risk oluşturduğunu belirterek, yakın koruma görevlisi tahsis edilmesini talep etti.</p>

<p>Başvuruda ayrıca yakın koruma tedbirinin milletvekilliği görevinin gerektirdiği siyasi ve kamusal faaliyetler ile il içi ve il dışı seyahatlerde de uygulanması istendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>ANKA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/akpli-milletvekilinden-yakin-koruma-talebi-vali-beni-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/ajp.webp" type="image/jpeg" length="46728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahbap soruşturması: Oğuzhan Uğur’un tutukluluğuna devam kararı]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/ahbap-sorusturmasi-oguzhan-ugurun-tutukluluguna-devam-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/ahbap-sorusturmasi-oguzhan-ugurun-tutukluluguna-devam-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ahbap Derneği soruşturması kapsamında 21 Temmuz’da tutuklanan Oğuzhan Uğur’un tutukluluk durumu yeniden incelendi. Yapılan değerlendirme sonucunda Uğur’un tutukluluğunun devamına karar verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 21 Temmuz’da tutuklanan Oğuzhan Uğur’un tutukluluk durumu yeniden değerlendirildi. İnceleme sonucunda Uğur’un tutukluluğunun devamına karar verildi.</p>

<p>Babala TV’nin kurucusu Oğuzhan Uğur, Ahbap Derneği’ne yönelik soruşturmanın ikinci dalgası kapsamında gözaltına alınmış, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanmıştı. Uğur’la birlikte 8 şüpheli hakkında daha tutuklama kararı verilmişti.</p>

<p><strong>ÇORLU KARATEPE CEZAEVİ’NDE BULUNUYOR</strong></p>

<p>21 Temmuz’dan bu yana Çorlu Karatepe Cezaevi’nde bulunan Uğur hakkında soruşturma kapsamında “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlamaları yöneltiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uğur’un tutukluluk incelemesi kapsamında dosyası yeniden ele alınırken, yapılan değerlendirme sonunda tutukluluk halinin devamına karar verildi.</p>

<p><strong>SORUŞTURMANIN GEÇMİŞİ</strong></p>

<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, Ahbap Derneği adına toplanan bağışların bazı şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı iddiası üzerine başlatılmıştı.</p>

<p>Oğuzhan Uğur, soruşturma kapsamında 17 Temmuz’da gözaltına alınmış, 20 Temmuz’da adliyeye sevk edilmiş ve 21 Temmuz’da tutuklanmıştı. Hakimlik, Uğur’un da aralarında bulunduğu 9 şüphelinin tutuklanmasına karar vermişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/ahbap-sorusturmasi-oguzhan-ugurun-tutukluluguna-devam-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/oguzhan-1.webp" type="image/jpeg" length="66203"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mansur Yavaş’tan Erdoğan görüşmesine ilişkin açıklama: “Tek gündem Ankara’ydı”]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/mansur-yavastan-erdogan-gorusmesine-iliskin-aciklama-tek-gundem-ankaraydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/mansur-yavastan-erdogan-gorusmesine-iliskin-aciklama-tek-gundem-ankaraydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Beştepe’de gerçekleştirdiği görüşmenin gündeminin yalnızca Ankara olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>CHP’nin 103. yıl dönümü etkinliklerinin düzenlendiği sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Beştepe’de bir araya gelen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, görüşmenin ardından kamuoyunda ortaya atılan iddialara ilişkin açıklama yaptı. Yavaş, Erdoğan ile görüşmesinin “tek gündeminin Ankara” olduğunu belirterek, Ankara’nın bekleyen yatırımları, metro projeleri, kredi ve onay süreçleri ile planlanan büyük fuar alanının görüşmede ele alındığını söyledi.</p>

<p><strong>“GÖRÜŞMENİN TEK GÜNDEMİ ANKARA’YDI”</strong></p>

<p>Son günlerde kendisi, siyasi tutumu ve gerçekleştirdiği görüşmeler üzerinden çeşitli yorumlar yapıldığını belirten Yavaş, kamuoyuna açıklama yapma gereği duyduğunu ifade etti.</p>

<p>Yavaş, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunu hatırlatarak, Ankara halkının kendisine verdiği görevin siyasi dedikoduların peşinden gitmek ya da her gün ortaya atılan senaryolara cevap yetiştirmek olmadığını söyledi.</p>

<p>Yavaş, görev tanımının Ankara’nın sorunlarını çözmek, yatırımları hayata geçirmek ve 6 milyon vatandaşa hizmet etmek olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin de tek gündeminin Ankara olduğunu vurguladı.</p>

<p>Yavaş, Erdoğan’ı Ahlat ziyaretinden dönüşünde havalimanında karşıladığını ve görüşme talebini bizzat kendisine ilettiğini aktardı. Talebine olumlu yanıt verilmesinin ardından gerçekleştirilen görüşmede Ankara’nın bekleyen büyük yatırımları, metro projeleri, kredi ve onay süreçleri, hayata geçirilmesi planlanan büyük fuar alanı ve kentin çözüm bekleyen diğer meselelerinin ele alındığını belirtti.</p>

<p>Yavaş, açıklamasında şunları söyledi:</p>

<p>“Görüşmemizin gündeminde Ankara vardı. Ankara’nın yatırımları vardı. Ankara’nın geleceği vardı. Başkanlık sisteminin getirdiği zorunluluklar nedeniyle büyükşehir belediyelerinin hayata geçirmek istediği bazı yatırımlarda merkezi idarenin desteğine ve onayına ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla Ankara’nın bir sorununu çözmek, bir yatırımının önünü açmak ve Ankara halkına verdiğimiz sözleri yerine getirmek için Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem gerekiyorsa bugün de görüşürüm, yarın da görüşürüm.”</p>

<p><strong>“ÖZEL’İN DE KILIÇDAROĞLU’NUN DA HABERİ VARDI”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüşmeden siyasi sonuçlar çıkarılmasını ve parti değiştireceği yönünde senaryolar üretilmesini eleştiren Yavaş, kendisine güvenen ve yıllardır yanında duran insanları incitecek bir tutum içerisinde olmayacağını söyledi.</p>

<p>Yavaş ayrıca görüşme öncesinde hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Özgür Özel’in görüşmeden haberdar olduğunu açıkladı.</p>

<p>Yavaş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Ayrıca bilinmesini isterim ki Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmem öncesinde hem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Sayın Özgür Özel’in bilgisi vardı. Dolayısıyla Ankara için gerçekleştirilmiş, amacı ve içeriği son derece açık olan bir görüşmenin başka anlamlara çekilmesini doğru bulmuyorum.”</p>

<p><strong>“BELEDİYE MECLİSLERİNE SİYASİ TARTIŞMALAR TAŞINMAMALI”</strong></p>

<p>Siyasi konulardaki tutumunun televizyon ekranlarında farklı senaryolarla tartışılmasına da değinen Yavaş, geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde gerçekleştirilen seçime dikkat çekti.</p>

<p>Dışarıdan bakıldığında bazı gelişmelerin kolay görünebildiğini belirten Yavaş, belediye meclislerindeki dengeleri ve belediye başkanlarının hangi şartlar altında hizmet üretmeye çalıştığını işin içinde olanların bildiğini ifade etti.</p>

<p>Üsküdar’da yaşanan gelişmelere ve Tekirdağ Büyükşehir Belediye Meclisinin toplanamamasına değinen Yavaş, bu gelişmelerin görmezden gelinemeyeceğini söyledi.</p>

<p>Yavaş, belediye başkanlarının ekonomik şartlar, vatandaşların hizmet beklentileri ve merkezi idareyle çözülmesi gereken sorunlarla mücadele ettiğini belirterek, siyasi tartışmaların belediye meclislerine taşınmasının şehirlerde hizmet üretmeyi daha da zorlaştırdığını kaydetti.</p>

<p>“Ben tam da bu nedenle ısrarla sağduyu diyorum. Ankara’da bugüne kadar kurduğum denge politikasının sonucunu kendi Belediye Meclisimizde gördük. Tüm çabalara rağmen Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti olarak hiçbir fire vermeden seçimi kazandık. Ben izlediğim yolun doğru olduğuna inanıyorum ve mevcut pozisyonumu koruyorum.”</p>

<p><strong>“BUGÜN NORMAL BİR DÖNEMDEN GEÇMİYORUZ”</strong></p>

<p>Mevcut siyasi ortamın normal bir dönem olmadığını savunan Yavaş, her iki tarafı destekleyen tabanlarda da karşılıklı ciddi bir öfke ve kırgınlık bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Bu öfke ve kırgınlığın zaman içerisinde dineceğine inandığını belirten Yavaş, ancak bugün itibarıyla söz konusu kırgınlığın henüz ortadan kalkmadığını ifade etti.</p>

<p>Böyle bir ortamda taraf olmayı ve atacağı herhangi bir adımın taraflardan birine destek olarak yorumlanmasını doğru bulmadığını belirten Yavaş, kendi üzerinden iki tarafı destekleyen insanların yeniden karşı karşıya gelmesine katkı sunmak istemediğini söyledi.</p>

<p><strong>“GÖREVİM GERİLİMİ BÜYÜTMEK DEĞİL, DÜŞÜRMEK”</strong></p>

<p>Yavaş, açıklamasının devamında siyasi yaklaşımını şu sözlerle anlattı:</p>

<p>“Benim görevim bu gerilimi büyütmek değil; mümkün olduğunca düşürmek, sağduyunun hâkim olmasına ve konuşma kanallarının açık kalmasına katkı sağlamaktır. Bugün ihtiyacımız olan şey yeni cepheler açmak değildir. Bugün ihtiyacımız olan; zamanı geldiğinde yeniden aynı masanın etrafında oturabilecek zemini korumaktır. Ben de o zemini korumaya çalışıyorum.”</p>

<p>Tutumunun her iki partinin genel merkezleri tarafından rahatsızlık sebebi olarak görülmesi halinde gereğini yapmaktan çekinmeyeceğini belirten Yavaş, bugüne kadar her iki genel başkan tarafından da tutumundan rahatsızlık duyulduğuna ilişkin kendisine herhangi bir söylem iletilmediğini söyledi.</p>

<p>Yavaş, “Benim durduğum yer açıktır. Sağduyunun olduğu yerdeyim. Gerilimi artırmak yerine azaltmanın, ayrışmayı büyütmek yerine konuşabilmenin doğru olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>GAZETECİLERE TEPKİ: “BİZ SİZİ YALANLAMAKTAN BIKTIK”</strong></p>

<p>Yavaş açıklamasının son bölümünde, kendisi hakkında televizyon ekranlarında “kulis bilgisi” adı altında gerçeği yansıtmayan iddialar ortaya atan bazı gazetecilere tepki gösterdi.</p>

<p>Yavaş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>“Biz sizi yalanlamaktan bıktık. Siz yalan söylemekten bıkmadınız. Siyasette ne düşündüğümü, nasıl bir tutum alacağımı ya da hangi kararı vereceğimi öğrenmenin yolu televizyon ekranlarında senaryo üretmek değildir. Benim ağzımdan duymadığınız hiçbir söze itibar etmeyiniz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/mansur-yavastan-erdogan-gorusmesine-iliskin-aciklama-tek-gundem-ankaraydi</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/mansuer.webp" type="image/jpeg" length="65016"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kabine bugün toplanıyor: “Terörsüz Türkiye” süreci ve ekonomi gündemde]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/kabine-bugun-toplaniyor-terorsuz-turkiye-sureci-ve-ekonomi-gundemde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/kabine-bugun-toplaniyor-terorsuz-turkiye-sureci-ve-ekonomi-gundemde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bugün Beştepe’de toplanacak. Toplantının ana gündeminde “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında kurulan dört alt komisyonun çalışmaları, yeni Orta Vadeli Program, ABD-İran çatışması, Hürmüz Boğazı ve Rusya-Ukrayna savaşı bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında bugün toplanıyor. Saatine ilişkin farklı kaynaklarda 15.00-15.30 aralığında bilgiler yer alırken, toplantıda “Terörsüz Türkiye” sürecinden ekonomiye, dış politikadan sosyal konut çalışmalarına kadar çok sayıda başlığın ele alınması bekleniyor.</p>

<p><strong>“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ MASADA</strong></p>

<p>Kabinenin öncelikli gündemlerinden birini Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen süreç oluşturacak.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Takip ve Değerlendirme Kurulu, ilk toplantısını 24 Ağustos’ta gerçekleştirmiş ve dört alt komisyon kurulmasına karar vermişti.</p>

<p>Kabinede, bu komisyonların kuruluş aşamasındaki çalışmalarının ve süreçte gelinen son aşamanın değerlendirilmesi bekleniyor.</p>

<p>Söz konusu dört alt komisyon şöyle:</p>

<p>Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu</p>

<p>İzleme ve Tespit Alt Komisyonu</p>

<p>Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu</p>

<p>Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu</p>

<p>ABD-İran çatışması ve Hürmüz Boğazı görüşülecek</p>

<p>Dış politika gündeminde bölgedeki gelişmelerin yanı sıra ABD ile İran arasındaki çatışmalar da yer alacak.</p>

<p>Çatışmaların petrol fiyatları ve bölgesel dengeler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi beklenirken, Hürmüz Boğazı’ndaki son durum ile gelişmelerin Türkiye'ye yönelik bölgesel ve ekonomik etkileri de ele alınacak.</p>

<p><strong>RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI DA GÜNDEMDE</strong></p>

<p>Kabinenin dış politika başlıklarından bir diğerini Rusya-Ukrayna savaşı oluşturacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmenin ayrıntılarının da değerlendirilmesi bekleniyor.</p>

<p><strong>OVP VE EKONOMİ DEĞERLENDİRİLECEK</strong></p>

<p>Kabinede ekonomideki son gelişmeler ve 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) da ele alınacak.</p>

<p>Program kapsamında enflasyon, büyüme, istihdam ve mali disiplin başlıklarının yanı sıra önümüzdeki dönemde atılacak adımların değerlendirilmesi bekleniyor.</p>

<p><strong>500 BİN SOSYAL KİRALIK KONUT PROJESİ</strong></p>

<p>Toplantının ekonomi ve sosyal politika gündeminde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen 500 bin sosyal kiralık konut projesi de bulunuyor.</p>

<p>Projenin özellikle İstanbul’daki teslim sürecine ilişkin çalışmaların Kabine’de değerlendirilmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/kabine-bugun-toplaniyor-terorsuz-turkiye-sureci-ve-ekonomi-gundemde</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2025/11/meclis-4.jpg" type="image/jpeg" length="10064"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Girne’de batan Filo Jet’te 6. naaşa ulaşıldı: Can kaybı 14’e yükseldi]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/girnede-batan-filo-jette-6-naasa-ulasildi-can-kaybi-14e-yukseldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/girnede-batan-filo-jette-6-naasa-ulasildi-can-kaybi-14e-yukseldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Girne açıklarında batan Filo Jet isimli yüksek hızlı yolcu gemisinde kayıp yolculara yönelik arama-kurtarma çalışmalarında 6. naaşa ulaşıldı. Son bulunan naaşla birlikte faciada hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e yükselirken, kayıp 14 kişi için arama çalışmaları sürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs’taki Girne Limanı ile Mersin’deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan Filo Jet isimli yüksek hızlı yolcu gemisinin 30 Ağustos Pazar günü batmasının ardından başlatılan arama-kurtarma çalışmalarında bir kişinin daha naaşına ulaşıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar kapsamında ulaşılan 6. naaşla birlikte can kaybı 14’e yükseldi, kayıp kişi sayısı 14’e düştü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>GEMİ KISA SÜRE SONRA SU ALMAYA BAŞLADI</p>

<p>Filo Jet, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne Limanı'ndan Taşucu Limanı'na gitmek üzere hareket etti. Gemi, sefer başladıktan kısa süre sonra ön bölümünden su almaya başladı.</p>

<p>Girne Limanı’na dönmeye çalışan gemi, kısa süre içerisinde alabora olarak battı. Kazanın ardından denizden ve havadan arama-kurtarma çalışmaları başlatıldı.</p>

<p>267 KİŞİ BULUNUYORDU</p>

<p>KKTC Başbakanı Ünal Üstel'in daha önce yaptığı açıklamaya göre gemide toplam 267 yolcu ve mürettebat bulunuyordu. Kazanın ardından 239 kişi kurtarılırken, 13 kişinin naaşına ulaşılmış ve 15 kişi kayıp olarak aranıyordu. 6. naaşın bulunmasıyla birlikte son bilanço 14 can kaybı ve 14 kayıp olarak güncellendi.</p>

<p>Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurlarının da katıldığı arama-kurtarma faaliyetleri devam ediyor. Girne açıklarında yürütülen çalışmalarda kayıp yolculara ulaşılması için deniz ve su altındaki aramalar sürdürülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/girnede-batan-filo-jette-6-naasa-ulasildi-can-kaybi-14e-yukseldi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/girne-gemi.jpg" type="image/jpeg" length="76396"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tuğba Ekinci’nin ifadesi ortaya çıktı: “Paylaşımın suç unsuru olduğunu düşünmedim”]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/tugba-ekincinin-ifadesi-ortaya-cikti-paylasimin-suc-unsuru-oldugunu-dusunmedim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/tugba-ekincinin-ifadesi-ortaya-cikti-paylasimin-suc-unsuru-oldugunu-dusunmedim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müstehcenlik soruşturması kapsamında tutuklanan şarkıcı Tuğba Ekinci’nin savcılık ifadesi ortaya çıktı. Ekinci, soruşturmaya konu videoyu kendisinin çekip Instagram hesabında “story” olarak paylaştığını kabul ederken, paylaşımın suç unsuru taşıdığını öngörmediğini ve ailesinin tepkisi üzerine kısa süre içinde kaldırdığını savundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından sosyal medya platformlarında “müstehcenlik” suçuna yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 5 ilde 7 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda şarkıcı Tuğba Ekinci’nin de aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alınırken, bir şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü, bir diğer şüphelinin ise ceza infaz kurumunda bulunduğunun tespit edildiği bildirildi.</p>

<p>Ekinci’nin soruşturmaya konu paylaşımına ilişkin savcılık ifadesinde yaptığı savunmanın ayrıntıları da ortaya çıktı.</p>

<p><strong>“PAYLAŞIMIN SUÇ UNSURU OLDUĞUNU DÜŞÜNMEDİM”</strong></p>

<p>Ekinci, ifadesinde kendisini “vatana ve milletine bağlı bir insan” olarak tanımlayarak, özellikle kolluk kuvvetleri, şehit ve gazi yakınları ile yardıma muhtaç kişilere yönelik katıldığı programlardan para almadığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekinci, soruşturmaya konu paylaşımın kendisine ait Instagram hesabında yayımlandığını kabul etti. Videoyu kendisinin çektiğini ve “tugbaekinciofficial” adlı Instagram hesabında paylaştığını belirten Ekinci, paylaşımın ana sayfada sabitlenen bir gönderi olmadığını, “story” olarak adlandırılan geçici bir paylaşım olduğunu söyledi.</p>

<p>Ekinci ifadesinde şöyle dedi:</p>

<p>“Vatana milletime bağlı bir insanım. Özellikle kolluk kuvvetleri, şehit ve gazi yakınları ile yardıma muhtaç kişiler yönelik yapmış olduğum programlarda para almadım. Yaptığım paylaşımın suç unsuru olduğunu öngörmedim. Eğer şayet suç unsuru olduğunu bilseydim böyle bir paylaşım yapmazdım. Konu hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir.”</p>

<p><strong>“X HESABIM YOK”</strong></p>

<p>Ekinci, soruşturma kapsamında gündeme gelen X hesabının kendisine ait olmadığını da savundu. “brazmagazin” isimli hesabın kullanıcısını tanımadığını belirten Ekinci, videoyu kendisinin çektiğini ancak Instagram hesabında paylaştığını ifade etti.</p>

<p>Ekinci şöyle konuştu:</p>

<p>“Benim X isimli platform üzerinde herhangi bir hesabım yoktur ve bir paylaşımım bulunmamaktadır. Bahse konu videonun paylaşımını X isimli platform üzerinde ben yapmadım. Bahse konu brazmagazin isimli hesabın kullanıcısını ve hesabı tanımıyorum. Dosyaya konu paylaşımdaki videoyu ben kendim çektim ve tarafımca kullanılan ‘tugbaekinciofficial’ isimli Instagram hesabımda paylaştım.”</p>

<p><strong>“AİLEMİN TEPKİSİ ÜZERİNE PAYLAŞIMI HEMEN KALDIRDIM”</strong></p>

<p>Ekinci, paylaşımın kalıcı bir gönderi olmadığını, “story” formatında yayımlandığını belirterek suç unsuru taşıdığını düşünmediğini söyledi. Sosyal medyada daha müstehcen olduğunu düşündüğü içeriklerin de bulunduğunu savunan Ekinci, bu nedenle kendi paylaşımının suç oluşturabileceğini düşünmediğini ifade etti.</p>

<p>Ekinci, paylaşımın ailesinin tepkisi üzerine kısa süre içerisinde kaldırıldığını söyledi:</p>

<p>“Burada yaptığım paylaşım ise ana sayfada sabitlenmeden story olarak adlandırılan anlık bir paylaşımdır. Çektiğim ve paylaşmış olduğum bu videonun suç unsuru olduğunu düşünmedim. Kaldı ki çok daha müstehcen olarak değerlendirebileceğim ahlaksız uyuşturucu ve yasaklı madde içerikli paylaşımları sosyal medya organları üzerinde görmekteyiz. Bu denli paylaşımları izledikten sonra kendi yaptığımın suç olabileceğini düşünmedim. Bu paylaşımı yaptıktan çok kısa bir süre sonra ailem tarafından tepki çekmem üzerine paylaşımı hemen kaldırdım.”</p>

<p><strong>“İZNİM VE BİLGİM DIŞINDA KOPYALANDI”</strong></p>

<p>Ekinci, Instagram hesabının çok sayıda kişi tarafından takip edildiğini ve paylaşımın kendisi tarafından kaldırılmasına rağmen farklı mecralarda yayıldığını savundu.</p>

<p>İfadesinin devamında Ekinci şunları söyledi:</p>

<p>“Fakat Instagram hesabım birçok takipçim tarafından takip edilmekte olup, bahse konu paylaşım iznim ve bilgim dışında başka kişiler tarafından kopyalanarak farklı mecralarda paylaşılmış, konu tamamen bundan ibarettir.”</p>

<p>Ekinci’nin emniyet ve savcılık ifadelerine ilişkin kamuoyuna yansıyan ayrıntılarda, soruşturma konusu görüntülerin kendisine ait olduğunu kabul ettiği ancak videonun X’te yayımlandığı hesabın kendisine ait olmadığını savunduğu görülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Kültür-Sanat, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/tugba-ekincinin-ifadesi-ortaya-cikti-paylasimin-suc-unsuru-oldugunu-dusunmedim</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 20:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/t-u-g-b-a.webp" type="image/jpeg" length="69089"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Feti Yıldız’dan “siyasi partiler” mesajı: Anayasa’daki yasakları sıraladı]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/feti-yildizdan-siyasi-partiler-mesaji-anayasadaki-yasaklari-siraladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/feti-yildizdan-siyasi-partiler-mesaji-anayasadaki-yasaklari-siraladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Meraklısına notlar” başlığıyla yaptığı paylaşımda siyasi partilerin faaliyetlerine ilişkin Anayasa’da yer alan hükümleri sıraladı. Yıldız, siyasi partilerin Cumhuriyetin temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik ve seçimlerin temel ilkelerine aykırı faaliyet yürütemeyeceğini hatırlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız, sosyal medya hesabından “Meraklısına notlar” başlığıyla siyasi partilerin uyması gereken anayasal esaslara ilişkin paylaşım yaptı. Yıldız’ın paylaşımında, siyasi partilerin Cumhuriyetin temel niteliklerini, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, milli egemenlik ilkesini ve demokratik seçim esaslarını değiştirmeye yönelik faaliyetlerde bulunamayacağına ilişkin hükümler sıralandı.</p>

<p><strong>SİYASİ PARTİLER HANGİ ESASLARA UYMAK ZORUNDA?</strong></p>

<p>Yıldız paylaşımında siyasi partiler açısından şu hükümleri sıraladı:</p>

<p>“Siyasi partiler:</p>

<p>a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2’nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3’üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;</p>

<p>b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.</p>

<p>c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.</p>

<p>d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.</p>

<p>e) Genel ahlak ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.</p>

<p>f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YILDIZ’IN PAYLAŞIMLARI SEÇİM VE SİYASİ PARTİLER YASASINI DA GÜNDEME GETİRMİŞTİ</strong></p>

<p>Feti Yıldız, 5 Eylül’de yaptığı bir başka “Meraklısına notlar” paylaşımında ise Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyumlu yeni bir siyasi partiler yasası ile seçim yasasının geniş bir mutabakatla hazırlanacağını belirtmişti.</p>

<p>Yıldız’ın son paylaşımı da siyasi partilerin anayasal sınırları ve faaliyet alanlarına ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi.</p>

<p>Anayasa’nın 68’inci maddesinde siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu, tüzük, program ve eylemlerinin Anayasa’da belirtilen temel ilkelere aykırı olamayacağı düzenleniyor. Siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin esaslar ise Anayasa’nın 69’uncu maddesinde yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/feti-yildizdan-siyasi-partiler-mesaji-anayasadaki-yasaklari-siraladi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 19:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2025/09/feti.png" type="image/jpeg" length="23233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pervin Buldan: “Birkaç ay sonra Demokratik Cumhuriyet Hareketi olarak yeni bir hareket inşa edeceğiz”]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/pervin-buldan-birkac-ay-sonra-demokratik-cumhuriyet-hareketi-olarak-yeni-bir-hareket-insa-edecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/pervin-buldan-birkac-ay-sonra-demokratik-cumhuriyet-hareketi-olarak-yeni-bir-hareket-insa-edecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi’nde oy kullanan TBMM Başkanvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, partinin yeni bir inşa dönemine girdiğini söyledi. Buldan, birkaç ay sonra yeniden kongre yapılacağını belirterek, “Demokratik Cumhuriyet Hareketi olarak yeni bir hareketi inşa edeceğiz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti 5’inci Olağan Kongresi Ankara’da devam ederken, TBMM Başkanvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, oy kullandıktan sonra kongreye ve önümüzdeki döneme ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>ANKA Haber Ajansı’na konuşan Buldan, partinin yeni bir inşa dönemine girdiğini belirterek, Türkiye halklarıyla birlikte kalıcı barış için mücadele edeceklerini söyledi.</p>

<p><strong>“YENİ BİR İNŞA DÖNEMİNE GİRİYORUZ”</strong></p>

<p>Buldan, kongrenin ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Hayırlı olsun diyelim. Yeni bir inşa dönemine giriyoruz parti olarak. Türkiye halklarıyla birlikte bu inşa döneminde barışı kalıcı bir hale getirebilmek için büyük bir mücadele vereceğiz.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE’NİN TOPLUMSAL BARIŞA İHTİYACI VAR”</strong></p>

<p>Türkiye’nin toplumsal barışa ihtiyaç duyduğunu belirten Buldan, kongrede eş genel başkanların verdiği mesajlara dikkat çekti.</p>

<p>Buldan şöyle konuştu:</p>

<p>“En azından bugünkü kongreden sonra eş genel başkanlarımızın vermiş olduğu mesajlar açık ama şunu ekleyebilirim tabii ki. Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Toplumsal bir barışa ihtiyacı var ve bunun artık adımları atıldı. Yeni yeni aşamalar var önümüzde.”</p>

<p>Buldan, önümüzdeki aşamaların “krizsiz ve pürüzsüz” ilerlemesi gerektiğini belirterek, toplumun hak ettiği bir barış sürecinin birlikte inşa edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Bu yeni aşamalar krizsiz, pürüzsüz ve toplumun hak ettiği bir barış sürecini hep birlikte inşa etmemiz gerekiyor. Yeni partimiz bugünden itibaren bu merdivenleri çıkmaya başlayacak.”</p>

<p><strong>“DEMOKRATİK CUMHURİYET HAREKETİ OLARAK YENİ BİR HAREKETİ İNŞA EDECEĞİZ”</strong></p>

<p>Buldan’ın açıklamasındaki en dikkat çekici bölüm ise önümüzdeki aylarda yapılması planlanan yeni kongreye ilişkin oldu.</p>

<p>Birkaç ay içerisinde yeniden kongre yapılacağını söyleyen Buldan, bu kongrenin “Demokratik Cumhuriyet Hareketi” olarak yeni bir hareketin inşasının başlangıcı olacağını ifade etti.</p>

<p>Buldan şöyle dedi:</p>

<p>“Muhtemelen birkaç ay sonra yeniden bir kongreyle aslında Demokratik Cumhuriyet Hareketi olarak yeni bir hareketi inşa edeceğiz. Bunun bugün ilk mesajı verildi, adımı atıldı.”</p>

<p>Buldan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Hepimize hayırlı olsun diyorum. Türkiye halklarına hayırlı olmasını temenni ediyorum.”</p>

<p>Buldan’ın açıklamaları, DEM Parti’nin 5’inci Olağan Kongresi sonrasında parti içerisinde yeni bir yapılanma ve daha kapsamlı bir kongre hazırlığının gündeme geleceğine işaret ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/pervin-buldan-birkac-ay-sonra-demokratik-cumhuriyet-hareketi-olarak-yeni-bir-hareket-insa-edecegiz</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/bakirhan-27.webp" type="image/jpeg" length="91415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasında çarpıcı gelişme: Umut Altaş FBI’a “Cinayeti gördüm” dedi]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/gulistan-doku-sorusturmasinda-carpici-gelisme-umut-altas-fbia-cinayeti-gordum-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/gulistan-doku-sorusturmasinda-carpici-gelisme-umut-altas-fbia-cinayeti-gordum-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasında hakkında yakalama kararı bulunan ve ABD’den iadesi istenen Umut Altaş’ın FBI tarafından iki gün boyunca sorgulandığı ortaya çıktı. Türkiye’ye gönderilen 34 sayfalık tutanakta Altaş, Gülistan Doku’nun Mustafa Türkay Sonel tarafından araç içerisinde vurularak öldürüldüğünü gördüğünü ve cesedin bagaja taşınmasına yardım ettiğini iddia etti. Altaş ayrıca olayın ardından dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu’nun devreye girdiğini öne sürdü]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku hakkında yürütülen soruşturmada yeni ve dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Hakkında yakalama kararı bulunan, ABD’de olduğu belirlenen ve Türkiye’ye iadesi talep edilen Umut Altaş’ın FBI tarafından iki gün boyunca sorgulandığı ortaya çıktı.</p>

<p>Adli yardımlaşma kapsamında Türkiye’ye gönderilen 34 sayfalık FD-302 soruşturma tutanağına göre Altaş, Doku’nun Mustafa Türkay Sonel tarafından araç içerisinde vurularak öldürüldüğünü gördüğünü, ardından cesedin birlikte aracın bagajına taşındığını ve olay sonrasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu’nun devreye girdiğini öne sürdü.</p>

<p>Tutanakta yer alan anlatımlar, Altaş’ın beyanları olarak kayda geçti. Söz konusu ifadelerin henüz bağımsız delillerle doğrulandığına ilişkin bir bilgi bulunmuyor.</p>

<p><strong>109 SORULUK LİSTEYLE İKİ GÜN SORGULANDI</strong></p>

<p>Tunceli ve Erzurum Cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma kapsamında Türk makamları tarafından Altaş’a yöneltilmek üzere 109 soruluk bir liste hazırlandı.</p>

<p>FBI ve ABD İç Güvenlik Soruşturmaları birimi görevlileri, Altaş’ı 19 ve 20 Ağustos 2026 tarihlerinde, Pennsylvania’daki Moshannon Valley İşleme Merkezi’nde sorguladı.</p>

<p>FBI’ın 26 Ağustos 2026 tarihli resmi yazısıyla Türkiye’ye gönderilen 34 sayfalık FD-302 raporu, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü aracılığıyla Türk adli makamlarına ulaştırıldı.</p>

<p><strong>“GÜLİSTAN ARKA KOLTUKTAYDI, SİLAHI ÇIKARIP VURDU”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>FBI görevlilerinin Altaş’a, “Mustafa Türkay Sonel’in Gülistan Doku’yu öldürdüğüne inanıyor musun?” sorusunu yönelttiği belirtildi.</p>

<p>Altaş’ın başını sallayarak “Evet” yanıtını verdiği ve ardından cinayeti gördüğünü söylediği aktarıldı.</p>

<p>Altaş’ın anlatımına göre olay 5 Ocak 2020’de yaşandı. Altaş, Mustafa Türkay Sonel ile birlikte köprü kenarında gördükleri Gülistan Doku’yu BMW marka araca aldıklarını iddia etti.</p>

<p>Altaş, aracın sürücü koltuğunda Sonel’in, ön yolcu koltuğunda kendisinin, arka koltukta ise Doku’nun bulunduğunu öne sürdü. Doku’nun araç içerisinde “Beni rahat bırakın, neden beni takip ediyorsunuz?” dediğini, ardından tartışma çıktığını ve genç kadının çığlık attığını iddia etti.</p>

<p>Altaş, Sonel’in torpido gözünden üzerinde Türk bayrağı işlemesi bulunan siyah renkli bir tabanca çıkardığını ve Doku’yu vurduğunu öne sürdü.</p>

<p>FBI görevlilerinin Doku’nun ölüp ölmediğini sorması üzerine de Altaş’ın “Evet” yanıtını verdiği aktarıldı.</p>

<p><strong>“BABAM BU İŞİ HALLEDECEK”</strong></p>

<p>Altaş, olayın ardından Sonel’e tepki gösterdiğini ancak Sonel’in kendisine susmasını söylediğini öne sürdü.</p>

<p>Altaş’ın ifadesine göre Doku’nun cansız bedeni, Sonel ile birlikte aracın bagajına taşındı.</p>

<p>Altaş ayrıca cesedin bagaja konulmasının ardından Sonel’in, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruma görevlisi Şükrü Eroğlu’nu telefonla aradığını ve yaklaşık 15-20 dakika görüştüğünü iddia etti.</p>

<p>Altaş, Sonel’in kendisine “Sus, kimseye bundan bahsetme” dediğini, itiraz etmesi üzerine ise “Babam bu işi halledecek ve ortadan kaldıracak” ifadelerini kullandığını öne sürdü.</p>

<p>Ertesi sabah Sonel’in kendisini aradığını belirten Altaş, bu görüşmede kendisine “Merak etme, hallettik. Sadece kimseye hiçbir şey söyleme” dediğini iddia etti.</p>

<p><strong>CESET İÇİN PERTEK YOLUNU İŞARET ETTİ</strong></p>

<p>FBI tutanağında Doku’nun cesedinin akıbetine ilişkin Altaş’ın aktardığı iddialar da yer aldı.</p>

<p>Altaş, Sonel’in kendisine cesedin olay yerinden Pertek istikametine doğru yaklaşık 30 dakikalık mesafede bulunduğunu söylediğini öne sürdü.</p>

<p>O dönemde bölgede yeni bir yol yapıldığını belirten Altaş, Doku’nun cesedinin Pertek yolu çevresindeki yeni yolun kenarına gömülmüş olabileceğini iddia etti.</p>

<p>Altaş, bu bilginin kendi gözlemine dayanmadığını, Sonel’in kendisine aktardığı bir bilgi olduğunu özellikle belirtti.</p>

<p><strong>BAZ VE PTS KAYITLARI SORULDU: “KAMERALARA BAKMAK İÇİN GERİ DÖNDÜK”</strong></p>

<p>Türk soruşturma makamlarının baz ve Plaka Tanıma Sistemi (PTS) kayıtlarına ilişkin tespitleri de FBI sorgusunda Altaş’a yöneltildi.</p>

<p>Kayıtlara göre Altaş’ın 5 Ocak 2020 saat 22.09’da Doku’nun son görüldüğü Sarısaltuk Viyadüğü civarında olduğu belirtildi.</p>

<p>Mustafa Türkay Sonel’in 22.08-22.37 arasında, Şükrü Eroğlu’nun ise 22.08’de aynı bölgede bulunduğu; PTS kayıtlarında Sonel’in önce tek başına Elazığ yönüne gittiği, ardından saat 22.30’da Altaş ile birlikte Tunceli yönüne döndüğünün tespit edildiği aktarıldı.</p>

<p>Çelişkili ifadelerin ardından Altaş’ın, olaydan sonra aynı araçla köprüye geri döndüklerini kabul ettiği belirtildi.</p>

<p>Altaş, Sonel’in kendisine “Herhangi bir kamera var mı diye bakmak için oraya gideceğiz” dediğini aktardı.</p>

<p>Ayrıca Sonel’in kameraların kayıt yapmayacağını söylediğini öne süren Altaş, kayıtların kim tarafından silindiğini bilmediğini ifade etti.</p>

<p><strong>“BENİM GÜCÜMÜ BİLİYORSUN, SENİ VE AİLENİ ÖLDÜREBİLİRİM”</strong></p>

<p>Altaş, olayın ardından Mustafa Türkay Sonel tarafından tehdit edildiğini de iddia etti.</p>

<p>Sonel’in kendisine “Benim gücümü biliyorsun, seni ve aileni öldürebilirim. Biz ailece devletiz, bize hiçbir şey yapamazlar” dediğini öne süren Altaş, susması karşılığında kendisine para teklif edildiğini iddia etti.</p>

<p>Altaş, bu parayı kabul etmediğini ancak Sonel’in cüzdanına zorla para koyduğunu öne sürdü.</p>

<p><strong>HAMİLELİK İDDİASI DA SORULDU</strong></p>

<p>FBI sorgusunda Altaş’ın eski işvereni Rüstem Keskin ile yaptığı görüşmeler de gündeme geldi.</p>

<p>Keskin’e, Sonel’in Doku’dan kürtaj olmasını istediği ve Doku’nun bunu reddetmesi üzerine öldürüldüğü yönünde ifadeler kullandığı hatırlatılan Altaş’ın, önce sessiz kaldığı, ardından söz konusu beyanların kendisine ait olduğunu kabul ettiği aktarıldı.</p>

<p>Altaş ise Doku’nun hamile olduğu yönündeki sözlerinin bir tahmin olabileceğini savundu.</p>

<p><strong>WHATSAPP’TAN GÖNDERİLDİĞİ ÖNE SÜRÜLEN VİDEO</strong></p>

<p>Altaş’a daha önce verdiği ifadelerde sözünü ettiği bir video da soruldu.</p>

<p>Altaş, Mustafa Türkay Sonel’in kendisine WhatsApp üzerinden bir kez görüntülenebilen, birkaç saniyelik ve parçalanmış bir cesedin bulunduğu video gönderdiği yönündeki beyanı hakkında görüntüyü aldığını doğruladı.</p>

<p>Ancak görüntüdeki kişinin Gülistan Doku olup olmadığını kesin olarak belirleyemediğini ileri sürdü. Daha önce görüntüdeki kişinin Doku olduğunu söylediği yönündeki ifadeleri hatırlatıldığında ise bu sözlerin kendisine ait olduğunu kabul etti ancak görüntüyü net olarak göremediğini savundu.</p>

<p><strong>BABASINA MESAJI DA DOSYADA</strong></p>

<p>Soruşturma dosyasında Altaş’ın babası Celal Altaş’a gönderdiği “Rol yapmayı bırak. Beni susturan sendin” şeklindeki mesaj da yer aldı.</p>

<p>Altaş, mesajı kendisinin gönderdiğini kabul etti ancak neden böyle bir mesaj attığını hatırlamadığını söyledi.</p>

<p>ABD’ye gidiş sürecine ilişkin de bilgi veren Altaş, 25 Mayıs 2022’de İstanbul’dan Meksika’ya, oradan da ABD sınırına geçtiğini anlattı. Yasa dışı geçiş için bir kişiye ödenen 10 bin doların babası tarafından karşılandığını belirtti.</p>

<p><strong>FBI TUTANAĞI KELİMESİ KELİMESİNE İFADE DEĞİL</strong></p>

<p>İki günlük sorgunun ardından Altaş’ın beyanları Türk adli makamlarına ulaştırıldı.</p>

<p>Ancak dosyadaki 34 sayfalık FD-302 raporunun kelimesi kelimesine hazırlanmış bir ifade dökümü olmadığı, FBI görevlilerinin görüşmeyi özetleyerek tutanağa geçirdiği belirtildi.</p>

<p>Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarının, Altaş’ın çelişkili ifadeler de içeren beyanlarını HTS, PTS kayıtları ve diğer tanık anlatımlarıyla birlikte değerlendirdiği ve soruşturmanın sürdüğü bildirildi.</p>

<p><strong>GÜLİSTAN DOKU SORUŞTURMASINDA YENİ AŞAMA</strong></p>

<p>Umut Altaş’ın FBI tutanağındaki anlatımları, Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de kaybolmasından yaklaşık 6 yıl sonra soruşturma dosyasına giren en dikkat çekici beyanlardan biri oldu.</p>

<p>Altaş’ın iddiaları arasında Doku’nun araç içerisinde öldürüldüğü, cesedin bagaja taşındığı, olayın ardından bazı kişilerin devreye girdiği, kameraların kontrol edildiği ve cesedin Pertek yolu çevresine gömülmüş olabileceği yönündeki anlatımlar bulunuyor.</p>

<p>Bu anlatımlar Altaş’ın beyanlarıdır ve soruşturma makamlarınca diğer delillerle birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim Mustafa Türkay Sonel, daha önceki ifadesinde Gülistan Doku’yu tanımadığını ve hakkındaki suçlamaları reddettiğini söylemişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>T24</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/gulistan-doku-sorusturmasinda-carpici-gelisme-umut-altas-fbia-cinayeti-gordum-dedi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/04/gulistan-2.webp" type="image/jpeg" length="31230"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM Parti kongresinde Hatimoğulları ve Bakırhan’dan “barış” mesajı: “Kürt meselesi ertelenebilir değil, bir zorunluluktu]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-parti-kongresinde-hatimogullari-ve-bakirhandan-baris-mesaji-kurt-meselesi-ertelenebilir-degil-bir-zorunluluktu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-parti-kongresinde-hatimogullari-ve-bakirhandan-baris-mesaji-kurt-meselesi-ertelenebilir-degil-bir-zorunluluktu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi Ankara’da sürüyor. Kongrede konuşan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Kürt meselesinin Türkiye açısından artık ertelenebilir bir konu olmadığını belirterek “bir zorunluluk” olduğunu söyledi. Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ise 50 yıllık çatışma ve şiddetin sonuna doğru yüründüğünü savunarak “Demokratik Cumhuriyet hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti, 5’inci Olağan Büyük Kongresi’ni Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriyor. Yasal zorunluluk nedeniyle düzenlenen kongrede parti yönetiminde kapsamlı bir değişiklik beklenmezken, mevcut Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yeniden seçilmesi bekleniyor.</p>

<p>Kongrede parti organlarının seçilmesinin yanı sıra tüzüğün değerlendirilmesi ve yeni döneme ilişkin siyasi bildirgenin ele alınması bekleniyor. Parti yönetimi, 6 Eylül kongresini daha kapsamlı bir dönüşüm kongresine hazırlık olarak değerlendiriyor.</p>

<p>Kongre öncesinde yaşamını yitiren Ağrı Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Akkuş için de başsağlığı dileğinde bulunuldu. Bir süredir kanser tedavisi gören Akkuş, 5 Eylül'de hayatını kaybetti. DEM Parti Eş Genel Başkanları Hatimoğulları ve Bakırhan, Akkuş için yayımladıkları mesajda, “Kaybımız yalnızca Ağrı’nın değil, birlikte mücadele ettiğimiz tüm yol arkadaşlarımızın ve partimizin kaybıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>HATİMOĞULLARI: “ÜÇ YIL ÖNCE YAPTIĞIMIZ KONGREDEN BU YANA YER YERİNDEN OYNADI”</strong></p>

<p>Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, son kongreden bu yana dünyada ve Türkiye’de önemli gelişmeler yaşandığını söyledi.</p>

<p>Hatimoğulları, küresel sermayenin krizinin bedelinin halklara açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma olarak ödetildiğini belirterek, emperyalizmin yeni bir düzen kurmaya çalıştığını savundu.</p>

<p>Hatimoğulları şöyle konuştu:</p>

<p>“Üç yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedelini açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı özellikle Orta Doğu’yu yeniden şekillendiriyor. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hâlâ yeni düzenini arıyor.”</p>

<p>Hatimoğulları, küresel ölçekte büyük göç dalgalarının yaşandığını ve iklim krizinin derinleştiğini belirterek teknolojik gelişmelerin de dünyayı yeni bir döneme taşıdığını söyledi.</p>

<p>“Büyük göç dalgaları yaşanıyor küresel ölçekte ve küresel iklim krizi gittikçe derinleşiyor. Dijital ve teknoloji çağı hayatı hızlandırmış durumda, yapay zekânın geldiği boyut ve üretim biçimini belirlemesi ve üretime katılımıyla birlikte dünya adeta yepyeni bir uygarlığın haberini bekliyor.”</p>

<p><strong>“KÜRT MESELESİ TÜRKİYE İÇİN ERTELENEBİLİR BİR MESELE DEĞİL”</strong></p>

<p>Hatimoğulları, küresel gelişmelerin yanı sıra Türkiye’nin kendi içindeki sorunlarla da yüzleşmesi gerektiğini belirterek, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Dünyadaki gelişmeler böyleyken ve dışarıdaki fay hatları derinleşirken, içeride yüzyıldır taşıdığımız Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülebilmesi için bizler bu dönemi çok sağlıklı bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu mesele şu an bu koşullarda Türkiye için ertelenebilir bir mesele değil, bir zorunluluktur.”</p>

<p>Hatimoğulları, önümüzdeki dönemin Türkiye açısından tarihsel bir sınav niteliğinde olduğunu ifade ederek kongrenin aynı zamanda son üç yılın muhasebesi olduğunu söyledi.</p>

<p>“Önümüzdeki yüzyılda nasıl bir ülkede yaşayacağımızın tarihsel sınavını hep beraber vereceğiz. Bu kongre aynı zamanda üç yılın muhasebesidir.”</p>

<p><strong>“KANUN SADECE BİR KAPI AÇABİLİR”</strong></p>

<p>Hatimoğulları, TBMM’de kabul edilen kanuna ilişkin değerlendirmesinde ise yasal düzenlemenin önemine dikkat çekmekle birlikte, tek başına bir kanunun toplumsal barışı sağlayamayacağını söyledi.</p>

<p>“Kabul edilen kanunu çok önemsiyoruz. Ama aynı zamanda eksikliklerini de belirttik. Hiçbir kanun tek başına toplumsal barış yapamaz. Kanun sadece bir kapı açabilir. Bu kapıdan nasıl geçileceğine siyaset, hukuk ve toplum birlikte karar verir.”</p>

<p>Önlerinde daha zor bir aşama bulunduğunu ifade eden Hatimoğulları, bunun barışın toplumsallaşması olduğunu belirtti.</p>

<p>“Şimdi önümüzde çok daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaşmasıdır. Barış mahallelere, okullara, belediyelere, parlamentoya girmezse barış olmaz.”</p>

<p>Hatimoğulları, barışın herhangi bir iktidarın topluma sunacağı bir lütuf olmadığını belirterek, yıllar boyunca verilen mücadelelerin ve ödenen bedellerin süreci bugünkü noktaya taşıdığını söyledi.</p>

<p>“Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütuf da değil. Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele ve bedeller var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi.”</p>

<p><strong>“EĞER BUGÜN İMRALI’DA BİR MASA KURULDUYSA…”</strong></p>

<p>Hatimoğulları, İmralı’da kurulan masaya ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>“Eğer bugün İmralı’da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ve ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? Hepimizin üstünde durması gereken konu bu.”</p>

<p>Sürece eleştirel yaklaşan kesimlere de seslenen Hatimoğulları, eleştiri ve özeleştirinin siyasi hareketler açısından önemli olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Sürece eleştirel yaklaşan kesimlere de seslenmek istiyorum. Eleştiri ve özeleştiri can suyudur ve ilerleticidir. Ama birbirimize ihtiyacımız var. Eleştirilerimizle, farklılıklarımızla barış yolunu gelin hep beraber yürüyelim.”</p>

<p><strong>“GEÇMİŞİMİZİ ASLA İNKÂR ETMEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Hatimoğulları, geçmişte yaşanan acıların ve ödenen bedellerin unutulmayacağını belirterek, geçmişle yüzleşme vurgusu yaptı.</p>

<p>“Geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz, ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya mahkûm etmeyeceğiz.”</p>

<p>Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkan temel başlıklardan biri, barış sürecinin yalnızca siyasi aktörler arasında değil, toplumun tamamında karşılık bulması gerektiği mesajı oldu. Kongre, parti yönetiminin daha kapsamlı bir dönüşüm için hazırlık dönemini başlatması açısından da önem taşıyor.</p>

<p><strong>BAKIRHAN: “ÇOK BEDEL ÖDEDİK”</strong></p>

<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da kongrede yaptığı konuşmada, partisinin ve siyasi hareketin geçmişte karşılaştığı baskılara değindi.</p>

<p>Bakırhan, son 10 yılda parti binalarının kurşunlandığını, siyasetçilerin tutuklandığını ve belediyelere kayyım atandığını belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Bugün buradayız ama buralara kolay gelmedik. Çok bedel ödedik. Yarım asır boyunca yaşadıklarımızı anlatmaya kalksak günler yetmez. Son 10 yılda her türlü baskıya, hakarete, zulme maruz kaldık. İl binalarımız kurşunlandı, yoldaşlarımız katledildi, eş genel başkanlarımız tutuklandı, belediyelerimize kayyım atandı. Birçok yoldaşımız sürgüne gitmek zorunda kaldı.”</p>

<p>Bu uygulamaların siyasi hareketi dağıtmayı ve siyaset alanından çekilmeye zorlamayı amaçladığını savunan Bakırhan, buna rağmen mücadeleye devam edeceklerini söyledi.</p>

<p>“Bunun bir amacı vardı. Niye bunları yaptılar? Dağılmamızı, yılmamızı, siyaset alanını terk etmemizi istiyorlardı. Bugün burada olduğu gibi ayaktayız. Mücadele etmeye devam edeceğiz.”</p>

<p><strong>“KENDİ EKSİKLERİMİZİ GÖRMEKTEN ÇEKİNMEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Bakırhan, siyasi hareketlerin yalnızca dışarıdan gelen baskılarla değil, kendi eksikleriyle de yüzleşmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Bir siyasi hareketin gücü geçmişiyle yüzleşme cesaretinden gelir. Kendini yenileyebilmek ancak bu cesaretle mümkündür. Bir dönemi değerlendirirken sadece dışarıdan gelen baskıları gerekçe gösteremeyiz. Kendi eksiklerimizi görmekten çekinmeyeceğiz.”</p>

<p>Toplumla bağ konusunda da özeleştiri yapan Bakırhan, bazı dönemlerde sorunlara geç tepki verdiklerini ve örgütsel reflekslerin yeterince hızlı devreye girmediğini ifade etti.</p>

<p>“Zaman zaman toplumla aramızdaki bağı yeterince güçlü tutamadık. Kimi meselelerde sesimizi geç duyurduk. Örgütsel reflekslerimiz her zaman aynı hızla devreye girmedi. Kendi doğrularımızı tekrarlamakla yetindiğimiz anlar oldu.”</p>

<p>Bakırhan, yeni kadroların yetiştirilmesi ve genç kuşakların siyasete dahil edilmesi konusunda da daha yaratıcı olunabileceğini belirterek, bu eksikliklerin farkında olduklarını söyledi.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE KRİZLERİN ÜLKESİ OLMAKTAN ÇIKMALI”</strong></p>

<p>Türkiye’nin içeride yaşadığı sorunların dış politikada da maliyet yarattığını savunan Bakırhan, artık yeni bir döneme girilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Türkiye içerideki dar korkular yüzünden sadece içeride değil, dışarıda da büyük bir maliyet ödedi. Ama hepimiz için artık hatadan dönme zamanıdır. Bu ülke bu insanlar sonu gelmeyen krizleri hak etmiyor. Biz iddialıyız, bu ülkeyi krizlerin ülkesi olmaktan çıkarmaya kararlıyız.”</p>

<p><strong>“50 YILLIK ÇATIŞMALAR VE ŞİDDETİN SONUNA DOĞRU YÜRÜYORUZ”</strong></p>

<p>Bakırhan, konuşmasının devamında Türkiye’deki Kürt meselesine ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>“Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz. 50 yıllık çatışmalar ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz.”</p>

<p>Bakırhan, diyalog ve müzakere yolunun açılmasında rol oynadığını savunduğu siyasi aktörlere teşekkür ederek, Abdullah Öcalan’ın adını da konuşmasında andı.</p>

<p>“Memlekete barış imkânı sunan, diyalogla müzakerenin yolunu açan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum.”</p>

<p><strong>“ARTIK MALİYET ÖDEME DEĞİL, HASAT ALMA DÖNEMİDİR”</strong></p>

<p>Bakırhan, Türkiye’nin yaklaşık bir asırdır “isyan ve inkâr” denklemine sıkıştığını savunarak yeni bir siyasi dönemin başlaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Yüzyıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi, Türkiye bu kısır döngüden çıkmak istiyor.”</p>

<p>Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün Türkiye’ye ağır maliyetler yüklediğini savunan Bakırhan, Ortadoğu’daki gelişmeler açısından da Kürtlerin belirleyici konumuna dikkat çekti.</p>

<p>“Türkiye, son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir.”</p>

<p><strong>BAKIRHAN: “DEMOKRATİK CUMHURİYET HAREKETİNİ BAŞLATIYORUZ”</strong></p>

<p>Bakırhan konuşmasının sonunda yeni siyasi döneme ilişkin mesajını “Demokratik Cumhuriyet” vurgusuyla verdi.</p>

<p>“Demokratik Cumhuriyet hareketini bugünden itibaren başlatıyoruz. Tohum bugün Ankara’da toprağa düştü. Kökü tutacak, dalı büyüyecek; yolumuz, yolunuz açık olsun.”</p>

<p>DEM Parti yönetiminin daha önce yaptığı açıklamalara göre 6 Eylül kongresi, kapsamlı kadro ve program değişikliklerinin yapılacağı nihai kongre olarak görülmüyor. Parti, daha geniş katılımlı ve kapsamlı dönüşüm içeren kongrenin ilerleyen dönemde yapılmasını planlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-parti-kongresinde-hatimogullari-ve-bakirhandan-baris-mesaji-kurt-meselesi-ertelenebilir-degil-bir-zorunluluktu</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/d-e-m1.webp" type="image/jpeg" length="34682"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[6-7 Eylül 1955’te ne oldu? Dönemin siyasileri ne dedi, olayların arkasında kim vardı?]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/6-7-eylul-1955te-ne-oldu-donemin-siyasileri-ne-dedi-olaylarin-arkasinda-kim-vardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/6-7-eylul-1955te-ne-oldu-donemin-siyasileri-ne-dedi-olaylarin-arkasinda-kim-vardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6-7 Eylül 1955’te İstanbul başta olmak üzere İzmir ve Ankara’da Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşların evleri, işyerleri ve ibadethaneleri hedef alındı. Saldırılar, Selanik’te Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldığı haberinin ardından başladı. Olayların hemen sonrasında sıkıyönetim ilan edilirken, dönemin hükümeti saldırıları soruşturduğunu açıkladı. Ancak yıllar boyunca 6-7 Eylül’ün nasıl örgütlendiği ve Demokrat Parti hükümetinin olaylardaki sorumluluğu tartışılmaya devam etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>6-7 Eylül 1955 olayları, başta İstanbul Rumları olmak üzere Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudi yurttaşları hedef alan kitlesel saldırı, yağma ve yıkım dalgası olarak tarihe geçti.</p>

<p>Olaylar 6 Eylül 1955 akşamı İstanbul’da başladı; saldırılar İzmir ve Ankara’ya da yayıldı. Evler, işyerleri, kiliseler, okullar, mezarlıklar ve diğer gayrimüslimlere ait mekânlar hedef alındı.</p>

<p>Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan akademik çalışmada, olayların ardından bazı kentlerde sıkıyönetim ilan edildiği, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın TBMM’yi 12 Eylül 1955’te toplantıya çağırdığı ve konunun Meclis gündemine taşındığı belirtiliyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayların boyutuna ilişkin rakamlar kaynaklara göre değişiyor. Atatürk Ansiklopedisi’nde yer alan resmi kaynaklara göre 4 bin 214 işyeri, 1.004 ev, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okulun yanı sıra fabrika, otel ve benzeri yerlerin bulunduğu toplam 5 bin 622 tesisin saldırıya uğradığı belirtiliyor. </p>

<p>Bazı akademik çalışmalarda ise 5 bin 317 mekân rakamı kullanılıyor. Bu nedenle maddi hasar konusunda farklı kaynaklarda farklı toplamlar bulunuyor. </p>

<p><strong>6-7 Eylül olayları neden çıktı?</strong></p>

<p>6-7 Eylül'ün arka planında yalnızca bir gecede ortaya çıkan toplumsal öfke değil, Kıbrıs meselesi, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki gerilim, milliyetçi propaganda ve dönemin siyasi atmosferi bulunuyordu.</p>

<p>1950'lerin ortasında Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasındaki en önemli dış politika başlıklarından birine dönüşmüştü.</p>

<p>Kıbrıs'ta EOKA'nın faaliyetleri 1955'te yoğunlaşırken Yunanistan, adanın Yunanistan'la birleşmesini ifade eden Enosis talebini gündeme taşıyordu. Türkiye ise Kıbrıs Türklerinin haklarının korunmasını savunuyordu.</p>

<p>TBMM'nin yayımladığı kronolojide, 1 Nisan 1955'te EOKA faaliyetlerinin başladığı, Temmuz ve Ağustos aylarında Türkiye'nin Yunanistan ve İngiltere'ye çeşitli diplomatik girişimlerde bulunduğu ve 29 Ağustos 1955'te Londra Kıbrıs Konferansı'nın başladığı belirtiliyor. </p>

<p>Bu ortamda Türkiye'de “Kıbrıs Türktür, Türk Kalacaktır” sloganı etrafında güçlü bir kamuoyu oluşturuldu.</p>

<p><strong>Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba haberi nasıl yayıldı?</strong></p>

<p>6 Eylül 1955'te olayların başlamasında en önemli gelişmelerden biri, Selanik'te Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu eve ve Türk Konsolosluğu'na yönelik bombalı saldırı haberiydi.</p>

<p>Atatürk Ansiklopedisi'ne göre 5 Eylül'de Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldığı haberi İstanbul Ekspres gazetesinde yayımlandı ve gerilim hızla arttı.</p>

<p>Basın tarihine ilişkin kaynaklarda ise İstanbul Ekspres'in olay günü ikinci baskısında “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı” başlığını kullandığı ve gazetenin normal tirajının çok üzerinde basıldığı aktarılıyor.</p>

<p>Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor:</p>

<p>Selanik'teki bombalama olayı gerçekten gerçekleşmişti; tartışma, bu olayın Türkiye'deki kitlesel saldırıları tetiklemek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı ve saldırının arkasında kimlerin bulunduğu noktasında yoğunlaştı.</p>

<p>Nitekim daha sonraki yıllarda olayın bir provokasyon olduğu ve saldırıların önceden organize edildiği yönünde farklı iddialar ortaya atıldı.</p>

<p><strong>Saldırılar nasıl başladı?</strong></p>

<p>6 Eylül akşamı İstanbul'da önce protesto gösterileri düzenlendi.</p>

<p>Ancak gösteriler kısa süre içinde Rumlara ait ev, dükkân ve işyerlerine yönelik saldırılara dönüştü.</p>

<p>Beyoğlu, Taksim, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Balat, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy ve Bebek başta olmak üzere İstanbul'un çok sayıda bölgesinde saldırılar yaşandı.</p>

<p>Saldırılar yalnızca işyerleriyle sınırlı kalmadı. Evler yağmalandı, kiliseler ateşe verildi, mezarlıklar tahrip edildi ve dini semboller yok edildi. Olayların kapsamı İstanbul'un Rum nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin çok ötesine taşındı.</p>

<p>İzmir ve Ankara'da da benzer saldırılar yaşandı.</p>

<p><strong>6-7 Eylül'de kaç kişi öldü?</strong></p>

<p>6-7 Eylül'deki can kaybı konusunda kaynaklar arasında farklı rakamlar bulunuyor.</p>

<p>Dönemin resmi rakamlarında 3 kişinin öldüğü ve 30 kişinin yaralandığı belirtilirken, Türk basınında daha sonra 11 ölüm rakamı da yer aldı. Yunan kaynakları ve bazı araştırmalarda ise ölü sayısının daha yüksek olduğu ifade edildi.</p>

<p>Cinsel saldırıların sayısı konusunda da benzer bir belirsizlik bulunuyor. Resmi kayıtlarda 60 tecavüz vakasından söz edilirken, araştırmacılar gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor. </p>

<p>Bu nedenle 6-7 Eylül'ün bilançosu aktarılırken tek bir rakamı kesin gerçek olarak vermek yerine “resmi kayıtlar” ve “araştırmacıların tahminleri” arasındaki farkı belirtmek daha doğru.</p>

<p><strong>Evler, işyerleri ve ibadethaneler hedef alındı</strong></p>

<p>Saldırıların ekonomik ve kültürel boyutu da son derece ağırdı.</p>

<p>Resmi kaynaklara dayanan rakamlara göre:</p>

<p>4 bin 214 işyeri,</p>

<p>1.004 ev,</p>

<p>73 kilise,</p>

<p>1 sinagog,</p>

<p>2 manastır,</p>

<p>26 okul ve fabrika, otel, bar gibi farklı yapıların bulunduğu binlerce mekân saldırıya uğradı.</p>

<p>Bu nedenle 6-7 Eylül yalnızca bir “sokak olayları” olarak değil, Türkiye'nin gayrimüslim yurttaşlarının ekonomik ve toplumsal varlığı üzerinde kalıcı sonuçlar yaratan kitlesel bir saldırı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>Saldırılar ne zaman sona erdi?</strong></p>

<p>Olayların kontrolden çıkmasının ardından hükümet İstanbul, İzmir ve Ankara'da sıkıyönetim ilan etti.</p>

<p>TBMM, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın çağrısıyla 12 Eylül'de olağanüstü toplandı ve sıkıyönetim kararını görüştü. Hükümetin Meclis'e sunduğu tezkerede, olayların kamu huzur ve güvenliğini bozacak biçimde büyüdüğü ifade edildi.</p>

<p>Olayların ardından binlerce kişi gözaltına alındı ve saldırıların sorumlularına yönelik soruşturma başlatıldı.</p>

<p>Ayrıca Kıbrıs Türktür Cemiyeti kapatıldı ve cemiyet yöneticilerinden çok sayıda kişi tutuklandı. Atatürk Ansiklopedisi'ne göre cemiyetin merkez ve şubelerinde görev yapan 87 kişi tutuklandı.</p>

<p><strong>Celal Bayar 6-7 Eylül için ne dedi?</strong></p>

<p>Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1 Kasım 1955'te TBMM'nin yeni yasama yılı açılışında 6-7 Eylül olaylarına değindi.</p>

<p>Bayar, olaylardan duyduğu üzüntüyü ifade ederken, sıkıyönetim sonrasında sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığını belirtti.</p>

<p>Bayar'ın yaklaşımının önemli noktalarından biri, saldırıların hedef aldığı kişilerin din, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin anayasal eşitlik güvencesindeki yurttaşlar olduğunun vurgulanmasıydı.</p>

<p>Bayar ayrıca maddi ve manevi zararın giderilmesi gerektiğini, benzer olayların yeniden yaşanmaması gerektiğini ve Türk-Yunan dostluğunun önemini dile getirdi.</p>

<p><strong>Adnan Menderes'in açıklamaları</strong></p>

<p>Dönemin Başbakanı Adnan Menderes de olayların ardından Meclis'te çeşitli vesilelerle konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>TBMM kayıtlarında Menderes'in 6-7 Eylül olayları nedeniyle Başbakan ve eski İçişleri Bakanı hakkında Meclis soruşturması açılması önergesi görüşülürken söz aldığı görülüyor.</p>

<p>Menderes ayrıca 6-7 Eylül'de İstanbul ve İzmir'de zarar görenlerin zararlarının karşılanmasına ilişkin yasa görüşmeleri sırasında da Meclis'te konuştu.</p>

<p>Dolayısıyla dönemin hükümeti, olayların ardından hem sıkıyönetim ve soruşturma yoluna gitti hem de saldırılarda zarar görenlerin zararlarının karşılanmasına yönelik yasal düzenleme yaptı.</p>

<p>Ancak bu, ilerleyen yıllarda hükümetin olaylardaki siyasi sorumluluğuna ilişkin tartışmaların sona ermesi anlamına gelmedi.</p>

<p><strong>İsmet İnönü: “Hiçbir hakikat söylenmedi”</strong></p>

<p>6-7 Eylül'ün siyasi açıdan en önemli tartışmalarından biri, olayların gerçek sorumlularının kim olduğu konusunda yaşandı.</p>

<p>Ana muhalefetteki CHP'nin lideri İsmet İnönü, 16 Aralık 1955'te TBMM'deki görüşmeler sırasında 6-7 Eylül'e ilişkin eleştiriler yöneltti.</p>

<p>Atatürk Araştırma Merkezi'nin çalışmasına göre İnönü, olaylar konusunda hâlâ gerçeklerin ortaya konulmadığını savundu.</p>

<p>İnönü ayrıca Türk-Yunan ilişkilerinin dostane biçimde sürdürülmesi gerektiğini, Kıbrıs Türkleri konusunda Türkiye'nin endişelerinin bulunduğunu ancak hükümetin savaşı çağrıştıran açıklamalarının ortamı daha da gerdiğini söyledi.</p>

<p>Bu açıklama, olaylardan birkaç ay sonra bile 6-7 Eylül'ün Meclis'te kapanmış bir dosya olmadığını gösteriyordu.</p>

<p><strong>Fuad Köprülü yıllar sonra Menderes'i suçladı</strong></p>

<p>6-7 Eylül'le ilgili en ağır siyasi suçlamalardan biri, Demokrat Parti'nin kurucularından ve dönemin eski Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü tarafından yapıldı.</p>

<p>27 Mayıs 1960 darbesinden yalnızca sekiz gün sonra bir gazeteye konuşan Köprülü, dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'yu suçladı.</p>

<p>Köprülü, olayların “baş tertipçisi ve müsebbibi” olarak Menderes'i gösterdiğini ve Kıbrıs politikasıyla bağlantılı bir plan yürütüldüğünü ileri sürdü. Ayrıca Atatürk'ün Selanik'teki evine yönelik bombalama olayının da bir tertip olduğunu iddia etti.</p>

<p>Bu sözler Köprülü'nün iddialarıydı; olayların hükümet tarafından organize edildiğini tek başına kanıtlayan bir belge olarak değerlendirilmemeli.</p>

<p>Köprülü ile Zorlu arasında daha önce başlayan siyasi anlaşmazlıklar da bu açıklamaların değerlendirilmesinde önem taşıyor.</p>

<p><strong>Fatin Rüştü Zorlu neden suçlandı?</strong></p>

<p>Dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Türkiye'nin Kıbrıs politikasının en önemli isimlerinden biriydi.</p>

<p>6-7 Eylül sonrasında Zorlu'nun hükümetten ayrılması ve daha sonra Yassıada'da yargılanması, olaylarla ilgili siyasi sorumluluk tartışmasını daha da büyüttü.</p>

<p>27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassıada'da 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili dava açıldı. Zorlu ve Menderes, olayların hükümet tarafından organize edildiği iddiasıyla yargılandı ve dava sonucunda altışar yıl hapis cezasına çarptırıldılar.</p>

<p>Yargılama sırasında, Zorlu'nun 1955'te Londra'dan Menderes'e gönderdiği ve Kıbrıs konusunda hükümetin elini güçlendirmek için “gerekli tedbirlerin alınmasını” istediği belirtilen telgraf da önemli bir delil olarak gündeme getirildi.</p>

<p>Ancak söz konusu telgrafın yargılama sırasında bulunamadığı, Zorlu'nun ise “tedbirler” ifadesiyle diplomatik önlemleri kastettiğini savunduğu aktarılıyor.</p>

<p><strong>Yassıada'da 6-7 Eylül davası</strong></p>

<p>27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Demokrat Parti yöneticileri Yassıada'da yargılandı.</p>

<p>6-7 Eylül olayları da bu davalar arasında yer aldı.</p>

<p>Dönemin iktidarının olayları organize ettiği yönündeki suçlama mahkemenin temel tartışmalarından biri oldu. TRT'nin Yassıada arşivlerine ilişkin çalışmasında da 6-7 Eylül suçlamasının, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanların olayları tertip ettiği iddiasına dayandırıldığı aktarılıyor.</p>

<p>Bu nedenle 6-7 Eylül'ün siyasi sorumluluğu konusunda 1955'teki Meclis tartışmaları ile 1960 sonrası Yassıada yargılamalarını birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>

<p>1955'te hükümet olayları soruşturduğunu ve sorumluların cezalandırılacağını açıklarken, 1960 sonrasında Demokrat Parti yöneticileri doğrudan olayların tertip edilmesi suçlamasıyla yargılandı.</p>

<p><strong>6-7 Eylül'ün arkasında devlet var mıydı?</strong></p>

<p>Bu soru, 6-7 Eylül tarihinin en tartışmalı başlıklarından biri.</p>

<p>Tarihçiler arasında olayların kendiliğinden gelişen bir halk öfkesi mi, önceden organize edilmiş bir saldırı mı, yoksa devlet içindeki bazı aktörlerin rol aldığı planlı bir operasyon mu olduğu konusunda farklı değerlendirmeler bulunuyor.</p>

<p>Bazı araştırmacılar saldırıların örgütlü niteliğine, farklı kentlerden insanların İstanbul'a taşınmasına, saldırıların eş zamanlılığına ve güvenlik güçlerinin müdahalesindeki sorunlara dikkat çekiyor.</p>

<p>Öte yandan olayların tümünün doğrudan hükümet tarafından planlandığını kesin biçimde kanıtlayan bir belge bulunduğu yönündeki iddia da tartışmalı.</p>

<p>Bu nedenle haber dilinde “devlet organize etti” gibi kesin bir ifade yerine, “devletin ve hükümetin sorumluluğu tartışıldı”, “organize edildiği yönünde iddialar ortaya atıldı” demek tarihsel açıdan daha doğru.</p>

<p><strong>6-7 Eylül neden özellikle Rumları hedef aldı?</strong></p>

<p>Bunun temelinde dönemin Kıbrıs meselesi ve Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki gerilim bulunuyordu.</p>

<p>Kıbrıs'taki Enosis talebi, Türkiye'de Rumlara yönelik şüphe ve düşmanlığın yükselmesine neden olan siyasi propagandanın önemli unsurlarından biri haline gelmişti.</p>

<p>Ancak saldırılar yalnızca Rumlarla sınırlı kalmadı.</p>

<p>Ermeni ve Yahudi yurttaşlar ile diğer gayrimüslim topluluklar da saldırıların hedefi oldu.</p>

<p>Bu nedenle 6-7 Eylül, yalnızca Türk-Yunan ilişkileri bağlamında değil, Türkiye'deki çok kültürlü ve çok dinli toplumsal yapının dönüşümü açısından da ele alınıyor.</p>

<p><strong>6-7 Eylül Türkiye'nin Rum nüfusunu nasıl etkiledi?</strong></p>

<p>6-7 Eylül sonrasında Türkiye'deki Rum toplumunun kendisini güvende hissetmesine ilişkin ciddi bir kırılma yaşandı.</p>

<p>Saldırılarda evleri ve işyerleri zarar gören, ekonomik varlıklarını kaybeden ve fiziksel saldırıya uğrayan çok sayıda Rum yurttaş Türkiye'den ayrılmaya başladı.</p>

<p>Bu süreç, 1964'teki Türkiye'nin Rum yurttaşlarına yönelik sınır dışı uygulamaları ve sonrasında yaşanan göçlerle birlikte İstanbul Rum toplumunun nüfusunun dramatik biçimde azalmasına yol açtı.</p>

<p>Dolayısıyla 6-7 Eylül'ün etkisi 6-7 Eylül gecesiyle sınırlı kalmadı; Türkiye'nin demografik ve kültürel yapısında uzun yıllar hissedilen sonuçlar yarattı.</p>

<p><strong>6-7 Eylül sadece İstanbul'da mı yaşandı?</strong></p>

<p>Hayır.</p>

<p>Saldırıların en ağır biçimde yaşandığı yer İstanbul olmakla birlikte İzmir ve Ankara'da da olaylar meydana geldi.</p>

<p>Atatürk Ansiklopedisi, olayların İstanbul'un yanı sıra Ankara ve İzmir'de de gayrimüslim yurttaşlara ait mülkleri hedef aldığını belirtiyor.</p>

<p>Bazı araştırmalarda ise saldırıların İstanbul dışındaki farklı bölgelere de yansıdığı aktarılıyor.</p>

<p><strong>6-7 Eylül neden bugün hâlâ tartışılıyor?</strong></p>

<p>Çünkü 6-7 Eylül yalnızca geçmişte kalmış bir saldırı dalgası değil.</p>

<p>Türkiye'nin: azınlık politikaları, milliyetçilik, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri, basının kriz önemlerindeki rolü, devlet-toplum ilişkisi, siyasi sorumluluk, gayrimüslim yurttaşların güvenliği, zorunlu göç ve demografik değişim başlıklarının kesiştiği önemli bir tarihsel dönemeç.</p>

<p>Ayrıca olayların gerçek sorumlularının kim olduğu sorusu da hâlâ tarih yazımının önemli tartışma alanlarından biri.</p>

<p><strong>6-7 Eylül'den geriye ne kaldı?</strong></p>

<p>6-7 Eylül, Türkiye'nin yakın tarihinde çok kültürlü toplumsal yapının ağır biçimde yara aldığı dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>Olayların ardından yalnızca binalar, dükkânlar ve ibadethaneler zarar görmedi; toplulukların birbirine duyduğu güven de büyük ölçüde sarsıldı.</p>

<p>Bu nedenle 6-7 Eylül'ün yıldönümlerinde yapılan anmaların temel başlıklarından biri, hafıza ve yüzleşme oluyor.</p>

<p>Bugün 6-7 Eylül konuşulurken yalnızca “ne oldu?” sorusu değil, “nasıl bu noktaya gelindi, kimler sorumluydu ve benzer bir toplumsal saldırının yeniden yaşanmaması için ne yapılmalı?” soruları da gündeme geliyor.</p>

<p><strong>6-7 Eylül 1955 kronolojisi</strong></p>

<p>1 Nisan 1955: Kıbrıs'ta EOKA'nın silahlı faaliyetleri başladı.</p>

<p>29 Ağustos 1955: Londra Kıbrıs Konferansı başladı.</p>

<p>5-6 Eylül: Selanik'teki Atatürk'ün doğduğu eve yönelik bombalama haberi Türkiye'de yayıldı. İstanbul Ekspres'in ikinci baskısı gerilimi artırdı.</p>

<p>6 Eylül akşamı: İstanbul'da protestolar saldırı ve yağma hareketlerine dönüştü.</p>

<p>6-7 Eylül gecesi: Evler, işyerleri, kiliseler, okullar ve diğer gayrimüslimlere ait mekânlar hedef alındı.</p>

<p>7 Eylül: Hükümet İstanbul, Ankara ve İzmir'de sıkıyönetim ilan etti.</p>

<p>12 Eylül: TBMM, sıkıyönetim kararını görüşmek üzere toplandı.</p>

<p>1 Kasım: Cumhurbaşkanı Celal Bayar TBMM açılış konuşmasında olayları değerlendirdi ve sorumluların soruşturulduğunu açıkladı.</p>

<p>16 Aralık: İsmet İnönü, TBMM'de 6-7 Eylül'e ilişkin hükümeti eleştirdi ve olayların gerçeklerinin hâlâ ortaya konulmadığını savundu.</p>

<p>27 Mayıs 1960 sonrası: Demokrat Parti yöneticileri Yassıada'da yargılandı; 6-7 Eylül olayları da davalar arasında yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/6-7-eylul-1955te-ne-oldu-donemin-siyasileri-ne-dedi-olaylarin-arkasinda-kim-vardi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 12:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/6-7-eylul-2.png" type="image/jpeg" length="38572"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MHP’nin seçim sistemi planı: Ortak listeler ve vekil transferlerine sınır]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/mhpnin-secim-sistemi-plani-ortak-listeler-ve-vekil-transferlerine-sinir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/mhpnin-secim-sistemi-plani-ortak-listeler-ve-vekil-transferlerine-sinir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin değiştirilmesine yönelik tartışmalar sürerken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin mevcut yürütme modelinin korunmasından yana olduğu, ancak seçim sistemi ve Siyasi Partiler Yasası’nda kapsamlı değişiklikler istediği öne sürüldü. Kulislerde ortak listeler, milletvekili transferleri, seçim çevreleri ve ittifakların sandalye hesabına etkisine ilişkin yeni formüllerin tartışıldığı belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin geleceğine ilişkin tartışmalar sürerken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin mevcut yürütme modelinin korunması, buna karşın seçim mevzuatı ile Siyasi Partiler Yasası’nın yeniden düzenlenmesi yönünde bir yaklaşımı olduğu öne sürüldü. Bahçeli’nin Habertürk’e yaptığı son açıklamalarının ardından iktidar kulislerinde seçim sistemi, siyasi partilerin işleyişi ve seçim ittifaklarına ilişkin yeni düzenleme seçeneklerinin konuşulduğu belirtildi.</p>

<p><strong>BAHÇELİ: SİSTEM GÜÇLENDİRİLMELİ, AKSAKLIKLAR GİDERİLMELİ</strong></p>

<p>Bahçeli, Habertürk Ankara Temsilcisi Nasuhi Güngör’ün sorularını yanıtlarken Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin uygulamasında ortaya çıkan sorunların ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>MHP lideri, “Bizim söylediğimiz şudur. Bahsettiğiniz her iki alanda da hem sistemi güçlendirecek, hem de aksamaları giderecek değişiklikler üzerinde müzakere edilmelidir” dedi.</p>

<p>Bahçeli, bu tartışmanın yalnızca siyasetçiler tarafından değil, sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve akademisyenlerin katılımıyla yürütülmesi gerektiğini belirterek yapılacak değişikliklerin yeni anayasa çalışmasıyla uyumlu olması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>MHP MEVCUT YÜRÜTME MODELİNİN DEVAMINDAN YANA</strong></p>

<p><strong><i>Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre</i></strong> MHP, yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanı’nda toplandığı mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin korunmasını savunuyor.</p>

<p>Buna karşılık MHP’nin, mevcut modeli değiştirmek yerine seçim mevzuatı ve Siyasi Partiler Yasası üzerinden sistemi yeniden şekillendirmeyi istediği öne sürülüyor.</p>

<p>Bu kapsamda seçim ittifaklarına ilişkin kuralların yeniden ele alınması, siyasi partilerin seçim süreçlerindeki iş birliklerinin daha açık ve bağlayıcı hale getirilmesi gibi seçeneklerin değerlendirildiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>ORTAK LİSTE VE MİLLETVEKİLİ TRANSFERLERİNE SINIR GÜNDEMDE</strong></p>

<p>Kulislerde tartışılan başlıklardan birinin de farklı partilerden isimlerin başka partilerin listelerinden aday gösterilmesi olduğu aktarılıyor.</p>

<p>Bu uygulamanın sınırlandırılması, adaylara belirli bir süre parti üyeliği şartı getirilmesi ve ortak listelerin resmî seçim iş birliği kapsamında değerlendirilmesi gibi formüllerin gündemde olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Seçim sonrasında parti değiştiren milletvekillerine ilişkin yeni kurallar getirilmesi de tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Meclis’te grup kurma koşulları ve milletvekili transferlerinin de Siyasi Partiler Yasası kapsamında yeniden düzenlenebileceği ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SEÇİM ÇEVRELERİ DE YENİDEN DÜZENLENEBİLİR</strong></p>

<p>MHP’nin değerlendirdiği öne sürülen seçenekler yalnızca siyasi partilerin işleyişiyle sınırlı değil.</p>

<p>Dar veya daraltılmış seçim çevresi, seçim çevrelerinin milletvekili sayılarına göre yeniden düzenlenmesi ve seçim ittifaklarında kullanılan oyların sandalye dağılımına etkisi de tartışılan seçenekler arasında gösteriliyor.</p>

<p>Bu başlıkların hayata geçirilmesi halinde milletvekili dağılımının ve siyasi partilerin seçim stratejilerinin önemli ölçüde değişebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>MUHALEFETİN SEÇİM İŞ BİRLİKLERİNE KARŞI YENİ FORMÜL İDDİASI</strong></p>

<p>MHP’nin yaklaşımının, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni değiştirmeden seçim mevzuatı üzerinden siyasi alanı yeniden şekillendirmeyi amaçladığı ileri sürülüyor.</p>

<p>Kulislerde ayrıca iktidar cephesinin, muhalefetin tek liste, çatı parti veya bölgesel seçim iş birliği gibi formüllerine karşı yeni kurallar oluşturmayı hedeflediği değerlendirmesi yapılıyor.</p>

<p>Bahçeli daha önce de Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne uygun biçimde siyasi partiler ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunmuştu. 19 Ağustos’taki açıklamasında, siyasi istikrar ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin yeniden ele alınması gerektiğini belirtmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/mhpnin-secim-sistemi-plani-ortak-listeler-ve-vekil-transferlerine-sinir</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2025/07/bahceli-den-kurt-ve-alevi-cumhurbaskani-yardimcisi-aciklamasi.jpg" type="image/jpeg" length="16410"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mazlum Abdi Şam’a taşınıyor: Yeni görevi ve Ankara’ya ilişkin dikkat çeken iddia]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/mazlum-abdi-sama-tasiniyor-yeni-gorevi-ve-ankaraya-iliskin-dikkat-ceken-iddia</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/mazlum-abdi-sama-tasiniyor-yeni-gorevi-ve-ankaraya-iliskin-dikkat-ceken-iddia" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Al Arabiya’ya konuşan Abdi’ye yakın bir kaynak, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanan Mazlum Abdi’nin henüz resmen görevine başlamadığını ve Haseke’den ayrılarak Şam’a kalıcı olarak yerleşmesinin planlandığını söyledi. Abdi’nin yeni görevinde Suriye içindeki ve dışındaki “Kürt dosyasını” takip edeceği öne sürülürken, Ankara’nın Abdi’yi terör listesinden çıkarmayı planladığı da iddia edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) feshedilmesinin ardından Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanan Mazlum Abdi’nin yeni görevine ilişkin ayrıntılar gündeme geldi. Al Arabiya’ya konuşan Abdi’ye yakın bir kaynak, Abdi’nin henüz resmen görevine başlamadığını, uzun yıllardır bulunduğu Haseke’den ayrılarak Şam’a kalıcı olarak yerleşmeyi planladığını aktardı.</p>

<p><strong>ABDİ ŞAM’A KALICI OLARAK YERLEŞECEK</strong></p>

<p>Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, SDG’nin feshedilmesinin ardından 28 Ağustos’ta yayımlanan kararnameyle Mazlum Abdi’yi Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak görevlendirmişti. Atama, SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin önemli adımlarından biri olarak değerlendirilmişti.</p>

<p>Al Arabiya’ya konuşan Abdi’ye yakın kaynağa göre ise Abdi henüz yeni görevine resmen başlamadı. Uzun süredir Haseke’de bulunan Abdi’nin önümüzdeki dönemde kentten ayrılarak Şam’a kalıcı olarak yerleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Kaynak, Abdi’nin Haseke’de ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyona ait bir üste kaldığını da ileri sürdü.</p>

<p>Abdi’nin Şam’a taşınmadan önce sahada çözülmesi gereken bazı dosyaları sonuçlandırmasının beklendiği belirtildi. Bu başlıklar arasında yerinden edilmiş Kürtlerin kentlerine dönüşü ile feshedilen SDG’nin elinde bulunan ağır silahların Suriye ordusuna teslim edilmesi bulunuyor.</p>

<p><strong>YENİ GÖREVİ KÜRT DOSYASIYLA SINIRLI OLACAK</strong></p>

<p>Ahmed Şara’nın yayımladığı kararnamede Abdi’nin görev ve yetkilerinin ayrıntılarına yer verilmedi.</p>

<p>Ancak konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Abdi’nin yeni görevinin “Suriye içinde ve dışında Kürt dosyasının yönetimiyle” sınırlı olacağını öne sürdü.</p>

<p>Bu kapsamda Abdi’nin ilerleyen dönemde oluşturulması planlanan anayasa ve hukuk komisyonlarının çalışmalarını takip edeceği belirtildi. Bu komisyonlarda Suriye’de yaşayan Kürtlerin anayasal statüsünün ele alınması bekleniyor.</p>

<p>Abdi’nin ayrıca Suriye dışındaki Kürt aktörlerle yürütülecek temasların koordinasyonunda rol üstlenmesinin planlandığı ifade edildi.</p>

<p><strong>ANKARA’YA İLİŞKİN DİKKAT ÇEKEN İDDİA</strong></p>

<p>Haberde Türkiye açısından dikkat çeken bir başka iddia da yer aldı.</p>

<p>Suriye hükümetine yakın bir kaynak, Türkiye’nin Mazlum Abdi’yi terör listesinden çıkarmayı planladığını öne sürdü. Aynı kaynağa göre Şam yönetimi, konunun çözülmesi için Dışişleri Bakanlığı üzerinden Ankara ile temaslarını sürdürüyor.</p>

<p>Bu iddia henüz Ankara tarafından doğrulanmış değil. Nitekim Abdi’nin Türkiye’nin arananlar listesinden çıkarıldığına ilişkin önceki günlerde çıkan haberlerle ilgili farklı bilgiler de kamuoyuna yansımıştı. Bazı kaynaklar Abdi’nin listeden çıkarıldığını bildirirken, bazı haberlerde bu durumun bağımsız olarak doğrulanamadığı ve resmi açıklama yapılmadığı belirtilmişti.</p>

<p><strong>SİBAN HAMO DA LİSTEDEN ÇIKARILMIŞTI</strong></p>

<p>Haberde, daha önce SDG bünyesinde bulunan ve daha sonra Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilen Siban Hamo’nun da Türkiye’nin terör listesinden çıkarıldığı ileri sürüldü.</p>

<p>Siban Hamo’nun Suriye Savunma Bakanlığı bünyesinde görevlendirildiği daha önce de haberleştirilmişti.</p>

<p><strong>ABDİ’NİN SOSYAL MEDYA HESABINDA DİKKAT ÇEKEN DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>

<p>Abdi’nin sosyal medya hesabında yaptığı değişiklikler de yeni dönemin işaretleri arasında gösterildi.</p>

<p>Buna göre Abdi, X hesabının kapak görselinden SDG bayrağını kaldırdı. Profilindeki görev tanımını “SDG Komutanı” yerine “Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı” olarak değiştirdi. Ayrıca ilk kez sivil kıyafetli bir profil fotoğrafı kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Değişiklikler, SDG’nin feshedilmesi ve Abdi’nin Suriye yönetimindeki yeni görevine geçiş süreciyle birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>SDG’NİN FESHEDİLDİĞİ AÇIKLANMIŞTI</strong></p>

<p>Mazlum Abdi, ağustos ayı sonunda Şam’daki Halk Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında SDG’nin, Kürt Özerk Yönetimi olarak adlandırılan yapının ve bunlara bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini açıklamıştı.</p>

<p>Abdi, söz konusu yapıların Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edileceğini duyurmuştu. Bu açıklamanın ardından Ahmed Şara tarafından Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı Danışmanı olarak atanması yeni dönemin önemli adımlarından biri olmuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/mazlum-abdi-sama-tasiniyor-yeni-gorevi-ve-ankaraya-iliskin-dikkat-ceken-iddia</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/mazlumabdi-2.webp" type="image/jpeg" length="19886"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağrı Belediye Eşbaşkanı Mehmet Akkuş yaşamını yitirdi]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/agri-belediye-esbaskani-mehmet-akkus-yasamini-yitirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/agri-belediye-esbaskani-mehmet-akkus-yasamini-yitirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Partili Ağrı Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Akkuş, bir süredir mücadele ettiği kanser hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Akkuş’un vefatı ailesi, yakınları, belediye camiası ve kentte büyük üzüntü yarattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir kanser nedeniyle tedavi gören Akkuş, hastanede sağlık ekiplerinin tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Akkuş’un akşam saat 20.00 sıralarında yaşamını yitirdiği belirtildi.</p>

<p>Mehmet Akkuş’un ölüm haberi, ailesi ve yakınlarının yanı sıra görev yaptığı Ağrı Belediyesi’nde ve kent genelinde üzüntüyle karşılandı.</p>

<p><strong>DEM PARTİ’DEN BAŞSAĞLIĞI MESAJI</strong></p>

<p>Akkuş’un vefatının ardından DEM Parti tarafından yapılan açıklamada, uzun süredir mücadele ettiği kanser hastalığı sonucu yaşamını yitiren Akkuş’un barış ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.</p>

<p>DEM Parti’nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Ağrı Belediye Eşbaşkanımız Memet Akkuş’u, uzun zamandır mücadele ettiği kanser hastalığı sonucunda kaybettiğimizi derin bir üzüntüyle öğrendik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ömrünü barış ve demokrasi mücadelesine adayan yol arkadaşımız Memet Akkuş’u, ortaya koyduğu emek, mücadele azmi ve halkına olan bağlılığıyla her daim hatırlayacağız.</p>

<p>2024 yılında seçildiği Ağrı Belediye Eşbaşkanlığı görevi boyunca Ağrı halkının büyük sevgisini ve saygısını kazanan Memet Akkuş’un bıraktığı mücadele mirasını, yol arkadaşları olarak büyütmeye devam edeceğimizin sözünü veriyoruz.</p>

<p>Memet Akkuş’a Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, yol arkadaşlarına ve tüm partililerimize başsağlığı diliyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/agri-belediye-esbaskani-mehmet-akkus-yasamini-yitirdi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/dem-mehmetakkus.jpg" type="image/jpeg" length="32927"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Demirtaş, Selçuk Mızraklı’nın tahliye tarihini duyurdu: “Artık size emanettir”]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/demirtas-selcuk-mizraklinin-tahliye-tarihini-duyurdu-artik-size-emanettir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/demirtas-selcuk-mizraklinin-tahliye-tarihini-duyurdu-artik-size-emanettir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaklaşık 10 yıldır cezaevinde bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4,5 yıldır aynı hücreyi paylaştığı eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın 8 Eylül Salı günü tahliye olacağını duyurdu. Demirtaş, Mızraklı için kaleme aldığı mesajında “Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 10 yıldır cezaevinde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4,5 yıldır birlikte hapis yattığı eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın 8 Eylül Salı günü tahliye edileceğini açıkladı. Demirtaş, QAD-Barış Meydanı’na yazdığı mesajı eş zamanlı olarak X hesabından da paylaşırken, Mızraklı için “Atomu parçalamadı ama sabrıyla, iradesiyle yedi yılda beton duvarları ‘çatlattı’” dedi.</p>

<p>Demirtaş, Mızraklı’nın 63 yaşında olduğunu belirterek, “Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı” ifadelerini kullandı ve Mızraklı’nın yalnızca dört ay belediye başkanlığı yapabildiğini, ardından yedi yıl cezaevinde kaldığını söyledi.</p>

<p><strong>“SUÇSUZ, DELİLSİZ, HUKUKSUZ YEDİ YIL HAPİS”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demirtaş, Mızraklı ile cezaevindeki bir anını anlattığı yazısında, televizyon karşısında bulmaca çözen Mızraklı’yı Einstein’a benzetti. “Kardeşlik”, “adalet”, “özgürlük” ve “irade” kavramları üzerinden ilerleyen yazıda Demirtaş, Mızraklı’nın cezaevindeki yıllarına dikkat çekti.</p>

<p>Demirtaş’ın yazısında şu ifadeler yer aldı:</p>

<p>“Hapishanenin beton duvarına asılı iki karışlık televizyon açık. Selçuk Mızraklı ile masada oturuyoruz, Hoca’nın önünde her zamanki gibi bulmaca var. Gözlükleri, kırlaşmış saçı ve bıyığıyla Einstein’ı andırıyor. Atomu parçalamadı ama sabrıyla, iradesiyle yedi yılda beton duvarları ‘çatlattı’.”</p>

<p>Demirtaş, Mızraklı’nın çözdüğü bulmacadaki dokuz harfli kelimenin “kardeşlik” olduğunu belirterek, kelimenin sorusunu ise “MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen yıpratılmış, örselenmiş, içi boşaltılmış, kolektif duygu durumu” şeklinde aktardı.</p>

<p>Mızraklı’yı “Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı” olarak nitelendiren Demirtaş, şöyle devam etti:</p>

<p>“Dr. Adnan Selçuk Mızraklı 63 yaşında, Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı. Sadece dört ay belediye başkanlığı yapabildi. Sonrasında suçsuz, günahsız, delilsiz, hukuksuz yedi yıl hapis.”</p>

<p><strong>“ADALET” VE “İRADE” BULMACASI</strong></p>

<p>Demirtaş, yazısında cezaevindeki televizyon ekranından dışarıya yansıyan görüntüler üzerinden de Mızraklı’nın yaşadığı süreci anlattı.</p>

<p>“Dört ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, yedi yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor.”</p>

<p>Demirtaş, Mızraklı’nın bulmacada bu kez “adalet” kelimesini bulduğunu belirterek, sorusunu “Geç olsa bile gelmeyen, MGK kararıyla gelebileceği zannedilen insan onurunun mütemmim cüzü” sözleriyle aktardı.</p>

<p>Yazının devamında Demirtaş, televizyon ekranındaki kişiye ilişkin göndermeli ifadeler kullanarak şöyle yazdı:</p>

<p>“Şahıs az sonra elini kolunu sallayarak adliyeden çıkıyor, ‘Ben öyle çekirge gibi üç defa değil, 500 defa sıçradım’ diyor. ‘Keramet sakızda mı acaba, sen bir defa bile sıçrayamadın Hoca.’ diyorum. ‘Yok’ diyor, ‘O çiğnediği sakız değil, insanlık onuru. Ben bir defa bile çiğnemedim, çiğnetmedim de.’”</p>

<p>“8 EYLÜL SALI GÜNÜ TAHLİYE OLACAK”</p>

<p>Demirtaş, Mızraklı’nın cezasını tamamlayarak 8 Eylül Salı günü tahliye olacağını belirtti.</p>

<p>“Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, Diyarbakır’ın dört ay belediye başkanlığına karşı yedi yıl hapis yatmış ve cezasını tamamlayarak, ‘kardeşlik’ henüz ona uğramadan 8 Eylül Salı günü tahliye olacak temiz yürekli bilgesi.”</p>

<p>Demirtaş, kendisi ile Mızraklı arasındaki bağı ise şu sözlerle anlattı:</p>

<p>“Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir.”</p>

<p>Mızraklı’nın tahliyesini “özgürlük” kelimesi üzerinden anlatan Demirtaş, bulmacanın son kelimesinin ise “irade” olduğunu belirtti:</p>

<p>“İçeriden dışarıya sekiz harfli. ‘ÖZGÜRLÜK’. Hoca bulmacayı tamamlamak üzere.”</p>

<p>“Hoca, bulmacadaki son soruyu da çözüyor. Tepeden tırnağa beş harfli: ‘İRADE’. ‘Sorusu neymiş?’ diyorum. ‘Bunun sorusu yok’ diyor Hoca, ‘Sadece cevabı var.’”</p>

<p>Demirtaş yazısını, Mızraklı’ya Kürtçe veda ederek tamamladı:</p>

<p>“Hoca, Salı akşamı Diyarbakır’da hayırlısıyla. Kesin, Sakızcı Memo da karşılamaya gelir. Yalnız, bizim sakızcımız çok haysiyetlidir, başkalarıyla karıştırmayın sakın.”</p>

<p>“Tû her hebî Mamoste. Her bijî. Biçe rêya te her tim vekirî be.”</p>

<p>Demirtaş, bu ifadelerin ardından parantez içinde, “Sen var ol hoca, çok yaşa. Git, yolun daima açık olsun.” anlamına geldiğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/demirtas-selcuk-mizraklinin-tahliye-tarihini-duyurdu-artik-size-emanettir</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 20:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/demirtas-24.jpg" type="image/jpeg" length="13186"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Abdullah Öcalan: Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelmez]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/abdullah-ocalan-guven-olmadan-hicbir-demokratik-donusum-kalici-hale-gelmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/abdullah-ocalan-guven-olmadan-hicbir-demokratik-donusum-kalici-hale-gelmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Abdullah Öcalan, Dortmund’da devam eden 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne mesaj gönderdi.</p>

<p>Abdullah Öcalan’ın mesajını İmralı Sekretaryası Üyesi Veysi Aktaş okudu.</p>

<p>'YENİ BİR DÖNEMİN EŞİĞİNDEYİZ'</p>

<p>Abdullah Öcalan’ın mesajı şöyle</p>

<p>“Kültür Konferansı’na; Değerli dostlar, sevgili katılımcılar,</p>

<p>Sizleri düzenlediğiniz Kültür Festivali vesilesiyle selamlıyorum. Bu buluşmanın özgürlük arayışınıza, kültürlerin birbirini daha yakından tanımasına ve ortak bir gelecek düşüncesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyorum. Bugün yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Geçmişin çatışmalarını ve acılarını geride bırakırken, o yaşananlardan ders çıkararak önümüzde yeni bir yol açmak zorundayız. Bu yolun temelinde demokratik toplum, demokratik siyaset ve halkların özgürce bir arada yaşayabilmesi vardır.</p>

<p>'MESELEMİZ BİRLİKTE YAŞAMIN MÜMKÜN OLDUĞU DEMOKRATİK BİR DÜZEN KURABİLMEKTİR'</p>

<p>Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz</p>

<p>Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.</p>

<p>Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar,</p>

<p>Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir.</p>

<p>Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?</p>

<p>'BUNDAN SONRA DAHA FAZLA SİYASETERE DAHA FAZLA ÖRGÜTLENMEYE VE DAHA GÜÇLÜ BİR DEMOKRATİK MÜCADELEYE İHTİYAÇ VAR'</p>

<p>Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal 34.yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir. Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.</p>

<p>'YERELİN İRADESİ KARAR ALINMASINDA GERÇEK BİR SÖZ SAHİBİ OLMALI'</p>

<p>Yerelin iradesi söz ve karar sahibi olmalıdır</p>

<p>Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır. Bugün Avrupa'da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.</p>

<p>'KADININ ÖZGÜR OLMADIĞI BİR TOPLUMDA GERÇEK ANLAMDA DEMOKRATİK BİR TOPLUMDAN SÖZ EDEMEYİZ'</p>

<p>Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor.</p>

<p>Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez.</p>

<p>Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır.</p>

<p>'EN GÜÇLÜ SAVUNMA ÖRGÜTLÜ TOPLUMDUR'</p>

<p>Bugün Avrupa'daki gençlere, Türkiye'deki ve Ortadoğu'daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur:</p>

<p>Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var.</p>

<p>Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.</p>

<p>Avrupa'nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir.</p>

<p>'GÜVEN OLMADAN HİÇBİR DEMOKRATİK DÖNÜŞÜM KALICI HALE GELEMEZ'</p>

<p>Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.</p>

<p>Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum.</p>

<p>Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır.</p>

<p>Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Artı Gerçek</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/abdullah-ocalan-guven-olmadan-hicbir-demokratik-donusum-kalici-hale-gelmez</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/ocalan-17.webp" type="image/jpeg" length="51953"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ODTÜ'de öğrencilerin üzerine belediye aracı sürüldü!]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/odtude-ogrencilerin-uzerine-belediye-araci-suruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/odtude-ogrencilerin-uzerine-belediye-araci-suruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Melih Gökçek döneminde başlatılan ve kamuoyunda “ODTÜ Rant Yolu” olarak bilinen Bilkent-İncek Yolu Projesi için çalışmalara yeniden başlamasına karşı ODTÜ öğrencilerinin başlattığı nöbet ikinci gününde de devam etti. Proje alanında basın açıklaması yapan öğrencilerin üzerine ABB’ye ait bir araç sürüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB), Melih Gökçek döneminde başlatılan Bilkent-İncek Yolu Projesi çalışmalarını yeniden başlatmasının ardından ODTÜ öğrencilerinin başlattığı eylem ikinci gününde de sürdü. Proje alanında bir araya gelerek basın açıklaması yapan öğrenciler, yolun ODTÜ Ormanı’nı ve Ankara’nın önemli ekolojik alanlarından birini tehdit ettiğini belirtti. Açıklama sırasında ABB’ye ait bir aracın öğrencilerin üzerine sürüldüğü belirtildi. Öğrenciler, yaşanan tehlikeli engellemeye rağmen alanı terk etmeyerek nöbetlerini sürdürdü.</p>

<p><strong>“400 DAİRELİK REZİDANS RANTI 12 BİNE ÇIKTI”</strong></p>

<p>Proje alanında okunan basın açıklamasında, Bilkent-İncek yolunun Ankara’nın trafik sorununu çözmeyeceği, buna karşın kentin önemli orman alanlarından birini tehdit ettiği savunuldu.</p>

<p>Öğrenciler, projenin geçmişten bugüne rant odaklı biçimde sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“2017'de rant amacıyla Melih Gökçek’in bir gecede ağaçları katlederek başladığı, 2022'de Mansur Yavaş’ın ihalelerle devam ettirmeye çalıştığı ve mücadelemizle durdurulan bu çalışma, Ankara'nın trafik sorununu çözmeyeceği gibi kentin son ormanını yok eden ekolojik bir tehdittir. 400 dairelik bir rezidansın değerini artırmak için başlayan proje, o günden bu yana artan işbirlikçi fırsatçılarla 12 bin daireyi kapsar duruma geldi. Biz ODTÜ öğrencileri olarak ormanımızın, şehrimizin ciğerinin rantçıların kâr hevesi için talan edilmesine karşıyız.”</p>

<p><strong>“ANKARA’NIN KALAN SON EKOLOJİK ALANI”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ODTÜ Ormanı’nın, Atatürk Orman Çiftliği’nin ranta açılmasının ardından Ankara’da kalan tek bütünlüklü ekolojik alan olduğunu belirten öğrenciler, bölgenin Türkiye’de gözlemlenen kuş türlerinin yarısından fazlasına ev sahipliği yaptığını ifade etti.</p>

<p>Öğrenciler, yol projesine yönelik direnişin polis şiddeti ve tehdidiyle bastırılmaya çalışıldığını savunarak, projenin geleceğine ilişkin kararın kapalı kapılar ardında alınmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Açıklamada şu ifadeler yer aldı:</p>

<p>“Bu yolun yapılıp yapılmayacağına karar verecek olan, kapalı kapılar ardında imzalar atan atanmışlar değil ODTÜ’nün öğrencileri, Ankara'nın sakinleridir.”</p>

<p><strong>“GÖKÇEK’İN PROJELERİNİ BİTİREN BELEDİYE İSTEMİYORUZ”</strong></p>

<p>ODTÜ’lü öğrenciler, tüm demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, meslek odalarını ve sivil toplum kuruluşlarını mücadelelerine destek vermeye çağırdı.</p>

<p>Açıklamanın sonunda ABB yönetimine yönelik şu ifadeler kullanıldı:</p>

<p>“Bizlerin almayı hayal bile edemeyeceği rezidansların fiyatlarını katlayan bu yol, Ankaralıların yararına değildir. Biz Gökçek'in projelerini bitiren bir belediye yönetimi istemiyoruz; bilimsel, insana ve doğaya değer veren, kararı demokratik biçimde alınan çözümler talep ediyoruz. ABB rantı besleme!”</p>

<p><strong>“ODTÜ RANT YOLU” PROJESİNDE NE OLMUŞTU?</strong></p>

<p>ODTÜ Ormanı’ndan geçirilmek istenen “Bilkent-İncek Bulvarı Çevre Yolu Bağlantısı” projesi, 2017 yılında Melih Gökçek döneminde ABB ile ODTÜ Rektörlüğü arasında yapılan anlaşmayla başlatıldı.</p>

<p>Uzun süren mücadelelerin ardından Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davada Ankara 9. İdare Mahkemesi, yol ile ilgili planların yürütmesini durdurdu. Gökçek’in istifasının ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine gelen Mustafa Tuna döneminde ise proje rafa kaldırıldı.</p>

<p>ABB, Mansur Yavaş yönetiminde 2021 yılında proje için yeniden ihale açtı. 2022’de ABB’ye ait iş makinelerinin ormana girmesi üzerine başlayan protestoların ardından çalışmalar yeniden durduruldu.</p>

<p>Belediye ekiplerinin geçen hafta proje alanında yeniden çalışma başlatması üzerine ODTÜ öğrencileri bölgede nöbet başlattı. Öğrencilerin eylemi ikinci gününde de devam ederken, basın açıklaması sırasında ABB’ye ait bir aracın öğrencilerin üzerine sürüldüğü belirtildi. Öğrenciler, buna rağmen alandaki nöbetlerini sürdürdü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BİRGÜN</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/odtude-ogrencilerin-uzerine-belediye-araci-suruldu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 23:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/odtu-4.webp" type="image/jpeg" length="37629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DEM Partili Çiftyürek: ‘Entegrasyon’ dedikleri şey, aslında asimilasyondur]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-partili-ciftyurek-entegrasyon-dedikleri-sey-aslinda-asimilasyondur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-partili-ciftyurek-entegrasyon-dedikleri-sey-aslinda-asimilasyondur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti Van Milletvekili ve Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, Rûdaw’a yaptığı açıklamada Kuzey Doğu Suriye ve Türkiye’deki sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Entegrasyon” kavramının kullanımını eleştiren Çiftyürek, Rojava’da yaşananların entegrasyon değil “asimilasyon” olduğunu savunarak Kürtlerin anayasal tanınma, Kürtçenin eğitim dili olması ve belediyelerin özerkliğinin güçlendirilmesi taleplerini dile getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>DEM Parti Van Milletvekili ve Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, “entegrasyon” tartışması, Kuzey Doğu Suriye ve Türkiye’deki gelişmeler ile çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çiftyürek, Rojava’da “entegrasyon” adı altında yürütülen sürecin gerçekte asimilasyon olduğunu savundu.</p>

<p>Çiftyürek, gerçek entegrasyonun farklı halkların kendi kurumları, dilleri ve kültürleriyle bir sistem içerisinde yer almasıyla mümkün olacağını belirterek, Kürtlerin temel taleplerini anayasal tanınma, Kürtçenin eğitim dili olması ve güçlü yerel özerklik olarak sıraladı.</p>

<p><strong>Sinan Çiftyürek, Rûdaw bültenine konuk olarak Hêvîdar Zana’nın sorularını yanıtladı:</strong></p>

<p><strong>Rûdaw: Kuşkusuz entegrasyon meselesi ve çözüm süreci üzerine birçok farklı eleştiri ve yorum var. Bunlardan biri de DEM Parti Van Milletvekili Sayın Sinan Çiftyürek tarafından yapıldı. Kendisi bir eleştiri getirdi, uzun bir yazı kaleme aldı ve gerekçelerini açıkladı. "Entegrasyon evet ama nasıl bir entegrasyon?" diyor. Bunu kendisine soracağım. İyi günler Sayın Çiftyürek, Rûdaw’a hoş geldiniz. Bu mesele üzerine uzun bir makale yazdınız ve bu yazı çok ses getirdi. Rojava’da yaşanan değişim ve şu an Bakur’da (Kuzey) yapılmak istenenler için "entegrasyon" kelimesini kullanmak ne kadar doğru? Buna entegrasyon denebilir mi?</strong></p>

<p>Sinan Çiftyürek: Çok teşekkürler, merhaba. Başlangıçta şunu belirteyim; DEM Parti adına değil, kendi adıma konuşuyorum. Bu entegrasyon meselesi nedir, ne değildir, belki bunun üzerinde durmalıyız. Rojava’da olan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Bunu çok derinlemesine deşmeye gerek yok. İşte Efrin’de, bir Kürt kentinde Kürt halkı, Kürt öğrencileri, Kürt anneleri sokaklara dökülmüş durumda ve kendi dillerinde eğitim talep ediyorlar. Diyorlar ki; "Biz 10 yıldır okullarda Kürtçe eğitim görüyoruz, bugün önümüze zorla ve mecburiyetle Arapçayı koyuyorsunuz, biz bunu kabul etmiyoruz." Bu nedir? Bu entegrasyonun sonucudur. Fazla söze gerek yok.</p>

<p>Bu yüzden biz ne dedik? Entegrasyon var, entegrasyon var. Entegre olmanın iki yolu olduğunu dünya alem biliyor. İnsanlar ya kendi sistemleriyle entegre olurlar ya da devletin sistemine dahil olurlar. Örneğin; federe Kürdistan federaldir ama aynı zamanda entegredir. Irak federal devletiyle entegredir ama kendi kurumlarıyla entegredir. Kendi sivil ve askeri kurumları vardır. Uzatmaya gerek yok; Katalonya, Bask, Kuzey İrlanda, 89 özerk bölgesi olan Rusya, Amerika... Bunların hepsi entegredir. Ancak buralarda entegrasyon kurumlar üzerindendir. Sivil ve idari yapılar egemen sisteme tamamen tabi olmazlar. Rojava ve Bakur’da yürütülmek istenen, özellikle Arapça ve Türkçe üzerinden dayatılan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Adını böyle koyalım; bugün Rojava’da, Kürt kentlerinde bu durum zaten ayyuka çıkmış durumda.</p>

<p><strong>Rûdaw: Sayın Çiftyürek, siz de bilirsiniz ki entegrasyon kavramı daha çok yerinden yurdundan olup başka bir ülkeye giden göçmenler için kullanılır. Yani o kişinin gittiği ülkenin dilini, adetlerini, kültürünü ne kadar öğrendiği, oraya uyum sağlayıp sağlamadığı kastedilir. Kendi toprakları üzerinde yaşayan bir millet için bu kavramın kullanılması doğru mu?</strong></p>

<p>Sinan Çiftyürek: Doğru değil. Sizin bahsettiğiniz entegrasyon, örneğin şu an Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmen ve mülteci için geçerlidir. Onlara deniyor ki; "İster Türk olun ister Arap, buraya geldiyseniz bizim sistemimize ve kültürümüze entegre olmalısınız." Ancak bizim konuştuğumuz entegrasyon, bir devlet içinde birden fazla milletin bulunması durumudur. Ezilen milletler vardır. Onlar diyorlar ki; "Biz ayrılmıyoruz ama ulusal haklarımızı bir sistem dahilinde kullanmak istiyoruz." Bunun yolları özerklik, federalizm veya konfederalizmdir. Bu da bir entegrasyondur ve asıl olan budur. Türkiye ve Suriye’de Kürt halkının önüne konulan şey entegrasyon değil, asimilasyondur. Sizin dediğiniz mülteciler için geçerlidir; oysa bizim milletimiz kendi toprakları üzerindedir. Topraklarımızda değerlerimizle, dilimizle ve kültürümüzle ayrılmadan ama Türkiye’nin sistemiyle, Arapların sistemiyle, Farsların sistemiyle bir birlik kurmak istiyoruz; ancak bunu kendi kurumlarımızla, dilimizle ve kültürümüzle yapmak istiyoruz, tek bir birey olarak değil.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Rûdaw: Sayın Çiftyürek, o zaman şunu sorayım. Siz Komünist Parti olarak bu dönemde nasıl bir çözüm istiyorsunuz? Madem şu an yapılanlar içinize sinmiyor ve eleştirileriniz var, çözüm ne olmalı?</strong></p>

<p>Sinan Çiftyürek: Çok teşekkürler. Bunu defalarca dile getirdik. İşgalci devletler için silahlı siyaset veya sivil siyaset sadece birer ayrıntıdır. Hangisi güçlüyse devlet onu hedef alır. Bugünden itibaren Bakur ve Rojava’da devletlerin amacı silahlı kanadın bırakılmasıdır. Biz silah bırakılmasına karşı değiliz. Bakur’da silahların bırakılmasını destekliyoruz ancak görünen o ki devlet, silahlar bırakıldıktan sonra sivil siyaseti zayıflatmayı amaçlıyor. Çok iyi biliyorlar ki hem Rojava’da hem de Bakur’da milyonlarca Kürt ulusal bilincine ulaştı ve asgari düzeyde ulusal taleplerini istiyor. Dilinin ve varlığının kabul edilmesini istiyor. Ama bugün bakıyoruz ki her iki ülkede de devlet sivil siyasete saldırıyor. Nedir bu? Bakur’daki örnek çok çarpıcı: Amedspor meselesi. Bir araştırma yapıldı, Amedspor’un bir kimliği var ve bu kimlik Kürttür denildi diye o araştırmacılara saldırıyorlar.</p>

<p>Dünyada kimliği olmayan bir spor takımı var mı? Yoktur. Tüm takımların bir kimliği vardır; ya Türk, Alman, Fransız kimliği ya da şehir kimliği. Amedspor da Kürtlerin takımıdır. Türkiye’nin artık bunu kabul etmesi lazım. Silahlar bırakıldı, eğer umutları "silahlar bırakıldı, Kürtler artık sesini çıkarmasın, taleplerini dile getirmesin" ise bu büyük bir yanılgıdır. Silahlar bırakıldıysa, bugün en çok Kürt halkı, Kürt anneleri, Kürt çocukları "Biz Kürdüz, ulusal taleplerimizi istiyoruz" diyecektir. Hem de barışçıl ve demokratik yollarla. Bizim talebimiz de budur; bugün Rojava’da da Bakur’da da amacımız şu 3 önemli madde olmalıdır: Bir, Kürt milletinin varlığı anayasada kabul edilmelidir. İki, Kürtçe seçmeli değil, zorunlu eğitim dili olmalıdır. Üç, belediyelerimizin özerkliği artırılmalıdır. Bu üç nokta hayati önemdedir; eğer Kürt siyaseti bir birlik ruhuyla bunların üzerinde durursa kazanırız.</p>

<p><strong>Rûdaw: Sayın Çiftyürek, şunu sormak istiyorum; siz bu tartışmaları DEM Parti içinde de yapıyor musunuz? Bu eleştirilerinizi DEM Parti toplantılarında da dile getiriyor musunuz? Bu eleştiriler kabul görüyor mu, üzerinde tartışılıyor mu?</strong></p>

<p>Sinan Çiftyürek: Şunu söyledik; ben DEM Parti adına konuşmuyorum ama bunlar aynı zamanda DEM Parti’nin de talepleridir. Hangi talepler? Dile getirdiğimiz; Kürt milletinin varlığının anayasada tanınması, Kürtçenin eğitim dili olması ve belediyelerin özerkliğinin güçlendirilmesi. Kanaatimce bunlar zaten DEM Parti’nin de savunduğu temel hususlardır. Bu yüzden bunlar onların da talepleridir. DEM Parti içinde bu konular üzerine tartışmaların zaten devam ettiğine inanıyorum. Şehir şehir, bölge bölge bu konuları tartışmak için toplantılar yapıyorlar.</p>

<p><strong>Rûdaw: Son olarak şunu sormak istiyorum. Halkın içindesiniz, her gün geziyorsunuz. Halk bu siyasete ve çözüme ne kadar yakın? Entegrasyonun ne olduğu, amacının ne olduğu onlara yeterince anlatılabiliyor mu?</strong></p>

<p>Sinan Çiftyürek: Bir hafta önce mevsimlik işçiler için şehirleri gezdim. Çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyordu. Onların sosyal sorunlarını konuştuk. Ama ne sordular biliyor musunuz? Dediler ki; "Yükümüzün ağır olduğunu, maaşlarımızın çok düşük olduğunu, tehlike altında 11 saat boyunca 800 lira için çalıştığımızı biliyoruz. Ama bizim asıl meselemiz Kürt meselesidir." Bu süreç nedir, içinde bizim için ne var? İkincisi; bugün "süreç var, barış var, silahlar bırakıldı" deniliyor ama Düzce’de, Zonguldak’ta bize saldırıyorlar. Irkçı saldırılar gündeme geliyor. Devletin önce bu saldırıların önünü alması lazım. Cezaevindekiler bırakılıyor, dağdakiler gelecek... "Onları ıslah edeceğim" diyor. Asıl ıslah edilmesi gerekenler, akşamları sokaklarda Kürt halkına saldıranlardır. Kürtçe şarkı duyuyorlar, bırakın şarkıyı bir Kürt gördüklerinde tahammül edemiyorlar. Eğer devlet kalıcı bir barış ve demokrasi istiyorsa, en çok bu konunun üzerinde durmalıdır. Önce o ırkçılık dalgasını kırmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Rudaw</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/dem-partili-ciftyurek-entegrasyon-dedikleri-sey-aslinda-asimilasyondur</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/sinan-2.jpg" type="image/jpeg" length="99055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rojin Kabaiş soruşturması: 2 erkek DNA’sı ve 5 nanogram rokuronyum tespit edildi]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/rojin-kabais-sorusturmasi-2-erkek-dnasi-ve-5-nanogram-rokuronyum-tespit-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/rojin-kabais-sorusturmasi-2-erkek-dnasi-ve-5-nanogram-rokuronyum-tespit-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van’da yaşamını yitiren üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bulgular ortaya çıktı. Avukatlar, dosyada iki farklı erkek DNA’sının tespit edildiğini, Rojin’in midesinde 5 nanogram rokuronyum bulunduğunu ve bazı kişilerin olay saatindeki konumlarına ilişkin yeni HTS verilerine ulaşıldığını açıkladı. Avukatlar, soruşturmanın genişletilmesi için savcılığa çok sayıda yeni talep sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Van’da üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin soruşturmada dikkat çeken yeni bulgular gündeme geldi.</p>

<p>Kabaiş ailesinin avukatları Abdurrahman Karabulut ve Şahin Cangüleç, soruşturmanın geldiği aşamaya ilişkin Van’daki Elit World Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıda dosyada yer alan yeni DNA, HTS, baz istasyonu, kamera ve bilirkişi incelemelerine ilişkin bilgiler paylaşıldı.</p>

<p>Avukatlar, soruşturma kapsamında iki farklı erkek DNA’sı tespit edildiğini, Rojin Kabaiş’in midesinde 5 nanogram rokuronyum bulunduğunu ve bazı kişilerin olay saatindeki konumlarına ilişkin yeni HTS verilerinin ortaya çıktığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“İNTİHAR ALGISI YARATILMAYA ÇALIŞILDI”</strong></p>

<p><a href="https://www.vanhaber.tr/rojin-kabais-sorusturmasinda-yeni-deliller-ortaya-cikti-rokuronyum-bulgusu-icin-yeni-inceleme-talebi" rel="nofollow" target="_blank"><strong><i>VanHaberTR’den Semih Sarma ve Dıldar Güler’in haberine göre,</i></strong> </a>Kabaiş ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, soruşturmanın başlangıcından itibaren yeterli araştırmanın yapılmadığını savunarak dosyanın cinayet şüphesi üzerinden daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Karabulut, soruşturma sürecinde Rojin’in intihar ettiği yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığını öne sürdü. Rojin’in son görüldüğü 27 Eylül saat 19.04’e kadar telefonla sürekli iletişim halinde olduğunu belirten Karabulut, dosyada intihara ilişkin somut bir veri bulunmadığını ifade etti.</p>

<p>Karabulut ayrıca Adli Tıp raporunda Rojin’in bedeninde iki erkek DNA’sı tespit edildiğini, ancak bu DNA’ların nerede bulunduğuna ilişkin bilginin yaklaşık bir yıl sonra açıklanmasının kendileri açısından ciddi soru işareti oluşturduğunu söyledi.</p>

<p><strong>7 BİN 353 ARAÇ YENİDEN İNCELENECEK</strong></p>

<p>Karabulut, soruşturmanın ilk döneminde incelenen 7 bin 353 araca ilişkin de yeni talepler gündeme getirdiklerini açıkladı.</p>

<p>Söz konusu araçların yalnızca camlarından içeri bakılarak kontrol edildiğini öne süren Karabulut, 10 Ekim 2024 tarihli tutanakta Rojin’in kaybolduğu saatlerde sahile inen beyaz, sunrooflu bir araç ile toplam 11 şüpheli aracın tespit edildiğini, ancak bu araçların ayrıntılı şekilde incelenmediğini savundu.</p>

<p>Yeni başvurular sonucunda bu araçların sürücülerinden DNA ve HTS kayıtlarının alınması talebinin kabul edildiğini belirten Karabulut, İHA ve helikopter kayıtlarının Türk Silahlı Kuvvetlerinden istenmesi yönündeki taleplerinin de kabul edildiğini söyledi.</p>

<p><strong>ROKURONYUM BULGUSU İÇİN YENİ İNCELEME</strong></p>

<p>Rojin Kabaiş’in midesinde 5 nanogram rokuronyum tespit edilmesine ilişkin de yeni bir inceleme talep edildi.</p>

<p>Karabulut, maddedeki bulgunun nasıl ve ne zaman vücuda girmiş olabileceğinin araştırılması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda Adli Tıp uzmanları ve profesörlerden alınan görüşlerin değerlendirildiğini ifade eden Karabulut, maddenin vücuttan atılım süresi üzerinden Rojin’in kaybolduğu 27 Eylül ile ameliyat olduğu 11 Eylül tarihleri arasında ne kadar rokuronyum verilmiş olabileceğinin belirlenmesini istediklerini söyledi.</p>

<p>Karabulut, Adli Tıp Kurumu’nun açıklamasının kendilerini tatmin etmediğini, bunun üzerine savcılığa başvurduklarını aktardı.</p>

<p><strong>JASAT TALEBİ REDDEDİLDİ</strong></p>

<p>Avukatlar, soruşturmanın Van Cinayet Büro Amirliği’nden alınarak Ankara JASAT’a devredilmesini de talep etti. Ancak savcılığın bu talebi kabul etmediği belirtildi.</p>

<p>Karabulut, faili meçhul olayların ve cinayetlerin aydınlatılmasında JASAT’ın daha ehil bir birim olduğunu düşündüklerini söyledi. Van Cinayet Büro Amirliği’nde çalıştığını iddia eden bir kişinin Adalet Komisyonu’nun sosyal medya hesabına gönderdiği mesaj ve fotoğrafları da savcılığa sunduklarını belirten Karabulut, buna rağmen dosyanın JASAT’a devredilmesi taleplerinin kabul edilmediğini aktardı.</p>

<p><strong>TELEFON VE KAMERA KAYITLARI İÇİN YENİ TALEPLER</strong></p>

<p>Rojin’in sahilde bıraktığı belirtilen kek, kulaklık, pet şişe, anahtarlık ve cep telefonuyla ilgili incelemelere de değinildi.</p>

<p>Karabulut, diğer materyallerde parmak izi incelemesi yapılmasına rağmen cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapılmadığını savundu. Telefon için yeniden inceleme talebinde bulunduklarını ve savcılığın bu incelemenin yapılacağını kendilerine bildirdiğini söyledi.</p>

<p>Ayrıca bir kişinin ifadesinde olay yerinde bulunmadığını söylediğini, ancak HTS ve baz istasyonu verilerinin bu kişinin Rojin’in kaybolduğu saatlerde aynı bölgede bulunduğunu gösterdiğini belirtti. Söz konusu kişinin kimliğinin soruşturmanın selameti açısından açıklanmadığı aktarıldı.</p>

<p>Rojin’in kaybolduğu noktayı gösteren 360 derece dönen bir kameranın çalışmadığına ilişkin tutanağın da araştırıldığı belirtildi. Karabulut, söz konusu tutanağın 6 Eylül 2024’te, yani Rojin’in kaybolmasından 21 gün önce düzenlendiğini söyledi ve tutanağın gerçeği yansıtıp yansıtmadığının, üniversite arşivinde bulunup bulunmadığının ve geriye dönük hazırlanıp hazırlanmadığının araştırıldığını aktardı.</p>

<p><strong>“UCU KİME DOKUNURSA DOKUNSUN KARARLIYIZ”</strong></p>

<p>Soruşturmanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Karabulut, dosyada her ihtimalin araştırılması gerektiğini belirterek, gerekirse tüm ayrıntıların inceleneceğini söyledi.</p>

<p><strong>415 KİŞİNİN DNA’SI İNCELENDİ</strong></p>

<p>Avukat Şahin Cangüleç ise soruşturma kapsamında bugüne kadar 415 kişiye ait DNA çalışmasının tamamlandığını ve sonuçlarda herhangi bir veriye rastlanmadığını açıkladı.</p>

<p>Savcılık tarafından belirlenen 50 kişilik listenin de DNA incelemesine alınacağını belirten Cangüleç, deniz araçlarına ilişkin çalışmanın sürdüğünü söyledi.</p>

<p>Cangüleç ayrıca Rojin’in cesedinin suda kaldığı sürenin belirlenmesi için suyun sodalı, tuzlu veya tatlı olması, hava ve su sıcaklığı, Rojin’in kıyafetleri ve cesedin durumunun dikkate alınacağı yeni bir çalışma talep edildiğini, savcılığın bu talebi kabul ettiğini aktardı.</p>

<p><strong>CESEDİN BULUNDUĞU NOKTAYA İLİŞKİN YENİ RAPOR TALEBİ REDDEDİLDİ</strong></p>

<p>Cangüleç, Rojin’in cesedinin bulunduğu Mollakasım bölgesine ilişkin yeni bir rapor talep ettiklerini ancak bu talebin reddedildiğini belirtti.</p>

<p>Cangüleç, cesedin bulunduğu bölge ve akıntıya ilişkin mevcut değerlendirmelere katılmadıklarını, yeniden rapor alınmasını istediklerini söyledi. Ayrıca rektör ve yeğeninden tükürük veya kıl örneği alınmasına yönelik taleplerinin de reddedildiğini açıkladı.</p>

<p>Meta’ya gönderilen yazıya daha ayrıntılı yanıt alınması için yeniden yazı yazılacağı belirtilirken, savcılığın cesette bulunan iki farklı DNA’nın sodalı suda kalma ihtimali üzerine araştırma yapacağı aktarıldı.</p>

<p><strong>DARALTILMIŞ BAZ ÇALIŞMASI BEKLENİYOR</strong></p>

<p>Cangüleç, sosyal medyada Rojin Kabaiş ile aynı ad ve soyada sahip dört kişinin tespit edildiğini, bunlardan üçünün farklı illerde görev yaptığının belirlendiğini, dördüncü kişiyle ilgili araştırmanın sürdüğünü ifade etti.</p>

<p>Rojin’in kaybolduğu geceye ilişkin daraltılmış baz istasyonu çalışması talep edildiğini belirten Cangüleç, Adalet Bakanlığı ekibi tarafından yürütülen çalışmanın birkaç gün içerisinde sonuçlanmasının beklendiğini söyledi.</p>

<p><strong>135 SAYFALIK UZMAN RAPORU</strong></p>

<p>Dosyada savcılık listesinde bulunmayan bir bilirkişiden alınan 135 sayfalık uzman görüşü raporunun önemli bir belge olduğunu belirten Cangüleç, raporda Rojin’in telefonu hakkında dikkat çekici tespitlerin bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Rapora göre Rojin’in telefonunun son baz aldığı koordinat ile cesedinin bulunduğu nokta arasında 323 metre mesafe bulunuyor. Telefonda olay akşamı internet veri akışının ve görüntülü görüşmelerin yüksek olduğu, dolayısıyla cihazın aktif kullanıldığı da tespit edildi.</p>

<p>Cangüleç, görüntü tutanaklarında bazı kişi ve plakaların tespit edildiğini ancak soruşturmanın gizliliği nedeniyle bunların şimdilik açıklanmadığını belirtti.</p>

<p>Soruşturma devam ederken avukatların savcılığa sunduğu yeni talepler ile DNA, HTS, baz istasyonu, kamera ve bilirkişi incelemelerinin sonuçları bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Kadın, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/rojin-kabais-sorusturmasi-2-erkek-dnasi-ve-5-nanogram-rokuronyum-tespit-edildi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/rojinkabais-6.jpeg" type="image/jpeg" length="85113"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Melih Gökçek, yurt dışına kayıt dışı para aktarımı soruşturmasında ifade vermek için adliyede]]></title>
      <link>https://www.gazetemunevver.com.tr/melih-gokcek-yurt-disina-kayit-disi-para-aktarimi-sorusturmasinda-ifade-vermek-icin-adliyede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazetemunevver.com.tr/melih-gokcek-yurt-disina-kayit-disi-para-aktarimi-sorusturmasinda-ifade-vermek-icin-adliyede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ailesinin Almanya’da kurduğu şirket üzerinden gayrimenkul yatırımları yaptığı ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktardığı iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında ifade vermek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, hakkında yürütülen soruşturma kapsamında bugün Ankara Adliyesi’ne geldi.</p>

<p>Gökçek, “ailesinin Almanya’da kurduğu şirket üzerinden gayrimenkul yatırımları yaptığı ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” iddialarına ilişkin soruşturmada “şüpheli” sıfatıyla ifade verecek.</p>

<p><strong>HAKKINDA RESEN SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞTI</strong></p>

<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Gökçek hakkında, “yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” yönündeki iddialar üzerine resen soruşturma başlatılmıştı.</p>

<p>Soruşturma kapsamında ifade vermek üzere adliyeye gelen Gökçek’in, savcılıkta şüpheli sıfatıyla ifade vermesi bekleniyor.</p>

<p><strong>NE OLMUŞTU?</strong></p>

<p>Gökçek ailesinin Almanya’daki mal varlığına ilişkin iddiaları gazeteci Murat Ağırel gündeme taşımıştı.</p>

<p>İddiaların ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Melih Gökçek hakkında 29 Ağustos Cumartesi günü resen soruşturma başlatmıştı.</p>

<p>Soruşturma haberinin ardından açıklama yapan Melih Gökçek ise “Allah’ın izniyle veremeyeceğim hesabım yoktur. Gerekli bilgileri savcılığa vereceğim. Kendimi Türk adaletine teslim ediyorum” demişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başsavcılık ayrıca Murat Ağırel’i de tanık olarak ifade vermeye çağırmış, Ağırel 31 Ağustos Pazartesi günü Ankara’da ifade vermişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Politika</category>
      <guid>https://www.gazetemunevver.com.tr/melih-gokcek-yurt-disina-kayit-disi-para-aktarimi-sorusturmasinda-ifade-vermek-icin-adliyede</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazetemunevvercomtr.teimg.com/crop/1280x720/gazetemunevver-com-tr/uploads/2026/09/m-e-l-i-h-1.jpeg" type="image/jpeg" length="33909"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
