Geçen yüzyılın başında dünya, harita üzerinde pergel ve cetvelle çizilen sömürge sınırlarının, doğrudan askeri işgallerin ve açık yağmanın kıskacındaydı. Lenin, dönemin kapitalizmini "en yüksek safhası" olarak tanımlarken mali sermayenin ulusları boyunduruk altına alan yapısını teşhir etmiş; ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkını teorik bir meşruiyete kavuşturmuştu.
Pratikte ise bu teorik kulvarı bir devlet ve üretim gerçekliğine dönüştüren Stalin oldu. Bağımsızlığın yalnızca askeri bir zaferle kazanılamayacağını, yerel sanayileşme ve korumacı bir ulusal pazar inşa edilmediği sürece siyasi bağımsızlığın kağıt üstünde kalacağını savundu. Çevre ülkeleri küresel üretim zincirine bağlayan emperyalizme karşı reçete belliydi: Bağımsız iktisat.
Bizim coğrafyamıza geldiğimizde ise Mahir Çayan, bu küresel teoriyi özgün bir süzgeçten geçirdi. Çayan’ın 1970'lerde ortaya koyduğu "Gizli İşgal" ve "Suni Denge" kavramları, yeni-sömürgeciliğin röntgenini çekiyordu: Emperyalizm artık sadece postallarıyla gelmiyordu. İçselleştirilmiş bir olgu olarak ülkenin iktisadi, askeri ve siyasi kılcal damarlarına sızıyor; yerli işbirlikçileriyle halkta kitleleri pasifize eden bir çaresizlik illüzyonu (suni denge) yaratıyordu.
Peki, 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, bu tarihsel mirasın ışığında "ulusal kurtuluş" ve Türkiye gerçeği ne ifade ediyor?
Açık konuşalım: Bugünün emperyalizmi ne 1917’nin siperlerinde ne de 1970’lerin Soğuk Savaş ikliminde kaldı. Türkiye özelinde baktığımızda bu bağımlılık ilişkilerinin en somut örneklerini yaşıyoruz:
* Finansal Kıskaç ve Özelleştirme Sürgünü: Türkiye’de SEKA’dan Telekom’a, limanlardan enerji hatlarına kadar kamusal üretimin tasfiye edilmesi, sıcak para girişlerine endeksli borçlandırma politikalarıyla birleşti. Ulusal kaynakların uluslararası sermaye birikimine entegre edildiği bu yapı, iktisadi egemenliği doğrudan Londra ve Wall Street merkezli fonlara devretti.
* Dijital Egemenlik Kaybı: Veri akışının, iletişim altyapılarının ve yapay zeka algoritmalarının küresel teknoloji tekellerinin (Big Tech) elinde toplandığı bir çağdayız. Yerli ve milli söylemlerinin arkasında, verisi ve iletişim altyapısı küresel şirketlerin sunucularında tutulan bir Türkiye’nin siber ve siyasi bağımsızlığından bahsetmek bir illüzyondur.
* Kürt Sorunu ve Emperyalist Denklemin Sıkışması: Anti-emperyalist mücadelesini Türkiye ölçeğinde düşünürken Kürt sorununu göz ardı etmek, denklemi eksik kurmaktır. Bölgedeki etnik ve mezhepsel fay hatlarını kendi stratejik çıkarları için araçsallaştıran emperyalizm; bir yandan bölge halklarını çatıştırarak "böl-yönet" siyasetini derinleştirmekte, diğer yandan ulusal direniş hatlarını parçalamaktadır. Kürt sorununun çözümsüz bırakılması, emperyalist müdahalelere açık bir zemin yaratırken; içeride de şovenizmi körükleyip ortak bir anti-emperyalist cephenin kurulmasını engellemektedir. Gerçek bir ulusal kurtuluş; Kürtlerin eşit yurttaşlık ve demokratik haklarını emperyalist güçlerin insafına veya bölge dışı aktörlerin pazarlık masalarına bırakmadan, bölge halklarının ortak ve kamucu iradesiyle çözmeyi gerektirir.
* Yeni Suni Denge: Dijital medyanın, tüketim kültürünün ve bireyciliğin yarattığı modern illüzyon. Bireyleri yalnızlaştırarak ve toplumsal hafızayı silerek, hem sınıf bilincinin hem de ortak geleceğe dair birleşik bir iradenin gelişmesini engelliyor.
Bu koşullarda 21. yüzyılda anti-emperyalist bir hat örmek; eski sloganları tekrarlamaktan değil, Lenin’in küresel sistem analizini, Stalin’in bağımsız üretim vurgusunu ve Çayan’ın içselleştirilmiş bağımlılık tespitini bugüne güncellemekten geçer.
Bugün tam bağımsızlık mücadelesi; toprağa, emeğe ve kamusal varlıklara sahip çıkarken aynı zamanda teknolojik egemenliği, gıda güvenliğini ve dijital bağımsızlığı savunmaktır. Finansal ağlar, küresel algoritmalar ve halkları birbirine kırdıran bölgesel denklemle kurulan bu yeni "suni denge", ancak Türkiye’deki tüm ezilenlerin kendi öz gücüne dayanan, eşitlikçi, kamucu ve ortak bağımsızlık hattıyla kırılabilir.
* Yüzyılda tam bağımsızlık, dünyadan kopuk bir içe kapanma olmadığı gibi, küresel sermayeye kayıtsız şartsız bir teslimiyet de değildir. Tam bağımsızlık; kendi geleceğini tayin edecek iktisadi, teknolojik ve toplumsal iradeyi toprağın altından, dijital kodların arasından ve halkların ortak mücadelesinden yeniden söküp alma kavgasıdır.