Dünya

ABD Büyükelçisi Barrack: Suriye Kürtleri için tarihi fırsat entegrasyondan geçiyor

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Esad sonrası süreçte Suriye Kürtlerinin tam vatandaşlık, kültürel haklar ve siyasal katılım için yeni Şam yönetimiyle entegrasyonunun en güçlü seçenek olduğunu söyledi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sosyal medya hesabından Suriye’de Kürtlerin geleceğine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Barrack, Esad sonrası geçiş sürecinde Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni hükümetin, Kürtler için uzun yıllardır mahrum bırakıldıkları vatandaşlık hakları, kültürel güvenceler ve siyasal katılım açısından tarihi bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Barrack, geçmişte ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri varlığının temel gerekçesinin IŞİD’le mücadele olduğunu hatırlatarak, Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’nin 2019’da örgütün sözde hilafetinin sona erdirilmesinde en etkili kara gücü olduğunu söyledi. O dönemde işlevsel bir merkezi devletin bulunmadığını belirten Barrack, Esad rejiminin İran ve Rusya ile ilişkileri nedeniyle güvenilir bir ortak olmadığını söyledi.

“DENGELER DEĞİŞTİ, MERKEZİ DEVLET VAR”

Barrack, bugün gelinen noktada Suriye’de tanınan bir merkezi hükümetin bulunduğunu ve Şam yönetiminin IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’na 2025’in sonlarında katıldığını hatırlattı. Bu gelişmenin ABD-SDG ilişkilerinin temelini değiştirdiğini belirten Barrack, güvenlik sorumluluklarının artık Şam yönetimine devredilebileceğini söyledi.

18 OCAK ANLAŞMASI

ABD’nin bu geçişi aktif biçimde kolaylaştırdığını savunan Barrack, 18 Ocak’ta imzalanan entegrasyon anlaşması kapsamında SDG mensuplarının bireysel olarak ulusal orduya katılmasının, petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları gibi kritik altyapının Şam’a devrinin ve IŞİD tutuklularının bulunduğu cezaevi ve kampların merkezi yönetime bırakılmasının öngörüldüğünü aktardı.

ABD’nin Suriye’de uzun vadeli askeri varlık hedeflemediğini vurgulayan Barrack, önceliklerinin IŞİD kalıntılarıyla mücadele, toplumsal uzlaşı ve ulusal birlik olduğunu, ayrılıkçı ya da federal yapılara destek vermediklerini dile getirdi.

“YARI ÖZERKLİKTEN DAHA GÜÇLÜ HAKLAR”

Barrack’a göre yeni süreç, Kürtler için iç savaş koşullarında oluşan yarı özerk yapıdan çok daha güçlü kazanımlar sunuyor. Bunlar arasında daha önce vatansız bırakılanlar dahil olmak üzere tam vatandaşlık, Kürt dili ve kültürünün anayasal güvence altına alınması, Kürtçe eğitim, Newroz’un ulusal bayram olarak tanınması ve yönetime katılım yer alıyor.

Risklerin sürdüğünü kabul eden Barrack, entegrasyonun ertelenmesinin istikrarsızlık ve IŞİD’in yeniden güçlenmesi riskini artırabileceğini öne sürerek, ABD’nin Kürt hakları ve karşı-terör işbirliği için diplomatik baskıyı sürdüreceğini ifade etti.

Barrack’ın açıklamasının tamamı şu şekilde:

Suriye’de Kürtler için şu anda en büyük fırsat, Başkan Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni hükümetle birlikte Esad sonrası geçiş sürecinde yatmaktadır. Bu dönem, Kürtler için birleşik bir Suriye devleti içinde tam entegrasyon, vatandaşlık hakları, kültürel güvenceler ve siyasal katılım yolunu açmaktadır. Bu haklar, Beşar Esad rejimi döneminde Kürtlerden uzun yıllar boyunca esirgenmiş; birçok Kürt vatansız bırakılmış, dil kısıtlamalarına ve sistematik ayrımcılığa maruz kalmıştır.

Tarihsel olarak, ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri varlığı öncelikle IŞİD’e karşı ortaklık gerekçesiyle meşrulaştırılmıştır. Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 2019 yılına kadar IŞİD’in sözde toprak hilafetinin yenilgiye uğratılmasında sahadaki en etkili güç olmuştur. SDG, binlerce IŞİD mensubunu ve aile bireylerini el-Hol ve el-Şaddadi gibi cezaevi ve kamplarda tutmuştur. O dönemde işlevsel bir merkezi Suriye devleti yoktu; Esad rejimi zayıflamış, ülke içinde tartışmalı bir konumdaydı ve İran ile Rusya ile olan ittifakları nedeniyle IŞİD’e karşı güvenilir bir ortak değildi.

Bugün ise durum temelden değişmiştir. Suriye artık tanınan bir merkezi hükümete sahiptir ve bu hükümet 2025 yılının sonlarında IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’na 90’ıncı üye olarak katılmıştır. Bu gelişme, Batı’ya yönelimi ve ABD ile terörle mücadelede iş birliğini göstermektedir. Bu durum, ABD–SDG ortaklığının gerekçesini değiştirmiştir: SDG’nin sahadaki birincil IŞİD karşıtı güç olma rolü büyük ölçüde sona ermiştir. Çünkü Şam yönetimi artık güvenlik sorumluluklarını, IŞİD tutuklularının bulunduğu cezaevleri ve kamplar da dahil olmak üzere devralmaya hem istekli hem de muktedirdir.

Son gelişmeler, ABD’nin SDG’nin ayrı bir rolünü sürdürmek yerine bu geçişi aktif biçimde kolaylaştırdığını göstermektedir:

• ABD, Suriye Hükümeti ve SDG liderliği ile kapsamlı temaslarda bulunarak 18 Ocak’ta imzalanan entegrasyon anlaşmasını güvence altına almış ve sürecin zamanında ve barışçıl şekilde uygulanması için net bir yol haritası oluşturmuştur.

• Anlaşma kapsamında SDG mensuplarının bireysel olarak ulusal orduya entegre edilmesi (bu başlık en tartışmalı konulardan biri olmaya devam etmektedir), petrol sahaları, barajlar ve sınır kapıları gibi kilit altyapıların devri, IŞİD cezaevleri ve kamplarının kontrolünün Şam’a bırakılması öngörülmektedir.

• ABD’nin uzun vadeli askeri varlık niyeti yoktur; öncelikleri IŞİD kalıntılarının yenilgiye uğratılması, uzlaşının desteklenmesi ve ayrılıkçılık ya da federalizm dayatmadan ulusal birliğin güçlendirilmesidir.

Bu süreç, Kürtler için benzersiz bir fırsat penceresi yaratmaktadır. Yeni Suriye devletine entegrasyon; daha önce vatansız bırakılanlar da dahil olmak üzere tam vatandaşlık, Kürtlerin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınması, Kürt dili ve kültürüne anayasal güvenceler (Kürtçe eğitim, Newroz’un ulusal bayram olarak kutlanması gibi) ve yönetime katılım anlamına gelmektedir. Bu kazanımlar, iç savaş kaosu içinde SDG’nin sahip olduğu yarı özerk yapıdan çok daha ileri haklar sunmaktadır.

Riskler halen mevcuttur. Kırılgan ateşkesler, zaman zaman yaşanan çatışmalar, radikal unsurlara dair endişeler ve bazı aktörlerin geçmiş hesaplaşmaları yeniden gündeme getirme isteği bunlar arasındadır. Ancak ABD, Kürt hakları için güvenceler ve IŞİD’le mücadelede iş birliği konusunda baskı yapmaktadır. Uzun süreli ayrışmanın alternatifi istikrarsızlık ya da IŞİD’in yeniden güç kazanması olabilir. ABD diplomasisinin desteklediği bu entegrasyon, Kürtlerin tanınan bir Suriye ulus-devleti içinde kalıcı haklar ve güvenlik elde etmesi için şimdiye kadarki en güçlü fırsatı temsil etmektedir.

Suriye’de ABD’nin odaklandığı iki temel konu şunlardır:

Hâlihazırda SDG tarafından korunan IŞİD tutuklu tesislerinin güvenliği,

SDG ile Suriye Hükümeti arasında barışçıl entegrasyonu sağlamak ve Suriye Kürtlerinin tam vatandaşlık temelinde siyasal sürece dahil edilmesini kolaylaştırmak.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }