Bu Kavgada Tarafsızlık Yok

Bir işçinin üretim sürecinde yarattığı, ancak ücret olarak karşılığını alamadığı ve kapitalist tarafından kâr olarak el konulan değere artı değer denir. Kapitalist sistemde sermayenin büyümesinin ve kârın temel kaynağı, işçinin ürettiği bu karşılığı ödenmemiş emektir.

Başka bir ifadeyle, kapitalist sermayesini işçinin emeği üzerinden büyütür. İşçi üretir, sermaye birikir; işçi çalışır, patron zenginleşir.

Dünyanın her yerinde kapitalist sistemin işleyişinde karşımıza çıkan bu sömürü mekanizmasının Türkiye’deki örneklerinden biri ise Yıldızlar SSS Holding’de yaşananlardır. Burada yalnızca emeğin karşılığının ödenmemesinden değil, işçilerin aylarca çalışıp hak ettikleri ücretlere ulaşamamasından söz ediyoruz. Kimi işçinin iki aylık, kimisinin ise sekiz aya varan ücret alacağı bulunduğu belirtiliyor.

Daha çarpıcı olan ise şu: İşçilerin ücretlerini ödemeyen şirket büyümeye devam ediyor.

Biz bunu Ankara’da defalarca eylem yapmak zorunda kalan Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesiyle öğrendik. Ardından aynı maden şirketinin farklı şehirlerdeki işletmelerinde çalışan işçilerin de ücretlerinin üç Bakanlığın söz ve hakemliğine rağmen ödenmediğini gördük.

Tam da bu günlerde gazeteci Bahadır Özgür’ün Halk TV’de yayımlanan yazısı, meselenin başka bir boyutunu gözler önüne serdi.

Özgür’ün yazısında ortaya koyduğu tablo oldukça çarpıcı: Holding adeta bir arsa imparatorluğu görünümünde. Sebahattin Yıldız adına kayıtlı 849 tapudan söz ediliyor. Bu taşınmazların toplamının yaklaşık 21 milyon metrekare, yani 21 kilometrekare olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bölümünün Kütahya Tavşanlı’daki Eti Gümüş işletmesi çevresinde bulunduğu, yalnızca maden çevresinde 619 tarım parselinin satın alındığı aktarılıyor. Bunun yanında Çeşme, İstanbul ve Antalya’da milyarlarca lira değerinde gayrimenkullerden söz ediliyor.

İşte tam burada, işçilerin yıllardır taşıdığı o pankart akla geliyor:

“Sahip olduğunuz servet, bizden çaldıklarınızdır.”

İlk bakışta hamasi bir slogan gibi görülebilir. Ancak ortaya çıkan tabloya bakıldığında bu sözün hiç de hamasi olmadığı görülüyor.

İşçi madende çalışıyor. Üretiyor. Alın terini ortaya koyuyor. Fakat emeğinin karşılığını bırakın zamanında almayı, yasal olarak hak ettiği (artı değerli) ücretine bile ulaşamıyor.

Buna karşılık işverenin serveti büyüyor; yeni yeni maden ocakları, arsalar, fabrikalar, gayrimenkuller çoğalıyor.

İşte çelişki tam da burada.

İşçiye “para yok” deniliyor. Duy da inanma. Ama ortada yüzlerce tapu ve milyonlarca metrekare arazi var.

Bahadır Özgür’ün yazısında dikkat çekilen bazı gayrimenkullerin satılması halinde işçilerin alacaklarının karşılanabileceği ileri sürülüyor.

Peki satılır mı?

Satıl(a)maz. Çünkü sermaye açısından mülkiyet yalnızca bir mal değil, aynı zamanda sermayenin gelecekteki birikiminin güvencesidir. İşçinin bugün yaşadığı açlık, borç ve geçim sıkıntısı; sermayenin servet biriktirme mantığı karşısında çoğu zaman ikinci plana itilir.

Ankara’da günlerdir direnen maden işçilerinin mücadelesi bu nedenle yalnızca bir ücret alacağı mücadelesi değildir.

Bu mücadele, emeğiyle yaşayanlarla emeğin yarattığı değere el koyarak servet biriktirenler arasındaki sınıfsal ilişkinin açık bir göstergesidir.

Ama bu kavga yalnızca sermayeyi de göstermiyor.

Sermayenin karşısında işçiyi korumak yerine, hakkını arayan işçilerin karşısına kolluk güçlerini çıkaran siyasal iktidarın nerede durduğunu da gösteriyor.

Bir tarafta çalıştığı halde ücretini alamayan, aylarca hakkını bekleyen işçi...

Diğer tarafta yüzlerce tapuya, milyonlarca metrekare araziye ulaşan bir servet...

O halde mesele yalnızca “patronun işçiye borcu” değildir.

Asıl mesele şudur:

Üreten neden yoksullaşıyor da üretilen değere el koyan neden her geçen gün daha da zenginleşiyor?

Ankara’da direnen maden işçileri işte tam da bu düzenin hesabını soruyor.

Sebahattin Yıldız’ın toprak servetini kamuoyunun gündemine taşıyan da yine işçilerin mücadelesidir.

Çünkü onların kavgası yalnızca kendi ücretleri için değildir.

Bu, patronun mülkiyetiyle işçinin emeği arasında süren bir kavgadır.

Ve bu kavgada tarafsızlık yoktur.

Bağımsız Maden İş Sendikası halkımızı, emeğiyle geçinen herkesi, işçilerin ve madencilerin yanında saf tutmaya çağırıyor.

Çünkü mesele yalnızca birkaç yüz işçinin ücret alacağı değildir.

Mesele emeğin, alın terinin ve hakkın yanında durup durmamaktır.

Madenciler Ankara’da yalnızca kendi hakları için değil, bütün işçi sınıfı adına direniyor.

Onların mücadelesine sahip çıkmak, aslında kendi emeğimize, çocuklarımızın geleceğine ve insanca yaşama hakkımıza sahip çıkmaktır.

Bu kavgada tarafsızlık yok.

Tarafımızı seçmek zorundayız: Ya holding patronları ya emekçiler!

Ya onların servet düzeni ya bizim emeğimiz!

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }