Derdi Sırtında Olan Yazar Necati Tosuner

Necati Tosuner, 1944 yılında Ankara’da yedi kardeşli bir ailede dünyaya gelir. Henüz dört yaşındayken salıncaktan düşer, kaburgaları kırılır; ancak bu durum ancak bir yıl sonra fark edilir. “Ağrılarla hastanede geçmiş bir çocukluk. Aylarca hiç kalkmadan yattığın alçı yatağı. Alay edilmeye alış, korseli çocuk! Kendi içini deştiğin ‘Niçin?’ diye sormalarla geçen bir ilk gençlik. Unutulamaz, saklasan saklanılmaz… atsan atılmaz bir fazlalığın var.”

Tosuner’in yazarlık serüveni, “atsan atılmaz bir fazlalık” taşıyan “eksik insan” diye adlandırdığı kahramanların yaşadığı küçük, basit olayları anlatmakla başlar. “Çocuk yaşta sakat kalmış olmanın verdiği bir kendinle cebelleşme, soru sorma, cevap arama-bulamayış, bunalım, sonraları insanların tavırlarındaki bugünkü kavramla öteki olma duygusu; bütün bunları yazma isteği duydum.”

1963 yılında Ankara’da Resimli Posta gazetesinde yayımlanan ilk öyküsünün adı “Onunkiler Maviydi”’dir. Yazarlık serüveni ona hayatında yeni bir kapı aralamıştır: “Giderek daha bir tanıdım kendimi. Ve eksikliğimi… Gençtim, başkaları gibi yaşamak istiyordum ve yaşayamıyordum. Bunların anlatılması gerektiğine inandım.”

Ankara’daki lise eğitimini yarıda bırakır ve İstanbul’a gelir. “Kendi biçimlediğin yalnızlığa sığınmak” diye tanımladığı İstanbul Pertelniyav Lisesi yıllarında Varlık ve Milliyet dergilerinde, sonrasında ise dönemin hemen bütün edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlanır.

“Çoğunluk, benim için bir dert yanma işi olmuştur öykü yazmak.” diye tanımlar yazarlık serüvenini Öykü Nedir adlı yazısında. Derdi sırtındaki fazlalıktır. Hikâyelerinin hemen hepsinde “eksik insanın fazlalığı” olarak yer alan “Kambur”, aynı zamanda 1972 yılında yayımlanan kitabının adıdır.

Kitabının adının “Kambur” olmasını “Kitabın ön kapağıyla arka kapağının birbirine denk düşmesi”ne benzetir. Bu konuda kendisine yöneltilen eleştirileri şöyle yanıtlar: “Yazarlığı iş edindikten sonra kambur olmadım ki… Hep kamburumu yazmam eleştiriliyor. Bir tek kambur hikâyesi yazmamış olsaydım, belki aşağılık duygusunu yazarlıkla örtmek olacaktı adım. Kendimi sergiliyor olabilmem beni sevindiriyor… Bu durumu başkalarıyla paylaşmak güç; hiç değilse bu duyguyu paylaşalım istiyorum.”

Asım Bezirci’ye göre:

“Necati Tosuner, Kambur adlı yapıtıyla Türk hikâyeciliğinde yeni bir çığırla birlikte kendine özgü bir yer açıyor.”

Bezirci’nin “yerli Kafka” diye selamladığı yazar, Nedim Gürsel’e göre ise “Türkiye’li Sizifos”tur. Nedim Gürsel, Tosuner’in kamburunu, tanrıların Sizifos’un sırtına yüklediği kayaya benzetir. Tosuner’in öykülerinin ana teması ya da başkahramanı olan kamburu da bu çerçevede ele alır:

Yazarın kambur kahramanını sözcüğün gerçek anlamında bir kambur değil, Sizifos’un kayasını taşıyan çağdaş insan olarak görmeye çabaladım.”

Enis Batur da Nedim Gürsel ile aynı düşünmektedir: “Tosuner’in kamburu, Ece Ayhan’ınkinden ya da herhangi bir yazarın kamburundan ayrıksı değil” Onlara katılan bir diğer isim olan Füsun Akatlı ise şöyle der:

“‘yaşadığını yazmak’ ilkesinin bunca revaçta olduğu bir dönemde Tosuner tam da bunu yapmıyor muydu? Hem de dünyasını her yönüyle sırtında taşır ve hiç indiremezken başka neyi yazsındı?”

Tosuner’in öykücülüğü, fiziksel engelli bir bireyin gündelik hayatta yaşadığı sade, yalın ve sıradan olayların anlatımıdır. “Eksik kişi” olarak tanımladığı kahramanları hep yalnızdır. İlk öykü kitabında yer alan “Yalnızlığa Övgü”’de mutluluğunun yolunun yalnızlığını sevmekten geçtiğini söyler. Sevgi, kadınlarda arayıp bulamadığı bir duygudur. Toplumun eksik kişiye sevgiyle değil, acımayla baktığını dile getirdiği öyküleri aynı zamanda toplumsal bir eleştiridir.

Topluma tuttuğu ayna olan öyküleriyle Tosuner, fiziksel engelli kahramanların dünyasında bireylerin kamburunu ele alırken, toplumun kendi kamburunu görmesine de imkân tanır. Kahramanlar kendi kamburundan çok toplumun kamburuna isyan ederler. Kendine has bir üslupla “ben”in sıkıntılarını irdeler ve “ben”in dünyasında toplumu sorgular. (N. Paksoy)

Toplumun eksik kişiye değer gördüğü acıma duygusu, eksik kişinin sevme ve sevilmesinin önünde engeldir. Tosuner’in öykülerinde yalnızlık, dışlanmışlık, karşılık bulmayan aşklar ve acıyarak bakan insanlar vardır. Kahramanlar sevgilerini ya hiç dillendiremez ya da karşılık bulamaz; sonuçta yalnızlığa sığınır, kaçmayı kurtuluş olarak görür ve zaman zaman intiharı dillendirecek kadar çaresizliğe sürüklenir.

Bu çaresizliğe karşı yine umudu salık verir Tosuner: “İnsanlardan ve kızlardan umudu kesmek… Sevmek, sevilmek umudunu bırakmak öyle mi? Yaşamaktan umudu kesmek değil miydi bu? Eksik adam ne yapardı umutları ve düşleri bırakırsa?” (Eksik Adamın Çizgileri). Doğan Hızlan ise Tosuner’in hikâyelerindeki umudu anlatmak için şunları söyler: “Büyük acılarla, kırgınlıklarla, küçük sevinçler iç içedir. Tosuner’in kimi hikâyelerinde birdenbire yağan yağmuru ve ardından çıkan güneşi fark edeceksiniz.”

Alaycı bir dille, “Toplumcular yeteri kadar solcu bulmuyordu beni, varoluşçular da altyapı olarak yetersiz buluyordu.” diye anlattığı ortada kalmışlığına cevabı yine kendisi verir:

“Kendi yolumu kendim buldum. Romantik ama gerçekçi.”

Kendi bulduğu yolda yazdıkları sayısız ödüle değer görüldü: "İki Gün" adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Başarı Ödülünü, Sancı... Sancı... adlı romanıyla 1978 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü, "Armağan" adlı öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülünü, Güneş Giderken adlı öykü kitabıyla 1999 Sait Faik Hikâye Armağanını, Kasırganın Gözü adlı öykü kitabıyla 2008 Atillâ İlhan Roman ödülünü, Susmak Nasıl da Yoruyor İnsanı! adlı romanıyla 2014 Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü, Salgında Öyküler kitabıyla 2023 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü, 2024 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nü almıştır.

Haydar Ergüner’in ifadeleriyle, “ortalığa dökmek, dökülmek, sitem etmek ve bunun sonucunda da okuyucuya yönelik bir öfke/kusma hali”nden öte “paylaşmanın açıklığı”nı barındıran öykülerin yazarı Tosuner’i 23 Şubat 2026’da kaybettik. Ölümü, yazın dünyamızda kolay doldurulamayacak bir boşluktur. Kendi sözleriyle ise 81 yıllık direnişinin bitişidir. Ne diyordu “kambur”una verdiği nasihatte:

“Direniş! Bunu hiçbir şeylere değişme Kamburum. Sakın kendine kaptırma, benim gibi umutlanmasın yüreğin… oluyor olacak diye gevşetme direncini… diren, ki yıkılmayasın.”

Kaynakça:
Başkaldıran Edebiyat, Nedim Gürsel, Yapı Kredi Yayınları
Edebiyatımızda Seçme Hikâyeler, R. Tamer, A. Bezirci, Evrensel Basım Yayın
Necati Tosuner'in Hikayeleri Üzerine Tematik Bir İnceleme, N. Paksoy, Yayınlanmamış Tez
Necati Tosuner'in Öyküleri Üzerine Bir İnceleme, B. Bostan, Yayınlanmamış Tez
https://cigdergisi.com/2026/02/necati-tosuner-ile-son-roportaj/
https://cigdergisi.com/2026/02/haydar-ergulen-necati-tosuner-sokagi/
Bir Pencereden, Füsun Akatlı, Adam Yayıncılık
Necati Tosuner'in İş Bankası Yayınlarından çıkan öykü ve deneme kitapları
{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }