Filenin Kadınlarıyla Spor Kültürümüzün Neresindeyiz?

Bu fotoğrafa bakıp bir empati yapalım mı?

Bu kişi Santerelli, voleybol milli takımımızın antrenörü. Bir İtalyan. Avrupa Voleybol şampiyonasında İtalya’ya karşı etkili bir müsabaka oynayıp son set galibiyetiyle 3-2 kazanılmış bir maçın arkasından gösterdiği hırs ve sevincin fotoğrafı…

Diyelim ki bir Türk antrenör İtalya milli takımının antrenörü olsun ve milli takımımızı böyle bir final maçında yensin. Ve bu sevinci ekranlarda göstersin… Sosyal medyadan başlayıp ulusal medya silahşörlerine varana dek ağza alınmayacak nice hakaret, aşağılama ve kışkırtıcı bir üslupla tükürüklere boğarız değil mi onu? Keşke yanılıyor olsaydım.

***

İşte kendimizi sorgulamamız gereken hastalıklı halimiz bu.

Sporda kültür ve ahlak kavramları birbirini pekiştiren iki önemli unsur. Modern sporun mücadele anlayışında bu yaklaşımı sergileyen toplumlar ve insanlar elbette var. İnsanlık eşiğini yükselten ve farklı toplumların değerlerine yaklaşım perdesini üst seviyelere çeken tutumlar…

Bu farklılıklar, inançları, renkleri, tercihleri ve kültürleri ortak bir yaşam formuna büründürür. Böyle davranmayı hayatının bir parçası yapmış bizim de insanlarımız olduğu gibi köşeleri kapmış, tekçi bakış açısından fışkıran şiddetle beslenen, ağzı ve kalemi salyalı güruhlar da çok güçlü bir gürültüyle haykırıyorlar ve söz sahibiler ne yazık ki.

Oysa hayatımızın merkezine koymamız gereken temel yaklaşım bu olgunluk seviyesidir. Bir zaferi kutlama ve kederde üzülme biçimleri bir toplumun aynasıdır. Nasıl sevinip üzüleceği konusunda davranış ve tutum sorunu yaşayan toplumlar evrensel kültür ve ahlaki değerlerden de giderek uzaklaşır, içe döner, şiddeti ve açmazlarını içinde ve kendi katmanları arasında yaşamaya başlar. Bugün topluma sirayet eden şiddet sarmalı işte bu eğitimsizlik ve baskın ırkçı tutumlardan gelişerek bilinç düzeyinde kaynaklanan sorunlarla besleniyor ve yaygınlaşıyor. İnsanın insana ve yaşama biçimine göstereceği hoşgörü ve saygı bir kez elden kaçırılınca kendisi gibi düşünmeyenlere karşı bir şiddetin de zemini hazırlanıyor.

FİLENİN SULTANLARI, ATATÜRKÜN KIZLARI

Aynı yaklaşımı bunun gibi sportif kavramsallaştırmalarda da görüyoruz.

Bir zaferi spor kültürü içerisinde tutmak ile onu farklı boyutlarıyla kavramsallaştırmak, argümanın kendi sınırlarını da tehditkâr bir düzeye çekiyor. Voleybolcu kızların bir sultan olması ya da Atatürk’ün kızları yapılmasına yönelik argümanlar bir sporcu olmak ve sporda kazanılmış bir başarı boyutlarının çok daha üzerinde imgeler yüklüyor.

Karşıt fikirde olan için de bir nitelendirme koşulu dayatıyor ki şu ara sosyal medyada oldukça fazla kullanılan bir argüman, Atatürk’ün değil, reisin kızları nitelendirmesi ve yorumları yaygın bir şekilde yazılıp paylaşılıyor. Toplumu kutuplaştırma anlayışı sporun da amacından uzaklaşmasına yol açıyor.

Bu tarz politik ve bir takım mistik kavramlarla ayrıştırıp spor alanında yakalanmış büyük bir başarıyı sportif boyutların daha üzerinde imgesel çağrışımlarla yapılan kavramsallaştırmalar, ırkçı ve kültür emperyalizmi dediğimiz baskın ideolojilere yönelik dayatmaların doğal unsurudur.

Özünde filenin kızları, mutlu olmaya ve gurur duymaya değer önemli bir başarı yakalamış ve meselenin özü de bundan ibarettir. Diğer her türlü abartı ve yakıştırma, sportif bir başarının politik hezeyanlara yaslandırılması, ırkçı tutumlar ve iktidarın bunu bir politik reklam aracına dönüştürülmesi bu başarı için kabul edilebilecek olgular değildir.

Oysa bu başarı, bugün hala sımsıcak yaşadığımız, toplumun hemen her alanında bastırılmış, şiddete maruz bırakılmış, ona fırsat eşitliği verildiğinde ve gerekli olanaklar sağlandığında neleri başarabileceğini göstermiş bir kadın voleybol takımının gururudur çırılçıplak görünen ve belli ki görülmesi istenmeyen…

***

Gerek Santerelli’nin profesyonellik içeren ve iş ahlakına sadık duruşu ve tutumu, gerekse voleybolcu kadın sporcularımızın gösterdiği bu başarı kuşkusuz yaşanmaya değer bir mutluluk. Bu meseleye bakarken penceremizin nereye, nasıl ve ne için açıldığını bilmek de bu mutluluk kadar önemli değil mi.

Bir sportif olayı ölçüsünden ve bağlamından uzaklaştırıp ırkçı, gerici ya da politik imgelerle kavramsallaştırmak, üstelik Santarelli sorumluluğundaki teknik ekip, Vargas ve Sinead Jack Kısal gibi yabancı sporcuların da yer aldığı bir kadroda evrensel spor kültüründen uzak yorumlar yapmak, sporun mayasını ve varoluş felsefesini anlamamak demektir.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }