Güncel

'Gölge raportör' açıkladı; Avrupa Parlamentosu, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AB yaptırım listesine alınmasını isteyecek

Gazeteci Cansu Çamlıbel’e konuşan Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Vladimir Prebilic, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raporunda Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik yaptırım çağrısının yer aldığını açıkladı. Raporda, insan hakları ihlallerinden sorumlu görülen Türk yetkililere karşı AB yaptırımlarının değerlendirilmesi isteniyor.

Avrupa Parlamentosu’nda gelecek hafta oylanması beklenen 2026 Türkiye Raporu, Ankara-Brüksel hattında yeni bir gerilim başlığı yaratmaya hazırlanıyor. Gazeteci Cansu Çamlıbel’in görüştüğü Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyesi ve Türkiye dosyasının gölge raportörlerinden Vladimir Prebilic, raporda Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de aralarında bulunduğu bazı Türk yetkililere yönelik yaptırım uygulanmasının değerlendirilmesi çağrısının yer aldığını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda 17 Haziran'da oylanması planlanan 2026 Türkiye Raporu'nda, Türkiye'deki insan hakları ihlalleri ve demokratik gerilemeye ilişkin sert ifadelerin yer aldığı ortaya çıktı.

Gazeteci Cansu Çamlıbel'in görüştüğü Slovenyalı Avrupa Parlamentosu üyesi Vladimir Prebilic, raporun ilgili bölümünde Avrupa Birliği Komisyonu ve AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilciliği'ne çağrıda bulunularak, insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlalinden sorumlu görülen Türk yetkililere yönelik yaptırımların değerlendirilmesinin istendiğini belirtti.

Raporda, kayyım uygulamalarında rol alan isimlerin yanı sıra, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek'in de adı geçiyor. Metinde, Gürlek'in kariyeri boyunca siyasi bir gündem doğrultusunda hareket ettiği yönünde eleştirilere yer verildiği ifade edildi.

"MUTLAK BUTLAN" KARARI SONRASI TON SERTLEŞTİ

Prebilic'in aktardığına göre Avrupa Parlamentosu'ndaki siyasi gruplar rapor üzerinde uzun süredir çalışıyordu. Ancak CHP yönetimine ilişkin verilen "mutlak butlan" kararının ardından Türkiye'deki gelişmelerin dikkatle takip edildiği ve rapordaki eleştirilerin daha da sertleştirildiği belirtildi.

Bununla birlikte Prebilic, söz konusu yaptırım çağrısının yalnızca son gelişmeler nedeniyle değil, daha önceki süreçlerden kaynaklanan değerlendirmelerin sonucu olarak da metne eklendiğini ifade etti.

KARAR BAĞLAYICI DEĞİL

Avrupa Parlamentosu raporlarının tavsiye niteliğinde olduğuna dikkat çekilirken, raporun kabul edilmesi halinde yaptırımların otomatik olarak yürürlüğe girmeyeceği vurgulanıyor.

AB'nin 2020 yılında yürürlüğe koyduğu Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında yaptırım kararları Avrupa Komisyonu ve üye ülkelerin temsil edildiği Avrupa Konseyi tarafından alınıyor.

Ancak Avrupa Parlamentosu'nun ilk kez Türkiye'den bir ismin yaptırım listesine alınmasını açık şekilde gündeme taşıması dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

"TÜRKİYE GÜVENLİK MERKEZLİ YÖNETİLİYOR"

Prebilic, söyleşide Türkiye'nin uzun yıllardır insan hakları ve demokratik standartlar konusunda Avrupa kurumlarının eleştirilerine konu olduğunu belirterek, geçmişte Ankara'da dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile yaptığı görüşmeyi de anlattı.

2021 yılında Avrupa Konseyi heyetiyle Ankara'ya geldiğini aktaran Prebilic, Türkiye'nin terör tanımının genişliği konusundaki eleştirileri sonrası Soylu ile sert bir tartışma yaşadıklarını söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nda gelecek hafta oylanacak raporun kabul edilmesi halinde Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir tartışma başlığının ortaya çıkması bekleniyor. Özellikle yaptırım çağrısının Ankara tarafından nasıl karşılanacağı merak konusu olurken, raporun Brüksel'in Türkiye'ye yönelik eleştirilerinde yeni bir dönemin işareti olabileceği değerlendiriliyor.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Vladimir Prebilic, T24’ten Cansu Çamlıbel ile Hilmi Hacıoğlu’nun sorularını yanıtladı.

-Bu seneki Avrupa Parlamentosu Türkiye raporunun en kritik noktası sizce nedir?

İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililerin AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere yaptırım uygulanması çağrısı yapıyoruz. Burada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ismi bizzat metne girdi. Çünkü kendisini bu siyasi motivasyonla yürütülen yargılamaların baş aktörü olarak görüyoruz.

-Önerdiğiniz yaptırım biçimi nedir?

AB sınırları içindeki mallarının ve hesaplarının dondurulması, finansal işlemler yapmasının engellenmesi.

-Gördüğüm kadarıyla AB sınırları içine girmemesini de kapsayacak bir öneri değil.

Hayır o yok. Ama neyi önerdiğimizi biz açık biçimde Türk hükümeti ile yaptığımız görüşmelerde kendilerine önden haber verdik. Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleri ile yaptığımız görüşmelerde açık açık bize “Bu isim kararda olmasın” talebinde bulunuldu. “Akın Gürlek’in isminin metinden çıkartılması için ne yapabiliriz?” diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. “Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkartılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkartacak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır” dedim.

"Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğünde tutum değiştirmediği sürece vize ve gümrük birliği alanında hiçbir gelişme olmaz"

-Kim sordu?

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun AKP’li Eş Başkanı İsmail Karayel.

Bizim mesajımız açık; artık yeter, şaka yapmıyoruz. Biz bu konuları açınca, Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır.

Farkındayız hükümetiniz durumu halka “Avrupa Birliği Türkiye’den nefret ediyor” şeklinde sunmaya çalışıyor. Biz Türkiye’den nefret etmiyoruz, Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz. Ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz.

-Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AB yaptırım listesine konulması CHP hakkındaki “mutlak butlan” kararından sonra mı gündeme geldi?

Hayır, 21 Mayıs’ta mahkeme kararı çıkmadan önce de zaten bu bölüm taslak metne girmişti.

"Trump ile Erdoğan arasındaki ilişki, AB içindeki Erdoğan’a bakışı olumsuz etkiledi"

-Türkiye’deki muhalif toplum kesimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriterleşmesinde Avrupa Birliği’nin umursamazlığının, pragmatizminin, demokrasi konusunda bilinçli biçimde kafayı öteki tarafa çevirip görmezliğe gelmesinin çok büyük etkisi olduğu izlenimi var. Bu algının farkında mısınız? Avrupa Birliği gelinen noktada bu konuda bir özeleştiri verebiliyor mu?

Evet haklısınız, Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar bu oyunu Erdoğan’la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı. Çünkü Türkiye’ye ihtiyaç vardı. Bir mülteci akını vardı, Suriye’de istikrarsızlık vardı, IŞİD ile mücadele vardı. Avrupa Birliği açısından Erdoğan ve Türkiye Ortadoğu’da bir çeşit “istikrar” unsuru olarak görüldü. “Demokrasinin bazı unsurları zedeleniyor olsa da istikrar önemli” diye bakıldı. Bana kalırsa kesinlikle yanlış bir yaklaşımdı. İkincisi, Trump öncesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nin benzersiz bir ilişkisi vardı. Biz Avrupa tarafı olarak güvenlik konusunda biraz bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Bu yüzden de “demokratik sorunlara rağmen Türkiye’nin içerde olması gerekiyor” diye bakıldı. “Hoş olmayan dosyaları açmayalım” denildi. Yine bir tür pragmatizm işte. Üçüncü ise şuydu; Türkiye’ye her zaman doğuya açılan kapı olarak bakıldığı için “iyi komşuluk” ilişkileri önemsendi.

Ama Trump’ın özellikle ikinci döneminde ABD- Avrupa Birliği ilişkisi dramatik olarak değişti. Biliyorsunuz son NATO zirvesinde Trump bize resmen “Siz bana benim sizi korumam için ödeme yapacaksınız” dedi. Bu Avrupalı liderler için tam bir şoktu. Ama Trump’ın bir sürprizi daha vardı; “Ukrayna sizin arka bahçeniz, benim değil. Kendiniz halledin” dedi. Bir de üstüne Grönland’ı almaktan bahsetti. Sonra da AB’ye gümrük vergilerini yükseltti. Ben Avrupa Parlamentosu’na tam bu şoklar yaşanmaya başladığında seçildim. İlk dönemlerde parlamenter arkadaşlarımla sohbetlerimde “Böyle dostluk mu olur? Bence biz de ABD’ye karşı yaklaşımımızı değiştirmeliyiz” dediğimde çoğunluktan “Deli misin? Asla böyle konuşmamalısın” şeklinde tepkiler alıyordum. Ama bugün geldiğimiz noktada Avrupa Parlamentosu üyelerinin yüzde 70'i Trump'ın başkanlık görevinde olmasından gerçekten rahatsızlık duyuyor.

-Trump’a yönelik tepkinin Avrupa Parlamenterlerinin Türkiye’ye bakışıyla ne ilgisi var?

Trump ve Erdoğan arasında bir köprü var ve bu gerçeklik bugüne kadar Erdoğan’a belli bir pragmatizm çerçevesinde bakan Avrupalı parlamenterlerin düşüncelerini değiştirmeye başladı. Şimdi biz bu yeni dönemde Avrupa olarak ABD’siz bir savunma ve güvenlik postürüne yöneleceksek, NATO’nun yeniden düşünülmesi gerekecek.

"TÜRKİYE İLE SÜREÇLERİN İLERLETİLMESİYLE İLGİLİ SORUN CUMHURBAŞKANI VE ONUN SAVUNDUĞU REJİM"

-Gerçi Trump’ın iki senesi kaldı. Bu söyledikleriniz uzun vadeli işler.

Evet ama bana kalırsa Trump’tan sonra yeni bir Trump olacak çünkü ABD’de siyasi zemini değiştirdiler. Belki de JD Vance, ABD-AB ilişkilerinin geleceği açısından Trump’tan daha kötü olacak. Bekleyip görmemiz gerekiyor. Ama bu gidişle NATO’nun tüm mimarisi değişecek. Bu durumda NATO ve AB içindeki kesişen, kesişmeyen ülkelerle ilişki nereye gidecek? Şimdi önümüzdeki soru bu. Mesela Britanya ile AB arasındaki müzakereler yeniden başlıyor. İzlanda yakında AB üyesi olabilir. Ukrayna bir biçimde bu denklemin içinde olacak. Bu açıdan bir diğer önemli ülke de Türkiye. Ve önümüzdeki soru şu; Türkiye konusunda ne yapacağız? Ülkenizle tüm bu konuların konuşulması ve süreçlerin işletilmesiyle ilgili bir sorun var yalnız.

-Neymiş o “bir sorun”?

Cumhurbaşkanı.

-Siz bugün Türkiye’nin sorunlarının ve Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yaşadığı sorunların tek bir adama bağlı mı olduğunu söylüyorsunuz?

Ona ya da temsil ettiği partiye ya da savunduğu rejime bağlı.

"ERDOĞAN İKTİDARDA KALDIĞI SÜRECE TÜRKİYE’NİN AVRUPA İLE İLİŞKİSİNDE HİÇBİR GELİŞME OLMAZ"

-Yani siz Türkiye’nin değişen Avrupa savunma ve güvenlik postürüne katılmasının bu şartlarda olamayacağını mı söylemek istiyorsunuz?

Evet, Erdoğan iktidardayken olmaz.

-Tabii bu sizin bireysel görüşünüz. Zira biz aslında son senelerde AB kurumlarının yöneticilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilişkide yapıcı, sonuç odaklı olduğunu, bahsettiğiniz otoriterleşme sorununu neredeyse hiç gündeme getirmediklerini izledik. Mesela Ursula Von der Leyen, Ankara’ya geldiğinde sizin bu bahsettiklerinizi bir kenara koyun tek cümle “insan hakları” vurgusu yapmadı.

Olayları bu kadar basite indirgeyemeyiz. Ursula Von der Leyen Avrupa Birliği demek değildir. Üzgünüm ama böyle değil. Avrupa Birliği 480 milyon insandan oluşuyor, onların iradesini temsil eden de Ursula Von der Leyen değil. İşler değişmeye başladı. Son dönemde kendisinin Avrupa Parlamentosu’na getirdiği önemli taslaklara itiraz edildi, kendisine “Git bunu düzelt öyle getir” denildi. Getirdiği son taslak parlamentoda müzakere dahi edilmedi. Ayrıca onun hakkında üç kınama önergesi var biliyorsunuz. Dolayısıyla da “Von der Leyen Avrupa Birliği’dir” algısı gerçeği yansıtmıyor. Ve ben gururla Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki rejimi kınama konusunda çok açık ve net davrandığını söyleyebiliyorum.

"BEN ŞU AN AVRUPA PARLAMENTOSU İÇİNDEKİ GENEL YAKLAŞIMI ANLATIYORUM, ZATEN HAFTAYA BUNUN BÖYLE OLACAĞINI GÖRECEKSİNİZ"

-Erdoğan bugün yapmaya çalıştığı şeyi başarır, CHP’yi bölme hamlesiyle muhalif bloğu tamamen dağıtır ve bir sonraki seçimi kazanırsa geliyoruz 2027 ya da 2028’e ve üzerine bir beş sene daha ekliyoruz. Yani bu senaryoda Erdoğan 2032’ye ya da 2033’e kadar Türkiye’de iktidarda kalıyor. Size göre bu durumda o tarihin sonuna kadar Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ilişkilerinin ilerleme ihtimali yok. Yorumunuzu doğru mu anlıyorum?

Şu anda Avrupa Parlamentosu’ndaki genel yaklaşımın bu olduğunu söyleyebilirim. Erdoğan bu rejimle ülkeyi yönetmeye devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile hiçbir ilerleme olması mümkün değil. Herhangi bir biçimde üyeliğin gerçekleşme ihtimali de yok. Parlamentoda açık bir çoğunluk var, bu rejimin uygulamalarından bıktık. Zaten bunu da 17 Haziran’daki Türkiye raporunun oylaması sırasında göreceksiniz.

"RAPORUN EN AZ YÜZDE 60’LIK BİR ÇOĞUNLUKLA KABUL EDİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ"

-Raporun net bir çoğunluk tarafından kabul edileceğini düşündüğünüzü anlıyoruz.

Evet, yüzde 60’la kabul edilecektir. Bizim öngörümüz bu yönde. Hatta belki daha fazla bir çoğunluğa da ulaşabiliriz.

"İÇERİDE 'TÜRKİYE ÜYE OLURSA BİRLİĞİN EN BÜYÜK ÜLKESİ OLUR' TARTIŞMASI VAR"

-“Erdoğan bu rejimle ülkeyi yönetmeye devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile hiçbir ilerleme olması mümkün değil” dediniz. Zaten şu anda ilişkiler defacto olarak askıda ama AB tarafı müzakereleri “resmen askıya alma” yoluna da gitmedi bugüne kadar. Neden?

Açıkçası biz Yeşiller olarak Türkiye ile müzakerelerin resmen askıya alınmasına karşıyız. Bu kimse için iyi olmaz. Avrupa Parlamentosu içindeki aşırı sağcılar bir zafer kazanmış olur. Kulaklarına müzik olur. Hemen “Oraya bir Berlin duvarı örelim ve Türkiye’yi toptan unutalım” derler. Eğer rejim değişse bile açık olmam gerekirse bugünkü anlamıyla üyelik yine de zor olabilir. Zira içerde “Türkiye üye olursa birliğin en büyük ülkesi olur” diye bir tartışma var. Bu da AB içindeki bütün dengeleri değiştirir. Ama yine de masanın karşısında başka bir insan oturuyor olursa, vize serbestisi ve Gümrük Birliği gibi konuları hızlıca halledebiliriz, güvenlik iş birliğini de keza.

MERAK EDENLER İÇİN AVRUPA PARLAMENTOSU 2026 TÜRKİYE TASLAK RAPORU’NUN BAZI ÖNE ÇIKAN BÖLÜMLERİ:

"BAŞKANLIK SİSTEMİNİN DERİNDEN OTORİTERLEŞMİŞ YORUMU ÇERÇEVESİNDE YARGI BAĞIMSIZLIĞINDAKİ CİDDİ AŞINMADAN ENDİŞELİYİZ"

-Türkiye'de, başkanlık sisteminin derinden yerleşmiş otoriter yorumu çerçevesinde, hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının ciddi şekilde aşınmasından duyduğumuz büyük endişeyi dile getiriyoruz.

-CHP'nin mevcut cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, onlarca soruşturma, üst üste binen adli davalar ve keyfi idari kararlar da dahil olmak üzere, uzun süredir hedef alınmasını kınıyoruz. Son olarak “siyasi casusluk” suçlamasıyla açılan bir başka iddianame ve Türkiye Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için gerekli olan üniversite diplomasının hukuka aykırı ve siyasi amaçlı olarak iptal edilmesini kınıyoruz.

-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İmamoğlu'nun iddia edilen hukuka aykırı gözaltına ilişkin başvurusunu 'öncelikli dava' prosedürü kapsamında kabul etme yönündeki önemli kararını memnuniyetle karşılıyoruz.

"GİZLİ TANIKLARDAN ELDE EDİLEN DELİLLERİN KULLANIMINA SON VERİN"

-Türk yargısını, özellikle yüksek profilli davalarda sıkça tekrarlanan ve delillerin doğrulanmadan kabul edildiği, adil yargılanma hakkının açık bir ihlalini oluşturan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına aykırı olan gizli tanıklardan elde edilen delillerin kullanımına son vermeye çağırıyoruz. Bu tür kötüye kullanılan hukuki süreçler, uluslararası hukuki sorumluluklara ve Türk iç hukukuna aykırı olarak, masumiyet karinesinin ciddi ihlallerine yol açıyor.

-Türkiye'de yargı süreçlerinin kalitesinde, özellikle de iddianamelerin kalitesinde hem ulusal hem de uluslararası hukuk standartlarını ihlal eden ciddi bir bozulma olduğuna dair raporlardan endişe duyuyoruz.

"YARGI MUHALEFETİ BASTIRMAK İÇİN KASITLI SİLAH OLARAK KULLANILIYOR"

-Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun hakim ve savcıların seçimi, atanması ve terfi ettirilmesinde hükümetten bağımsızlığının bulunmamasının, muhalefeti bastırmak için yargının kasıtlı olarak bir silah olarak kullanılmasına olanak sağlayan temel bir faktör olduğuna işaret ediyoruz.

"MUHALİF SİYASETÇİLERİN DOKUNULMAZLIKLARININ KALDIRILMASINDAN ENDİŞE DUYUYORUZ; TBMM’Yİ GÖREVE DAVET EDİYORUZ"

-TBMM’deki büyük çoğunluğu muhalefet partisi üyelerini etkileyen, mevcut milletvekillerinin parlamenter dokunulmazlığının kaldırılmasını talep eden fezlekelerden derin endişe duyuyoruz. Türkiye'deki tüm siyasi aktörleri, TBMM’yi çoğulcu bir meclis olarak güçlendirmek, Türk toplumunun karşı karşıya olduğu zorlukları ele almak ve demokratik bir geleceğin temellerini atmak için çaba göstermeye davet ediyoruz.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }