İlk Adımın Ötesine Bakabilmek

Veysi Sarısözen, “Yolumuz Açık Olsun” başlıklı yazısında, İmralı’da yürütülen müzakere sürecini tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Öcalan’ın 2 Ağustos 2026’da ilettiği “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” ifadesini esas alarak, silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasal mücadelenin aldığını ve bunun demokratik cumhuriyete uzanan uzun yolun ilk adımı olduğunu savunuyor. Yazının temel iddiası, bugün gelinen noktanın elli yıllık mücadelenin önemli bir kazanımı olduğu ve bundan sonra Türklerle Kürtlerin demokratik ortak yaşamının önünün açıldığıdır.

Oysa “bin kilometrelik yol” benzetmesi, her şeyden önce önümüzde uzun, zorlu ve belirsizliklerle dolu bir sürecin bulunduğunu anlatır. Böyle bir süreçte daha “ilk adım”ı, demokratik cumhuriyete ulaşmanın başlangıcı olarak görmek fazlasıyla iyimser bir değerlendirmedir. Çünkü ortada henüz Kürt sorununun demokratik çözümünü güvence altına alacak anayasal ve hukuki düzenlemeler bulunmamaktadır.

Silahlı çatışmanın sona ermesi ve insanların ölmemesi kuşkusuz başlı başına değerli bir gelişmedir. Cezaevlerindeki ve sürgündeki insanların önemli bir bölümünün özgürlüğüne kavuşmasının önünün açılması da küçümsenemez. Ancak bugün için görünen en somut kazanım, sınırlı ve koşullara bağlanmış bir af / çerçeve yasa düzenlemesidir. Buna karşılık, Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin temel haklar, anadil, yerel demokrasi, siyasal temsil ve eşit yurttaşlık gibi başlıklarda kayda değer bir düzenleme henüz ortada yoktur.

Gerçekten yeni bir dönemin başladığı söylenecekse, bunun ilk adımı koşullu düzenlemeler değil; ayrım gözetmeyen, siyasi nitelikli kapsamlı bir genel af, siyasal nedenlerle cezaevinde bulunan herkesin serbest bırakılması ve onurlu barışın önündeki hukuki engellerin kaldırılması olmalıydı. Düşünce, ifade, örgütlenme ve siyaset yapma özgürlüğünü güvence altına alan demokratik reformlar, topluma çok daha güçlü bir güven verebilirdi.

Üstelik muhalefet üzerindeki baskılar sürerken, AİHM ve AYM kararları uygulanmazken, seçilmiş belediye başkanları tutuklanarak veya görevden alınırken ve siyaset yargı eliyle şekillendirilmeye devam edilirken, “demokratik cumhuriyet” hedefine doğru yüründüğünü söylemek ciddi bir çelişkidir. Demokratik cumhuriyet, yalnızca silahların susmasıyla değil; hukukun üstünlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin ve siyasal eşitliğin güvence altına alınmasıyla anlam kazanır.

Kuşkusuz barış, her koşulda desteklenmesi gereken tarihsel bir değerdir. Ancak barışa duyulan özlem, mevcut düzenlemelere hak ettiklerinden fazla anlam yüklemeyi gerektirmez. Kalıcı ve onurlu barışın güvencesi, iktidarın takdirine bırakılmış düzenlemeler değil; Türk ve Kürt halklarının eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle, Meclis’te ve toplumda kazanılacak hukuki ve siyasal güvencelerdir. Bu nedenle bugünkü süreci tarihsel önemini teslim ederek karşılamak gerekir; fakat onu demokratik cumhuriyetin gerçekleşmeye başladığı bir aşama olarak sunmak, mevcut gerçekliğin önüne geçen aşırı bir iyimserlik olacaktır.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }