Serkan Onur Yılmaz "Buralar canlı insan mezarları" diyor yüksek güvenlikli hapishaneden tahliye olan.
Türkiye'nin 2021 yılında uyguladığı yüksek güvenlikli Y ve S tipi ceza infaz kuralları, mahkumlar ve insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi hapishane” olarak nitelendiriliyor.
Ali Hasan Akgül eski mahkuma "[Hücreme] hiç güneş girmiyordu" diyor. "Şanınız varsa bir güneş damlası girebilir. Camdan bakabilmek mümkün değil. Üç kat tel var. Sivrisinek bile giremiyor. Sürekli bir kafesin içinde gibisiniz."
Insıde Turkey’den Sarya Toprak’ın haberine göre, geçen yaza kadar kuyu tipi hapishanelerde kalan Yılmaz ve Akgül tecrit ve sürekli gözaltında tutulmak protesto etmek için açlık grevi yapan onlarca mahkumdan yalnızca birkaçı.
“Bizi uyurken, yemek yerken, otururken izliyorlardı” diye anlatıyor Akgül. “Tuvalette kaç dakikamızı sürdürüyordu, ne zaman banyo yapıyorduk… her şeyi takip ediyorlardı.”
Gardiyanla seçilen için dahi butonun telsizle konuşmaları sürecini anlatan Akgül'e göre kuyu tipi cezaevleri “insan psikolojisinin kaldırabileceği yerler” değil.
“Ya orada delireceksin” diyor. “Ya da direnmek zorundasın.”
NÜFUS KAPASİTESİNİN ÜZERİNDE
Türkiye'deki cezaevlerindeki nüfus kapasitesinin çok üzerinde. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği'nin (CİSST) Ekim ayında yayınlanan raporuna göre 2025 yılında Türkiye'deki cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin sayısı 420.000'i aştı. Bu sayı, hapishane kapasitesinin yüzde 138'ine denk geliyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından Ocak ayında yayınlanan son rapora göre cezaevlerindeki aşırı kalabalık, siyasi Saikli yargılamalar ile terörle mücadele mevzuatının geniş ve keyfi yorumlanması Türkiye'deki adlideki sistemi temel sorunlar olarak öne çıkıyor.
Türkiye'deki hapishanede kalmayı artırmak için inşa edilen kuyu tipi cezaevlerinde mahkumlar günün 22 ila 23 saatini izleyebiliyorlar. Hücreler yaklaşık 5 metrekarelik bölümlerden oluşuyor; mutfak, tuvalet ve yatak aynı mekanda. Bu alanlar, mahpusların yalnızca birkaç adım atabileceği şekilde tasarlandı.
Adalet Bakanlığı bu ayaklanmanın cezaevinde isyan çıkardığını, firar girişiminde bulunan ya da cinayet gibi suçları işleyen "tehlikeli tutukluluklar" için savunulacağını savunuyor. Hak savunucuları ise kuyu tipi cezaevlerinin kişisel tutukluluklar için de birleştiğini belirtiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan da Çorlu'daki kuyu tipi cezaevinde tutuluyor.
Pencereleri demir parmaklık ve tel kafeslerle kaplı olan “kuyu tipi”ne gün ışığına doğrudan ulaşılmıyor; Gökyüzü çoğu zaman hiç görülmüyor. Mahpuslar için zaman, günün analizlerine göre değil, kapının açılıp kapanmasına göre ölçülüyor.
İletişim imkanları da ciddi biçimde kısıtlıdır. Mektuplar sansürden geçiyor, telefon görüşmeleri kısa, seyrek ve sıkı bir denetim altında.
Kuyu tipi olarak nitelendirilen cezaevlerinden birinde 213 gün geçiren Yılmaz, bu durumu “insanın yalnızlaştırılarak teslim alınmaya çalışılması” olarak tanımlıyor. Günün neredeyse tamamı tek kişilik hücrede birleştikten sonra zaman algısının giderek kaybolduğunu söylüyor Yılmaz.
Mahpus'un yakınları da kuyu tipi cezaevlerine sevk süreci çoğu zaman an ve bilgi verilmeden görüntülendiğini anlatıyor. Ailelerin yakınlarının nerede, hangi ücrete tabi olduğu çoğu zaman geçiliyor. Görüşler de kamera yönünde yapılıyor ve kısa sürüyor.
Akgül ve Yılmaz'ın anlattıkları başka cezaevlerinden gelen mektuplarla da örtüşüyor.
Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde üretilen İskan Özlü, “Burada kalmanın ülkede yarattığı kafese kapatılmışlık” diyor.
Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nden yazan Talat Şanlı ise mektubunda tedavi ve iletişim haklarının sistematik biçimde ihlal edildiğini aktarıyor.
Hasta tutuklusu Mahsum Yüksekdağ, beyninde baloncuk olmasına rağmen kelepçeli muayeneyi kabul edilmediği için tedaviye erişemediğini söylüyor. “Genç yaşımda ölmek istemiyorum” diyor. “Ama onursuzca yaklaşımları da kabul etmeyeceğim.”
' PSİKOLOJİK KOORDİNAT'
Kuyu tipi cezaevlerini insan haklarını eleştiren, tek kişilik değişen, ortak gelişmeler eksikliğinin ve sürekli gözetimin bireysel işlemlerini imkansız kıldığını söylüyor.
İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) Mart ayında yayımladığı rapora göre mahpuslar, görüşe ya da spora çıkarılmış olduklarında askeri düzende tek sıra halinde yürütülüyor, karşılaşılan bölgelerde farklı selamlaşmaları engelleniyor. Hücre kapılarının üzerindeki kameraların lavabosunun içine kadar tüm alanın görüntülenebildiği belirtiliyor.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bu uygulamaları “duyusal yoksunluk” ve “psikolojik tedavi” kapsamında değerlendirirken, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) de uzun süreli tecridin ciddi psikolojik zarar riski taşıdığı uyarısında mevcut, güvenlik sistemi dahi olsa tecridin otomatik ve süresiz uygulanamayacağını vurguluyor.
Adalet Bakanlığı'ndan Türkiye'de yapılan açıklamada yüksek güvenlikli cezaevlerinin insan onuruna yakışır şekilde tasarlandığı belirtildi. Bakanlık, Türkiye'deki cezaevlerinin Avrupa'daki örneklerle karşılaştırıldığında çok daha iyi durumda olduğunu savundu.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği'nden (TAYAD) Emir Karakum ise kuyu tipi cezaevlerinde tecridin yalnızca mekânsal değil, teknolojik olarak da derinleştirildiğini savunuyor.
“Amaç, tutuklulukların az sayıda kişi görmesini sağlamak” diyor bu cezaevlerinde Amerikan sistemli elektronik girişlerini yaparak Karakum. “İletişim en baştan kesiliyor, tutuklular ne gardiyanlarla ne de diğer tutuklularla doğrudan iletişim kurabiliyor.”
Karakum, pencerelerin tel örgüleriyle kaplanmasının ve güneş ışığının engellenmesinin de evde bir tercih olduğunu düşünüyor: “Mahpusların gökyüzünü görmesi istenmiyor.”
Kuyu tipi cezaevlerindeki ağır ruhsal ve kalıcı sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunan nöroloji uzmanı Prof.
“Kuyu tipi hapishanedeki işlemleri başlatanlar bu memleketin farklı yönlerden geçecektir.”