Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Haseke’de Rudaw’ın sorularını yanıtlayarak SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonundan Suriye hükümetiyle görüşmelere, Türkiye ile yürütülen doğrudan diyalogdan Kürtlerin siyasi geleceğine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Abdi, SDG’nin Suriye devlet sistemine dahil edilmesi konusunda sürecin son aşamasına geldiğini belirterek, bu ay içinde entegrasyonun tamamen tamamlanmasını hedeflediklerini açıkladı.
“BU AY İÇERİSİNDE ENTEGRASYONUN TAMAMEN BİTMESİNİ HEDEFLİYORUZ”
SDG’nin Suriye ordusuna katılım sürecinin daha önce planlanan tarihe göre geciktiğini belirten Abdi, gecikmede her iki tarafın da rolü olduğunu söyledi.
Abdi, sürecin mevcut durumuna ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Aslında anlaşmaya göre Şubat ayında tamamlanması gerekiyordu, yani zaten gecikmiş durumda. Bu gecikme her iki taraftan, yani hem onlardan hem de bizden kaynaklandı. Bu konuda suçu tek bir tarafa yüklemek istemem ama süreç uzadı ve gecikti. Artık planımızı yaptık; bu ay içerisinde entegrasyonun tamamen bitmesini hedefliyoruz.”
Abdi, SDG’nin tamamen ortadan kalkmasından ziyade yapısının ve biçiminin değişeceğini belirtti. Kürt komutanlar ve askerlerin Suriye ordusuna katılacağını, Kürt tugaylarının da yeni askeri yapı içerisinde görev yapacağını söyledi.
“SDG TAMAMEN ORTADAN KALKMIŞ OLMAYACAK”
Abdi, entegrasyon sonrasında SDG bünyesindeki güçlerin farklı bir isim ve organizasyon yapısıyla Suriye ordusunun parçası olacağını belirterek, Kürt güçlerinin kendi bölgelerinde görev yapmasının planlandığını söyledi.
Derik, Kamışlo, Haseke ve Kobani tugaylarının yanı sıra Afrin Tugayı oluşturulması için de çalışma yürütüldüğünü ifade etti.
Abdi ayrıca, entegrasyon tamamlandığında SDG’den kaynaklanabilecek siyasi boşluğun doldurulması gerektiğini belirterek, Kürt siyasi güçleriyle birlikte yeni bir siyasi yapı oluşturma çabasının sürdüğünü söyledi.
ABDİ’DEN TÜRKİYE MESAJI: “DOĞRUDAN DİYALOG KURUYORUZ”
Mazlum Abdi, Türkiye ile ilişkiler konusunda ise önceki döneme kıyasla mevcut durumun daha iyi olduğunu söyledi.
Türkiye ile aralarında ateşkes ve açık iletişim kanalları bulunduğunu belirten Abdi, görüşmelerin doğrudan yürütüldüğünü ifade etti.
Abdi, Türkiye ile ilişkilerin geleceğine ilişkin şunları söyledi:
“Eskisiyle kıyaslarsak şu an daha iyi. Bir yıl öncesine kadar Türkiye tarafından sürekli bombalanıyorduk; altyapımız hedef alınıyordu ve hepimiz hedefteydik. Şimdi ise bir ateşkes durumu ve aramızda açık kanallar var. Birbirimizle diyalog kuruyoruz ve bunun daha ileriye gitmesini istiyoruz. Ateşkes aşamasını geçip aramızda bir anlayış birliği (uzlaşı) oluşmasını arzuluyoruz; böylece biz ve Türkiye, herkes gibi normal bir şekilde ilişki kurup muhataplık geliştirebiliriz.”
Abdi, Türkiye ile görüşmelerin aracı üzerinden değil, doğrudan gerçekleştiğini de belirtti.
“TÜRKİYE’YE GELMEM SİYASİ ŞARTLARA BAĞLI”
Rudaw’ın “Mazlum Abdi Türkiye’ye gelecek mi?” sorusunu da yanıtlayan Abdi, böyle bir ziyaretin siyasi şartlara ve Türkiye’nin buna ne kadar hazır olduğuna bağlı olduğunu söyledi.
Abdi, şartların olgunlaşması halinde bunun gerçekleşebileceğini belirterek, “Evet, olumlu şeyler var, olumlu sinyaller mevcut” dedi. Türkiye ile ilişkilerin daha üst bir düzeye taşınmasının hem Rojava hem Suriye’deki Kürtler hem de Türkiye açısından yararlı olacağı değerlendirmesinde bulundu.
ÖCALAN’LA DOĞRUDAN GÖRÜŞMEDİĞİNİ SÖYLEDİ
Abdi, Abdullah Öcalan ile kendisinin doğrudan görüşmediğini de açıkladı.
Öcalan’ın geçmişteki barış ve ateşkes süreçlerinde önemli rol oynadığını belirten Abdi, “Vardı ve yine olumlu bir rolü olacaktır” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE’DEKİ SÜREÇ İLERLERSE OLUMLU ETKİSİ DAHA FAZLA OLACAKTIR”
Türkiye’de yürütülen barış ve diyalog sürecinin Rojava üzerinde etkisi olduğunu belirten Abdi, ateşkes ortamının oluşmasında bu sürecin doğrudan etkisi bulunduğunu savundu.
Abdi, “İnanıyorum ki bu süreç ilerlerse daha fazla olumlu etkisi olacaktır” dedi.
Abdi, entegrasyon tamamlandığında eski görev alanına dönerek siyaset yapabileceğini ve halkın ihtiyaçlarına göre hareket edeceğini belirtti.
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi'nin Rudaw'ın sorularına verdiği yanıtlar özetle şöyle:
'BU MÜCADELE BOŞA GİTMEDİ, SONUÇSUZ KALMADI'
Bazıları Rojava'daki durumdan çok umutsuz. Şöyle diyorlar 'Kürtler yenildi. 15 bin şehit verdik, o kadar yaralımız var.' Sonuçları ne? Nereye varacaksınız? Bu kadar fedakarlık yaptınız, ne elde ettiniz?
Halkımızın gösterdiği bu büyük fedakarlığa, yaptıklarımıza, şehitlerimize karşılık bu kadar güçlü bir sonuç elde ettik mi? Hayır derim. Burada halkımıza karşı özeleştiri yapacağımız bazı noktalar var vermeliyiz. Ancak şunu söylemek istiyoruz; bu mücadele bazılarının iddia ettiği gibi boşa gitmedi ve sonuçsuz kalmadı. Öyle değil, hayır. Yapılan bu mücadele ve direnişin ardından şimdi Suriye hükümeti ile üzerinde anlaşmaya vardığımız bazı konular var. Birlikte yaptığımız anlaşmalar var. Suriye Devlet Başkanı ile aramızda yapılan ve imzaladığımız anlaşmalar mevcut. Bu anlaşmalarda Kürt bölgesinin özel statüsü (temsiliyeti) kabul edildi; İdari, askeri ve daha pek çok konuda... Suriye'de ilk kez bu bölgeye yönelik özel bir yaklaşım ve muamele söz konusu. Ayrıca 29 Ocak'taki son anlaşma; her ne kadar beklentilerimizin tam karşılığı olmasa da bu anlaşma Suriye devleti içerisinde Kürtler için bir statü oluşturuyor. Resmi bir anlaşma var ancak bu anlaşmanın anayasal bir metin haline gelmesi veya anayasaya girmesi için mücadele gerekiyor. Ama şu an bir sonuç var ve bu sonuçlar üzerinden mücadelemize devam edebiliriz. Halkımızın da bunu bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
'KAZANIMLARIN ANAYASAL HALE GELMESİ İÇİN EN BÜYÜK GARANTİ KÜRT HALKININ BİRLİĞİDİR'
Peki, bunlar gelecek aşamada anayasal bir statüye kavuşacak mı? Söylediğiniz bu şeyler yeni Suriye anayasasında yer alacak mı? Kürtlerin hakları anayasal haklar haline gelecek mi?
İmzaladığımız bu anlaşmalar için uluslararası taraflar vardı. Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron, "Ben bu anlaşmanın siyasi garantörüyüm" dedi. Amerikalı yetkililer, gerek askeri kanat gerekse ABD Başkanı'nın temsilcileri süreçte hazır bulundular. Her ne kadar (onlar tarafından) imzalanmış bir metin olmasa da onlar bu sürecin içindeydiler ve hâlâ da takip ediyorlar; bu anlaşmaların uygulanmasını takip ediyorlar. Uluslararası taraf devrede. Bunun yanı sıra Suriye hükümeti ile konuştuğumuz meselelerin anayasal çözüme kavuşması gerekiyor. Bunlar üzerine de konuşuldu ve gelecekte yeni bir Suriye inşa edildiğinde bu konular üzerinde çalışılacağına dair söz verildi. Ancak bence bu kazanımları korumak, özellikle de mevcut Kürt özyönetimi kazanımlarının kalıcı ve anayasal hale gelmesi için en büyük garanti Kürt halkının birliğidir. Kürt siyasi güçlerinin birliği şarttır; kendimizi güçlendirmeli ve yeni Suriye'nin inşasına etkili bir şekilde katılmalıyız. Her şeyden önemlisi, şu an bu kazanımlara sahibiz. Devletle yaptığımız anlaşmalara göre Kürtler, Kürtlerin yaşadığı tüm bölgelerde kendi kendilerini yönetiyor; ister askeri, ister güvenlik, ister idari açıdan olsun. Önemli olan tüm siyasi güçlerin ve halkımızın buna sahip çıkmasıdır; "bu sadece bir siyasi partinin makamı veya konumudur" dememelidirler. Bu artık tüm Kürt halkının kazanımıdır. Hepimiz buna sahip çıkar, uğrunda büyük mücadele verir ve etrafında Kürt birliğini oluşturabilirsek bu haklarımızı Suriye'de tescil ettirebilmek için en büyük garanti olur, ben böyle görüyorum.
'KÜRTLERİN BİRLİĞİNİN OLUŞMASI İÇİN ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR'
Gerçekten Kürtlerin birliği sağlanacak mı? Rojava'daki farklı siyasi taraflar arasında birçok görüşme gerçekleştirdiniz ve birçok toplantıya başkanlık ettiniz ancak bir sonuca ulaşılamadı veya birlik sağlanamadı. Sorun nerede?
Doğru, Kürt birliğinin oluşması önünde bazı sorunlar var. Biliyorsunuz bir konferans gerçekleştirdik ve o konferansta iyi sonuçlar alındı. Rojava tarihinde ilk kez siyasi güçler bazı hedefler ve bir program üzerinde birleşti. Bazı kurullar da oluşturdular ancak pratik anlamda bu hayata geçirilmedi. Şimdi meselelerin özüne inip detaylara girmek istemiyorum çünkü biz bu işin gerçekleşmesini istiyoruz; ancak bu çabanın hâlâ devam ettiğini ve kanaatimce o konferansın sonuçları ve amaçları için hâlâ çalışmaların sürdüğünü söyleyebilirim. Her ne kadar şu an fiilen durmuş olsa da biz, yeni bir atmosfer ve şartlarda çalışmaların yeniden yürütülmesi için çabalıyoruz. Bazı sorunlar var. Ama birliğin oluşması için bir adım atılacaksa her iki tarafın da anlaşması gerekir. Her iki tarafın, işin pratik yürütülme biçimi konusunda kendi aralarında bir anlaşma yapması ve bunun uygulanması gerekir. Şu an bu yok ancak bu anlaşmanın yapılması için de çalışıyoruz.
'SDG SURİYE DEVLET SİSTEMİNE DAHİL OLDUKTAN SONRA BENİM TEMEL GÖREVLERİMDEN BİR SİYASİ ÜST KURUL OLUŞTURABİLMEKTİR'
Bir dönem şöyle deniyordu: General Mazlum Abdi bir "siyasi üst kurul" (merci) oluşturmak için çalışıyor. Bu hâlâ programınızda mı?
Doğru, daha önce de bir açıklamamda buna değinmiştim SDG Suriye devlet sistemine dahil olduktan sonra benim temel görevlerimden biri, tekrar halkımın arasında olmak ve diğer Kürt siyasi güçleri ile mevcut Kürt şahsiyetlerle birlikte bir siyasi üst kurul oluşturabilmektir. Böylece devrimin kazanımlarına ve mevcut kazanımlara sahip çıkabiliriz. Bu yöndeki mücadele ve çabalarımız hâlâ sürüyor. Engeller ve zorluklar olduğunu biliyoruz ancak tüm Kürt güçleri ve taraflarıyla yeni yöntemlerle, yeni diyalog ve yaklaşımlarla amacımıza ulaşmak ve bu hedeflerimizde başarılı olmak için çalışmak istiyoruz.
'KÜRTLERİN HAKLARININ ANAYASAYA GİRMESİ GEREKİYOR'
Artık Şam'daki resmi ve müzakereci Kürt tarafı General Mazlum Abdi'dir. Siz Suriye Kürdistanı'nın, Suriye devletinin resmi belgelerinde ve dokümanlarında yer alması için çalışıyor musunuz?
Bilindiği üzere bu geçici anayasa hazırlandığında, bize bu anayasanın daha önce yazıldığını, yani biz 10 Mart anlaşmasını imzalamadan önce hazırlandığını söylediler. Bu yüzden, üzerinde anlaştığımız şeyleri anayasaya dahil etme fırsatımız olmadı ancak gelecekte anayasa için çalışılırsa ve yeni bir anayasa oluşturulursa, Suriye Cumhurbaşkanı'nın imzaladığı maddelerin anayasaya girmesi gerektiğine dair söz verildi. Bizim bu anlaşmalarımızda Kürt kimliği, temsiliyeti, Kürtçe dili ile ilgili konular ve Kürtlerin hakları ile ilgili maddeler var. Bu konuların anayasaya girmesi gerekiyor. Bazı sözler verildi ve biz de bunları takip ediyoruz. Ancak tekrar ediyorum bunun için mücadele gerekiyor, siyasi güçlerin ve tüm Kürt halkının birliği gerekiyor. Herkesin mevcut kazanımlar etrafında birleşmesi ve bunlara sahip çıkması gerekir ki bu kazanımları Suriye anayasasında tescil ettirebilelim.
'KÜRTÇENİN RESMİ EĞİTİM DİLİ OLMASI İÇİN GELİŞMELER SÖZ KONUSU'
Kürt bölgelerinde eğitimin ve Kürtçenin geleceği hakkında bir formül veya fikir var mı?
Bu bizim ve halkımız için hayati bir konu. Suriye devleti ile yaptığımız müzakerelerde dil meselesinin bizim için ilk ve en temel gündem maddesi olduğunu söyleyebilirim. Benim açımdan da başat gündem dil meselesidir. Şu bilgiyi de paylaşayım: İmzaladığımız 29 Ocak anlaşmasında "13 Sayılı Kararname"nin uygulanacağı yazılıydı. Ben o zaman dil meselesi yüzünden bunu kabul etmedim. 13 Sayılı Kararname'nin Kürtçe dil meselesinde bize yetmeyeceğini söyledik çünkü Rojava'da 15 yıldır Kürtçe eğitim dili haline gelmiş ve üniversite seviyesine kadar ulaşmış durumda. Bu yüzden, dilin bir "seçmeli ders" haline getirilmesine geri dönemeyiz. Bu mümkün değil. Kürtçe olan eğitim dilinin devam etmesi gerekir. Bu her zaman gündemimizdeydi; Şam'da yapılan tüm toplantılarda ana gündem maddemiz buydu. Cumhurbaşkanı ile Şam'da gerçekleştirdiğimiz son görüşmede bir ilerleme sağlandığını söyleyebilirim. Bu konu tekrar masaya yatırıldı, biz de meselenin çıkmaza girmemesi ve yürümesi için bazı çözümler sunduk. Temel amaç, Kürtçenin resmi eğitim dili olarak kalmasıydı. Biz bunu en öncelikli konulardan biri yaptık ve ilerlemeler de kaydedildi. Bize resmi olarak verilen bilgiye göre; bu meseleleri çözmek için bu konuda karar yetkisi olan kişilerden oluşan bir komisyon kuruldu. Şu an bize söylenen şey şu: "Bir Kürt öğrenci sadece Kürtçe öğrenmemeli, Arapçayı da bilmeli." Biz de dedik ki: "Sorun değil." Yani Kürtçenin yanında Arapça da olmalı ve eğitimini tamamlayan her öğrenci, herhangi bir sorun yaşamamak adına her iki dili de bilsin. Biz bu konuda esnek olduğumuzu söyledik ancak önemli olan Kürtçenin resmi eğitim dili olmasıdır. Bu konuda yeni gelişmeler söz konusudur.
'SDG TAMAMEN ORTADAN KALMAYACAK BİÇİMİNİ YAPISINI DEĞİŞTİRECEK'
SDG'nin orduya entegrasyon süreci devam ediyor. Kürtlerin bu birleşmeden gerçekten bir çıkarı var mı?
Askeri gücümüzle ilgili olarak; askeri gücümüzün Suriye ordusunun bir parçası olmasına karar verdik. Ancak yine biz Kürtler olarak katılacağız; Kürt komutanlar, Kürt askerler yer alacak ve Kürt tugaylarımız olacak. Bu tugayların tamamı, devletle birlikte bir askeri yapı içerisinde çalışacak. Bence bu, yapabileceğimiz en olumlu çözümdü. Böylece SDG bünyesindeki Kürt gençleri kendi bölgelerinde askerlik hizmeti yapabilecek, kendi bölgelerini koruyacak ve aynı zamanda Suriye ordusunun resmi bir parçası olacaklar. Bu en iyi çözümdü. Bu süreç tamamlandığında SDG tamamen ortadan kalkmış olmayacak, biçimini ve yapısını değiştirecektir. Daha önce SDG adı altında olan bu güçler, başka bir isimle, başka bir organizasyonla ve farklı bir askeri üslupla Suriye ordusunun parçası olacaklar. DSG komutanları da ordu içerisinde yerlerini alacaklar. Bu konu her iki tarafı da güçlendirir ve aynı zamanda Kürtler, Suriye devleti adına kendi bölgelerini koruyabilirler.
'AFRİN TUGAYININ OLMASI İÇİN ÇALIŞMA YÜRÜYOR'
Kürt güçleri Kürt bölgelerinde mi kalacak?
Şu anki durum böyledir. Üzerinde anlaştığımız 29 Ocak Anlaşması’na göre; Derik Tugayı, Kamışlo Tugayı, Haseke Tugayı ve Kobani Tugayı gibi Kürt tugayları var. Şu an bir Afrin Tugayı’nın olması için de çalışmalar yürütülüyor.
Afrin’de Suriye Savunma Bakanlığı’na bağlı Kürt bir güç mü kuracaksınız?
Prensip olarak şu an bu gündemdedir. Suriye Savunma Bakanlığı ile şöyle bir anlayış birliği oluştu: Daha önce SDG çerisinde yer alan Afrinli gençler, yine Savunma Bakanlığı’na bağlı bir tugay olarak Afrin bölgesinde veya Afrin’e yakın bir bölgede görev yapacaklar; kendilerini organize edecekler ve kendi bölgelerini koruma görevini yerine getirecekler.
'ENTEGRASYON SÜRECİNİN SONUNDAYIZ'
SDG'nin feshedilmesi için belirlenmiş bir takvim var mı?
Biz, SDG'nin ne zaman tamamen Suriye ordusuna dahil olacağını söylüyoruz 'feshedilme' yerine bunu ifade etmek istiyoruz. Şu an SDG'nin bir kısmının orduya dahil olduğunu, resmi olarak entegre edildiklerini, eğitim aldıklarını ve Suriye ordusunun bir parçası olarak görev yaptıklarını söyleyebiliriz; ancak henüz yarısından fazlası dahil olmadı. Şu an onların da orduya geçmesi için çalışıyoruz ve inanıyorum ki kısa bir süre içinde SDG'nin Suriye ordusuna katılım süreci tamamen sona erecektir. Evet, örneğin DSG’nin geride kalan tüm güçlerinin entegrasyonu bittiğinde –ki şu an bu sürecin sonundayız– o zaman 'SDG'nin Suriye ordusuna katılım süreci tamamlanmıştır' diyeceğiz. SDG artık diğer tugaylar haline gelecek, Kamışlo Tugayı ve benzeri...
Yani askeri bir güç olarak kalmaya devam edecekler mi?
Suriye ordusunun bir parçası olacaklar ve başka bir sistem içerisinde çalışmalarını yürütecekler.
'HALKIMIZ VE KÜRT BİRLİĞİ İÇİN ÇALIŞMAMIZ GEREKİYOR'
Peki, o zaman ben General Mazlum Abdi’yi nerede göreceğim?
Aslında daha önce de beyanatlarımda söyledim, hâlâ sözümün arkasındayım; bizim halkımız ve Kürt birliği için çalışmamız gerekiyor. SDG’nin Suriye ordusuna dahil olmasıyla birlikte siyasi bir boşluk oluşacaktır. Çünkü 15 yıldır SDG'nin varlığı sayesinde burada siyasi bir iklim ve siyasi bir ajanda mevcut. Bir boşluk oluşmasını istemiyoruz. Kuşkusuz SDG’den kaynaklı bir boşluk doğmamalı ve bu boşluğu doldurabilecek siyasi bir temsil yeniden hazır bulunmalıdır. Ben bunun üzerinde de çalışacağım ve nerede olursa olsun bunun için bir mücadele verilmeli; ister burada, ister Şam’da, ister burda... Halkımız için ne iyiyse onu yapacağım, bu konuda tereddüt olmamalı.
'ŞARA ŞAM'DA BULUNMAM YÖNÜNDE BİR İSTEK BELİRTTİ, KARAR VERMEDİK'
Hedeflediğiniz bu çalışmaları yürütmek için Şam’da kalma niyetiniz var mı?
Cumhurbaşkanı ile yaptığımız son görüşmede bunun üzerine konuştuk. Onlar da birlikte çalışmak ve süreci yönetmek için benim Şam’da bulunmam yönünde bir istek belirttiler.
Yani bir makamda bulunmak için mi?
Şam’da bulunmam konusunda bir istekti ancak henüz nihai bir karar vermiş değiliz.
'SİYASİ BİR YAPI KURULMALI'
Askeri görevleriniz sona erdikten sonra niyetiniz nedir? Örneğin dışarıda insanların 'General Mazlum Abdi belki bir siyasi parti kurar' dediği duyuluyor.
Hayır, sadece bir siyasi parti olması şart değil. Daha önce de söylediğim gibi, benim için önemli olan, SDG'nin Suriye ordusuna geçişiyle boşluk oluşmamasıdır. Bu çok önemli. Yani SDG etrafında toplanan o siyasi şahsiyetlerin, SDG büyük bir emek ve çabayla inşa ettiği iç ve dış ilişkilerinin, Kürt toplumundaki ve çevredeki dostluklarının heba olmaması ve bu boşluğun oluşmaması gerekir. Siyasi bir yapı kurulmalı; artık bu parti mi olur, cephe mi, hareket mi olur, oluşum mu olur... Böyle bir şeye ihtiyaç var.
'AVRUPA'YA GİTTİK ABD'YE GİTME İHTİMALİMİZ DE VAR'
General Mazlum Abdi’nin ABD’ye gitmeme sebebi neydi?
Özel bir sebebi yoktu ancak hepimiz savaşla meşguldük. Birkaç ay öncesine kadar hepimiz tamamen savaşa odaklanmış durumdaydık. Bu yüzden sadece ABD’ye değil başka yerlere de gidemedik. Daha önce savaş vardı ve çok fazla dışarı çıkmıyorduk. Belki yakın komşularımızı görmek için dışarı çıkışlar olmuş olabilir, o da acil işlerimiz olduğu ve IŞİD ile savaşla bağlantılı olduğu içindi. Dediğim gibi bazen görünür veya görünmez şekilde gidip geliyorduk ancak o türden kapsamlı ziyaretlerin ne Avrupa’ya ne de ABD’ye yapılmamasının sebebi buydu. Ama artık durum değişti. Şimdi dışarı çıkışlar oluyor, Avrupa’da da iyi görüşmeler yaptık ve ABD’ye gitme ihtimalimiz de var.
'MACRON ANLAŞMA KONUSUNDA ÇOK EMEK VERDİ'
IŞİD savaşında ve bugüne kadar, Avrupa ve Batı ülkeleri arasında size en yakın dost kimdir?
Ülkeler arasında bir ayrım yapmak istemiyoruz ama Fransa Cumhurbaşkanı’nın her zaman desteğini açıkça ifade ettiğini söyleyebiliriz. Bu açıdan her zaman önem veriyorlar ve biz de herkesle ilişkilerimizin devam etmesini istiyoruz.
Peki, Elysee Sarayı ile doğrudan diyaloğunuz var mı?
Evet, her zaman.
Yani Fransa ile olan maddi, askeri veya manevi dostluk hâlâ sürüyor mu? Ya da yanınızda duran ve Şam ile müzakerelerinizde size destek veren bir güç mü?
Doğrusu, hakkını yemememiz gerekir; Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron, savaş çıktığında ve 29 Ocak’ta yaptığımız o anlaşma konusunda çok emek verdi. Bizimle defalarca telefonda konuştu. Anlaşmanın maddeleri üzerine görüşlerini paylaşıyordu ve Suriye Cumhurbaşkanı ile de görüştü. Büyük çaba sarf etti ve "Ben bu anlaşmanın siyasi garantörüyüm" dedi. Siyasi ve manevi açıdan iyi bir destekleri olduğunu söyleyebiliriz.
'IŞİD KENDİNİ YENİDEN ORGANİZE ETTİ, TÜM ŞEHİRLERDE VARLAR'
Suriye’de veya Rojava’da IŞİD tehlikesi bitti mi?
Hayır, bence var. IŞİD tehlikesini küçümseyenler doğru söylemiyorlar; IŞİD kendini yeniden organize etti ve hâlâ faaliyet yürütüyor. Belki de tam tersine; IŞİD şu an etki alanını genişletmiş ve şehirlere de sızmış durumdadır. Şehirlerde de varlar.
Kendini organize mi etti yoksa küçük gruplar halinde mi var?
Belki düzey olarak eskisi gibi değil ama şu an yayılmış durumdalar ve tüm şehirlerde varlar. Örneğin eskiden Suriye’nin büyük şehirlerinde yoklardı ama şu an o yerlere de yerleşmiş durumdalar.
'SURİYE'DE MERKEZİYETÇİ BİR SİSTEM ÇÖZÜM DEĞİL'
Merkezi olmayan bir Suriye mi, merkezi bir Suriye mi? Gelecekte Suriye'yi nasıl görüyorsun?
Biz şuna inanıyoruz; Esad ve Baas döneminde yaşananların temel sebebi, totaliter bir yönetimin ve mutlak bir merkezi otoritenin olmasıydı. Sistemin merkeziyetçi olması, yapılan tüm kötülüklerin ve zulmün ana kaynağıydı. Bu nedenle gelecekteki Suriye'de merkeziyetçi sistem bir çözüm değildir. Suriye bunu daha önce denedi ve başarılı olamadı. Denenmiş bir şey tekrar denenmemelidir. Bu yüzden Suriye için en iyi sistemin merkezi olmayan bir sistem olduğu kanaatindeyiz. Bizim görüşümüz bu yöndedir.
'TÜRKİYE İLE DOĞRUDAN DİYALOG KURUYORUZ, UZLAŞI OLUŞMASINI ARZULUYORUZ'
Türkiye ile aranız nasıl?
Eskisiyle kıyaslarsak şu an daha iyi. Bir yıl öncesine kadar Türkiye tarafından sürekli bombalanıyorduk; altyapımız hedef alınıyordu ve hepimiz hedefteydik. Şimdi ise bir ateşkes durumu ve aramızda açık kanallar var. Birbirimizle diyalog kuruyoruz ve bunun daha ileriye gitmesini istiyoruz. Ateşkes aşamasını geçip aramızda bir anlayış birliği (uzlaşı) oluşmasını arzuluyoruz; böylece biz ve Türkiye, herkes gibi normal bir şekilde ilişki kurup muhataplık geliştirebiliriz.
Aranızda doğrudan bir müzakere mi var yoksa aracılar mı devrede?
Hayır, doğrudan var; arkadaşlarımız onları görüyor, onlar da bizim arkadaşlarımızı görüyor.
MAZLUM ABDİ TÜRKİYE'YE GELECEK Mİ?
Peki, biz General Mazlum Abdi'yi ne zaman Türkiye'de göreceğiz?
Bu siyasi şartlara ve Türkiye'nin buna ne kadar hazır olduğuna bağlıdır. İnanıyorum ki durum biraz daha olgunlaşırsa böyle bir şey gerçekleşir.
Sinyaller var mı?
Evet, olumlu şeyler var, olumlu sinyaller mevcut. Rojava’nın çıkarına, Suriye’deki Kürt halkının çıkarına ve Türkiye'nin de yararına olan şeyin, ilişkilerimizin daha üst bir düzeye taşınması olduğuna inanıyorum.
'ÖCALAN İLE DOĞRUDAN GÖRÜŞME GERÇEKLEŞMEDİ'
General Mazlum Abdi ve Sayın Abdullah Öcalan ne zaman görüşecek?
Bu da yine bahsettiğim konuyla, yani bizim Türkiye ile olan meselemizle bağlantılıdır.
Sizinle Öcalan arasında doğrudan bir müzakere/görüşme gerçekleşti mi?
Hayır, gerçekleşmedi.
Gerçekleşmedi mi?
Hayır, benimle gerçekleşmedi.
Yani arkadaşlarınızla mı gerçekleşti?
Evet, muhtemelen öyle olmuştur ama benimle olmadı, ben kendimden bahsediyorum.
'ÖCALAN'IN ATEŞKES VE UZLAŞI AŞAMASINDA ÖNEMLİ ROLÜ OLMUŞTUR'
Onu görmek istiyor musunuz?
Elbette, o bir Kürt liderdir ve bir dönem burada 20 yıl boyunca yaşadı. İnanıyorum ki daha önceki barış sürecinde, ateşkes ve uzlaşı aşamalarında önemli bir rolü olmuştur.
Yani Öcalan'ın uzlaşıda bir rolü vardı?
Vardı ve yine olumlu bir rolü olacaktır.
'TÜRKİYE'DEKİ SÜREÇ İLERLERSE DAHA FAZLA OLUMLU ETKİSİ OLACAKTIR'
Türkiye’de yürütülen barış ve diyalog süreci, çıkarılacak bir yasa; bunların Rojava üzerine bir etkisi olur mu?
Şimdiye kadar var. Çünkü diyebiliriz ki şu an bir ateşkesin olması, Türkiye'nin buraları bombalamaması ve bir yıl önceki gibi saldırıların olmamasının temelinde bu sürecin doğrudan etkisi vardır. İnanıyorum ki bu süreç ilerlerse daha fazla olumlu etkisi olacaktır.
Şam Kürtlere siyasi makamlar vermeye hazır mı?
Hazır olduklarına inanıyorum. Bu konular üzerinde konuşuldu. Onlar, bu tür adımların atılması için askeri birleşme sürecinin biraz daha ilerlemesini ve tamamlanmasını bekliyorlar.
'BU AY İÇİNDE ENTEGRASYONUN TAMAMEN BİTMESİNİ HEDEFLİYORUZ'
Siz entegrasyon konusunda acele ediyor musunuz, hemen uygulanmasını mı istiyorsunuz?
Aslında anlaşmaya göre Şubat ayında tamamlanması gerekiyordu, yani zaten gecikmiş durumda. Bu gecikme her iki taraftan, yani hem onlardan hem de bizden kaynaklandı. Bu konuda suçu tek bir tarafa yüklemek istemem ama süreç uzadı ve gecikti. Artık planımızı yaptık; bu ay içerisinde entegrasyonun tamamen bitmesini hedefliyoruz.
'10 MART ANLAŞMASININ UYGULANMASINDA ÇABALARIMIN YETERSİZ KALDIĞINI GÖRÜYORUM'
'Keşke bu hatayı yapmasaydım' dediğiniz bir şey var mı?
Bu gerçekten zor bir soru ama cevabını vereceğim çünkü bu halkımızı da ilgilendiriyor. Özellikle 10 Mart Anlaşması’nı imzaladıktan sonra, onu uygulama fırsatımız vardı. Siyasetimizde hatalar yapıldı. Elbette o anlaşmayı uygulamak için bir çaba sarf etmek istiyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda, Suriye devleti ile üzerinde anlaştığımız maddeleri pratiğe dökme konusundaki çabalarımın yetersiz kaldığını görüyorum. Bunu kendim için en büyük hata olarak görüyorum. Eğer bana "Kürt halkına hangi konuda özeleştiri verirsiniz?" diye sorarsanız, bu konuyu söylerim; o anlaşmayı hayata geçirmek için daha büyük bir mücadele vermeliydik. Şimdi bu hatayı telafi etmek için yine bir aşamadayız. Halkıma söz verdim; bu seferki anlaşma her ne kadar tamamen gönlümüze göre ve tüm taleplerimizi karşılar nitelikte olmasa da bir kez daha savaş çıkmaması ve halkımızın istemediği şeylerle tekrar yüz yüze gelmemesi için tüm enerjimi ve imkanlarımı bu anlaşmayı uygulamak ve huzuru tesis etmek için seferber edeceğim. Sonrasında da mücadelemize devam edeceğiz.
'ÜNİFORMAYI ÇIKARMANIN VAKTİNİN GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM'
Sivil hayatı özlemiyor musunuz? Çünkü sizi her zaman askeri üniforma içinde görüyoruz.
Doğrusu Rojava’ya ilk geldiğimde, devrimin başlangıcında sivil ve siyasi çalışmalar yürütüyordum. Ancak daha sonra savaş bize dayatıldı. 2013 yılında askeri üniforma giydik. 2011 ve 2012 yıllarında siyasi mücadele veriyordum ve askerlikle pek işim yoktu; fakat savaş kaçınılmaz hale gelince 2013’te üniformayı giydik ve bugüne kadar da çıkarmadık. Ancak inanıyorum ki artık onu çıkarma vakti geldi.
Öyle mi? O vakit yakın mı?
Yakın olduğuna inanıyorum.
Artık sizi askeri kıyafetle görmeyecek miyiz?
Sanırım SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu tamamlandığında, biz de eski işimize döneceğiz ve bence bu halkımız için çok daha iyi olacaktır. Ben kendim halkın talebini esas alıyorum; askerlik gerekliyse asker olurum, siyaset gerekliyse siyaset yaparım.