Eski AKP Milletvekili yazar Orhan Miroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı açıklamada, son dönemde Kuzey Irak’taki bölgesel yönetime yönelik sert söylemler ve Kürtleri hedef alan yaklaşımlar üzerinden yürütülen tartışmalara dikkat çekti. Miroğlu, bu tür söylemlerin yalnızca siyasi değil, toplumsal açıdan da ciddi riskler barındırdığını ifade etti.
“Kuzey Irak’taki bölgesel yönetim saçmalığına son verilmeli” ve “Barzani uyarılmalı” gibi ifadelerin artık açıkça dile getirilebildiğini belirten Miroğlu, bu tür görüşlerin devlete teklif olarak sunulabilmesinin endişe verici olduğunu vurguladı.
Kürt karşıtı kampanyaların adeta ulusal bir ittifak halinde sürdürüldüğünü savunan Miroğlu, bunun toplumun bir arada yaşama iradesini zedelediğini belirtti. Bu yaklaşımın, “bizi bir arada tutan değerlerin altına dinamit koymakla eşdeğer” olduğunu dile getirdi.
PKK ve SDG’nin stratejilerinin yol açtığı siyasi sonuçların muhasebesinin Kürtler tarafından yapılması gerektiğini ifade eden Miroğlu, ancak gelinen noktada bunun ötesine geçilerek Kürtlerin yaşadığı her yere inkâr ve suçlama yöneltildiğini savundu. Bu durumun bilinçli bir siyasi iklimin ürünü olduğunu belirtti.
Açıklamasında, PKK gerekçesiyle İslam dünyasının Batı ile tarihsel mücadelesinin bedelinin Kürtlerin omuzlarına yüklendiğini ifade eden Miroğlu, bunun yeni bir ırkçı dalgayı beslediğini söyledi. Bu dalganın yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmayacağına, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Kürtleri de hedef alabileceğine dair endişelerini dile getirdi.
Hayatı boyunca şiddete karşı durmuş ve yüzünü Türkiye’ye dönmüş bir Kürt olarak bu gelişmelerden kaygı duyduğunu belirten Miroğlu, aydınlara ve karar alıcılara çağrıda bulundu. “Bilenler susmasın” diyen Miroğlu, etnik hınç ve öfke dalgasının durdurulmaması halinde yarın çok geç olabileceği uyarısında bulundu.
Orhan Miroğlu’nun açıklaması şöyle:
“Kuzey Irak'taki bölgesel yönetim saçmalığına da son verilmeli. Irak üniter devlet olmalı.”
“Barzani uyarılmalı”
“Geçen yüzyılda Osmanlı topraklarının bölünmesine karşı koyamadık, ama bu yüzyılda daha küçük parçalara bölünmesine izin vermeyeceğiz!.”
Bu türden yazılar yazılabiliyor, ve devlete teklifler götürülebiliyor artık!
Yeryüzündeki bütün Kürtler’i Türkiye’nin düşmanı haline getirmek isteyenlere Kürt aydınlarından önce, Türk aydınlarının ve devleti yönetenlerin elli yıldır tekrarlanan ve altı doldurulamadığı için belli ki derde deva olmayan kardeşlik söylemlerinin dışında söyleyecek bir çift sözü olmalı!
Kürt karşıtı kampanyaların adeta ulusal bir ittifakla sürdürülüyor olması çok üzücüdür, yıkıcıdır, bizi bir arada tutan değerlerin altına dinamit koymaktan farksızdır.
PKK ve SDG’nin stratejilerinin sebep olduğu siyasi sonuçların hesabını muhasebesini Kürtler yapacak mutlaka ve yapmalıdır; ama görünen bu değil maalesef, bunun üstünden inkar sancağı Kürtler’in yaşadığı her yere dikilmek isteniyor, böylesi bir siyasi iklim yaratılıyor!
İslamın Batı’yla yüzyıllara uzanan kadim mücadelesinin bütün günahları PKK bahanesiyle Kürtler’in omuzuna yükleniyor!
İnkar habitusunun sebep olduğu yeni ırkçı dalganın Kuzey Irak’ta da durmayacağı, Tokyo’da yaşayan bir Kürd’e kadar uzanacağı hissiyatına kapılmak; bütün hayatı boyunca yüzü Türkiye’ye dönük olarak yaşamış, şiddete karşı çıkmış bir Kürt olarak sadece benim aklımdan geçen gereksiz bir endişe mi bilemiyorum doğrusu!
Bilenler susmasın, aydınlatsın ortalığı, bu etnik hınç ve öfke dalgasını durdurmak için yarın çok geç olabilir!