Venezuela, Amerikan İmparatorluğu ve Türkiye Gerçeği

Yeni yüzyılın ilk çeyreği bitip ikinci çeyreğine adım atarken, 3 Ocak günü ABD tarafından tüm uluslararası hukuk kuralları ayaklar altına alınarak Venezuela'ya bir operasyon gerçekleştirildi. ABD, bu operasyonda Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu eşiyle birlikte derdest ederek; narko-terör ve uyuşturucu ticareti suçlarından yargılamak üzere ABD'ye kaçırdı.

Venezuela, aylar öncesinden —hatta Trump iktidarının başından beri— ABD'nin açık tehditlerine maruz kalan devletler arasındaydı. Hugo Chavez döneminde millileştirilen petrol işletmeleri ve şirketler yüzünden ABD'nin tepkisini çeken; sahip olduğu doğal kaynaklar (petrol, altın ve değerli metaller) nedeniyle de ABD'nin dış yatırımları ve sermaye ihracı açısından son derece "elverişli bir pazar" olarak görülen Venezuela, uzunca bir süredir baskı, ambargo ve kısıtlamalarla iktisadi yapısı baltalanmış halkı yoksullaştırılmış bir ülkeydi.

ABD, yoksullaştırılan Venezuela halkına bu yetmezmiş gibi bir de açık tehdit dilini kullanarak çeşitli suçlamalar yöneltiyordu. ABD Adalet Bakanlığı, Trump'ın ilk başkanlık döneminde Maduro ve çevresini; 'narko-devlet' yapılanmasının siyasi zirvesi, FARC ve diğer silahlı gruplarla iş birliği yapan bir ağın parçası olarak tanımlamıştı. Aslında bu dosya yeni açılmış değildi; mevcut olan bir dosyanın kapsamı genişletilerek en tepesine Nicolas Maduro yerleştirilmişti. İlk olarak 2011 yılında New York Güney Bölgesi Federal Savcılığı (SDNY) tarafından açılan dosya; o dönemde Kolombiya merkezli FARC bağlantılı uyuşturucu ağları, Latin Amerika-ABD hattındaki kokain sevkiyatları ve bu sevkiyatlara koruma sağlayan devlet içi yapılar üzerine yürütülen geniş kapsamlı bir narkotik soruşturmasının parçasıydı. Evet, genelde Türkiye'den aşina olduğumuz bir yöntemle dosya kapsamı genişletilip içerisine Maduro ve Venezuela eklenmiştir.

Tabii burada bir değerIendirme yaparsak; kanımızca Türkiye'de çokça övülen Amerikan demokrasisinin "genişletilmiş iddianameler" açısından değil de "genişletilmiş konsept" dahilinde irdelenmesi çok daha doğru olacaktır. Çünkü bugünkü Amerika'yı ve yarattığı dünyayı anlamak açısından, her dönem belirledikleri stratejik konsept kararlara bakmak yeterli olacaktır. Bütün dünyanın bildiği gibi Amerika Birleşik Devletleri, uyuşturucu ticaretiyle —oradan nemalanma ve CIA operasyonlarını finanse etme dışında— ilgilenmemektedir. Zira özellikle Laos, Vietnam ve Afganistan işgallerinden sonra uyuşturucu üretimini bizzat ABD kendisi desteklemiştir. Ayrıca Güney Amerika'daki uyuşturucu trafiği CIA’nın gözetiminde yapılmaktadır.

ABD'nin Güney Amerika'daki uyuşturucu kartellerine hayırhah bir tutum takındığı da uzun yıllardır dünya kamuoyunca bilinmektedir. Örneğin; bizzat İsrail kökenli bir Amerikalı ilaç şirketi olan Purdue Pharma’nın sahibi Sackler ailesinin, yarattıkları uyuşturucu imparatorluğuyla yaklaşık yarım milyon Amerikalının ölümüne yol açtığı bilinmektedir. Sackler ailesi Amerika'da "tarihteki en kötü uyuşturucu satıcıları" olarak ün salmış olsa da yıllarca ABD adaleti tarafından dokunulmamış her ne hikmetse onlara hiçbir şey olmamıştır. Bu da gösteriyor ki Trump ve ABD'nin dünya kamuoyuna "uyuşturucu operasyonu" veya "narkoterör" diye lanse ettiği girişim, aslında Venezuela kaynaklarına çökme operasyonudur. Bu açıdan, Amerika'nın bir siyasi yol haritası olarak belirli aralıklarla yayımladığı ulusal güvenlik belgelerine bakmak, güncel siyasi haritayı anlamak açısından faydalı olacaktır.

ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİ BELGESİ

ABD siyasi otoriteleri, Soğuk Savaş sonrası adına "strateji belgesi" dedikleri metinleri yayımlama alışkanlığıyla biliniyor. Bu metinler (kimileri tarafından!) ABD çıkarlarını korumaya yönelik ciddi bir yaklaşımdan ziyade "hayali bir dilek listesi" gibi okunuyordu. Fakat özünde bu belgeler, ABD'nin dünya ülkeleri üzerindeki emperyalist niyet ve amaçlarını ifade etmektedir.

Henüz geçen ay, aralık başında yayımlanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nde ABD, küresel boyutta güç kaybettiğini açıkça itiraf etmiştir. Bu belgede Çin, Rusya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin sahada daha fazla yer aldığı; Kuzey ve Latin Amerika'da daha fazla ticari ortaklık geliştirdiği ve ABD'nin buna karşın etkin bir politika üretemediği açıkça belirtilmektedir. Belgenin itiraf ettiği temel husus; ABD'nin dünya ticaretindeki stratejik, coğrafi ve iktisadi oyun kurucu özelliğinin ikincil pozisyona gerilediğidir.

ABD, bu edilgen pozisyondan bir ya da birkaç hamleyle çıkacağı zamanı kolladığını da bu belgeyle hissettirmiştir. Gelinen noktada ABD; kaybettiği stratejik ve ticari üstünlüğü tekrar ele geçirmek için Güney ve Latin Amerika ülkelerini açıktan, Kanada ve Grönland’ı ise tehditkâr tavrıyla baskı altına alarak dünyanın geri kalanına (başta Rusya ve Çin olmak üzere) mesaj vermek istemektedir. Bu doğrultuda ABD, kendi içinde bir dış politika süreci belirlerken; dışarıda da NATO gibi askerî örgütlenmeleri aracılığıyla yayılmacı bir strateji izlemektedir.

STRATEJİK VE GENİŞLETİLMİŞ KONSEPT

Amerika Birleşik Devletleri, 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başı itibarıyla dünyadaki nüfuz alanlarını yönetmek; politik, askerî ve stratejik bir süper güç olarak var olabilmek adına çeşitli doktrin ve konseptlere ihtiyaç duymuştur. Bunlardan ilki Monroe Doktrini’dir. 2 Aralık 1823 tarihinde ilan edilen bu doktrine göre, borçlarını ödeyemeyen Latin Amerika ülkelerine müdahale öngörülmüştür. Bu durum II. Dünya Savaşına kadar sürmüştür.

Savaş sonrası yaşanan en önemli gelişme, Monroe Doktrini ile benimsenen "Amerika kıtası dışına çıkmama" politikasının terk edilerek tüm dünyanın ABD'nin ilgi alanı olduğunun ilan edilmesidir. 12 Mart 1947’de Başkan Harry S. Truman tarafından açıklanan "Truman Doktrini", ABD yanlısı hükümetleri desteklemek ve Sovyet blokunun genişlemesini engellemek üzerine kuruludur. O yıllarda Sovyetlerin güneye (Ortadoğu ve Yunanistan) ve batıya yayılması, ABD'de büyük bir korkuya sebep olmuştur. Bu korku, "McCarthyciIik" diye bilinen komünist avını başlatmış ve NATO'nun kurulmasına ön ayak olmuştur.

Truman'la birlikte antikomünist bir hatta oturan ABD dış politikası, Eisenhower Doktrini ve "dolaylı saldırı" kavramıyla ülkelerin iç işlerine müdahale eden bir yapıya evrilmiştir. Bu kavramlarla ABD, "komünizm tehdidi" altındaki devletlere mali ve askerî yardım yapacağını açıklamıştır. "Dolaylı saldırı" kavramı, Türkiye'deki 1 950'lerden itibaren sürdürülen antikomünist propaganda açısından ayrıca değerIendirilmelidir. Kısaca özetlersek; bu kavram, emperyalist sömürge sistemi içinde yer alan kurulu düzenlere karşı her türlü muhalif hareketi "ABD güvenliğine yönelik dolaylı saldırı" olarak kodlamakta ve bu hareketleri bastırmak için askerî müdahale hakkını saklı tutmaktadır.

Ülkemizde özellikle AP-DP döneminden itibaren gelişen halk muhalefetinin susturulmasında; antikomünist şebekelere (Komünizmle Mücadele Dernekleri, özel Harp Dairesi, JİTEM tarzı kontra örgütlenmeler) verilen desteğe baktığımızda, en başından beri bahsettiğimiz "stratejik ve genişletilmiş konsepte" uygun bir işleyiş görülmektedir. Bugün Venezuelalıların başına gelenleri bir de bu gözle okumak, ABD'nin yanında kimlerin durduğunu iyi bilmek gerekir.

Türkiye'de 12 Mart 1 971 Muhtırasını da, 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenlerin "kimin çocukları" olduğunu da (CIA İstasyon Şefi Paul Henze'nin "Bizim çocuklar başardı" sözü hatırlanmalıdır) 23 yıldır ülkenin üzerine çöken AKP iktidarını da dünün yansımaları olarak görmek gerekir.

Bugünkü faşist düzen ittifakının Şili, Arjantin ve Panama gibi ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de nasıl korunduğunu; Ağarların, Ekenlerin, Çatlıların, Çakıcıların hangi projelerin tezahürü olduğunu; Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri katleden düzeni ancak böyle kavrayabiliriz.

Kapitalist-emperyalist sistemin özüne ve bu geniş resme bakmadan; dünya çapındaki şer odaklarını, kapitalizmin ağababalarını ve bunların hangi ülkelerde ne tür kirli operasyonlara imza attıklarını anlamak mümkün değildir.

Son sözü söylerken; Venezuela Başkanı Maduro kaçırılırken Amerikan emperyalizmine karşı kahramanca çatışarak can veren, aralarında 32 Küba askerî personelinin de bulunduğu 57 kişiyi saygıyla anıyoruz. Ruhları şad olsun!

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }