Ankara Garı’nda 10 Ekim 2015’te IŞİD tarafından gerçekleştirilen ve 103 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Katliamı’nın 10. yılı anılırken, Adalet Bakanlığı’nın dava dosyasına gönderdiği görüş yazısı tartışma yarattı.
Bakanlık, katliamdan önce MİT ve emniyet birimlerine ulaşan “saldırı olabilir” uyarılarını yok sayarak, “İdareye herhangi bir ihbar veya istihbari bilgi gelmediği” savunmasında bulundu. Yazıda ayrıca, “terör eylemlerinin tamamen engellenmesinin mümkün olmadığı” belirtilerek devletin kusurlu olmadığı ileri sürüldü.
Oysa dava dosyasında, emniyet birimlerine saldırı ihtimaline dair yazılı uyarıların gönderildiği belgeler de yer alıyor. Bu uyarılara rağmen gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, miting alanında arama yapılmadığı ve istihbarat akışının değerlendirilmediği yıllardır tartışma konusu.
Adalet Bakanlığı’nın bu görüşü, katliamda yaralananların ve hayatını kaybedenlerin yakınlarının yaptığı bireysel başvuruların değerlendirildiği süreçte Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderildi.
AYM, 9 yaşındaki Veysel Atılgan ve babası İbrahim Atılgan’ın yaşamını yitirdiği başvuruda, daha önce Pınar Alkan davasında verdiği karara atıf yaparak, “devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmediği” sonucuna vardı. Mahkeme, başvuruyu “açıkça dayanaktan yoksun” bularak kabul etmedi.
Bu karar ve bakanlık görüşü, katliamın 10. yılında “devletin sorumluluğunun örtbas edildiği” eleştirilerini yeniden gündeme getirdi.
T24’ten Cengiz Anıl Bölükbaş’ın haberine göre, Bakanlık "istihbari bilgi intikal etmedi" dedi
Yüksek Mahkeme, atıf yaptığı Pınar Alkan'ın bireysel başvurusu hakkında 15 Nisan'da karar verdi. AYM'nin kararında Adalet Bakanlığı'nın görüşü de yer aldı. Dosyada bulunan birçok istihbarat yazısı ve notuna karşın bakanlık, mitinge yönelik saldırıya ilişkin olarak herhangi bir ihbarın ya da istihbari bilginin idareye intikal etmediğini bildirdi.
Adalet Bakanlığı'nın görüşünün tamamı şöyle:
"Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; öncelikle başvurucu lehine sosyal risk ilkesi uyarınca hükmedilen manevi tazminata işaret edilerek başvurucunun uğradığı zararın giderildiği ve bu nedenle mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Daha sonra miting için alınan tedbirler açıklanarak başvurucunun yaralanmasına sebep olan patlamanın terör örgütü bağlantılı olarak organize edildiği, zararın üçüncü şahısların kusurundan doğduğu, bireysel bir olay olan terör eylemine yönelik herhangi bir ihbarın ya da istihbari bilginin idareye intikal etmediği, meydana gelen terör saldırısı eylemini azmettiren, yardım eden ve iştirak eden kamu görevlisi olduğuna dair bilgi, belge ve delil elde edilemediği, terör olaylarının tamamen önlenmesinin mümkün olmadığı, terör eylemlerinin öngörülmesi ve engellenmesindeki imkânsızlıklar gözönünde bulundurulduğunda mevcut olayda devletin kusur sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmenin kamu makamları üzerinde aşırı yük meydana getirecek bir yorum olduğu belirtilmiştir. Son olarak idareye karşı hizmet kusuru ya da sosyal risk ilkesine dayanılarak açılan tam yargı davalarında terör olayları nedeniyle ödenmesine hükmedilen tazminat miktarlarının birbirlerinden çok farklılık göstermediğini belirterek başvurucuya ödenen tazminatın yeterli olduğunu ve yaşam hakkının pozitif yükümlülüğü kapsamında yargı sürecinin gerçekleşen zararın nedenlerini tespit etme ve zararı giderme bakımından yeterince etkili şekilde işletildiğini ifade etmiştir."
14 EYLÜL 2015 TARİHLİ İSTİHBARAT RAPORU GİZLENMİŞTİ
10 Ekim Katliamı'na yönelik Mülkiye Müfettişlerinin hazırladığı ön inceleme raporuna göre; canlı bombalardan biri olan Yunus Emre Alagöz’ün de adını içeren, saldırıdan haftalar önce IŞİD’in metropollerde birden fazla canlı bombayla eylem yapacağına dair 14 Eylül 2015 tarihli istihbarat Ankara Emniyeti tarafından gizlendi, mitingin tertip komitesine ve emniyetin ilgili birimlerine bildirilmedi. Avukatlar, dava dosyasına da giren, Ankara Emniyeti’ne bilgi verildiğine yönelik yazı nedeniyle çok sayıda suç duyurusunda bulundu ancak bu suç duyuruları sonuçsuz kaldı.
MİT'TEN EMNİYET'E RAPOR
Ayrıca, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) katliamın sonrasında savcılığa gönderdiği 6 sayfalık “çok gizli” rapor, 10 Ekim Katliamı dosyasından çıktı.
2015 yılı içinde “IŞİD’in Türkiye’ye yönelik eylem tehdidini arttığı”na ilişkin istihbarata yer verilen raporda; MİT’in 10 Ekim Katliamı'nın iki ay öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne geçtiği istihbarat notunda, “IŞİD’in PKK-KCK çıkarlarına yönelik eylemler gerçekleştirebileceği; Adana, Mersin, Diyarbakır ve Suruç’ta görüldüğü üzere IŞİD bünyesindeki Türk radikal unsurların eylem planlamalarında yer almaya devam edebilecekleri” uyarısında bulunduğu belirlendi.
Bunun yanı sıra MİT’in, Gar saldırısından aylar önce saldırıyı organize eden ve yapılan operasyonda kendini patlatan IŞİD’in 'Gaziantep emiri' Yunus Durmaz’ı ve yapılanmasını raporladığı da anlaşıldı. Raporda, “Teşkilatımız, Ankara eylemi ve eylemcileriyle ilgili olarak eylem öncesinde somut bir tespitte bulunulamamıştır” ifadeleri yer aldı.