Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML) Avrupa bileşenleri, 6-9 Haziran’da gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu (AP) seçim sonuçlarına yönelik bir analiz yayımladı.

Dilan Polat-Engin Polat çiftiyle ilgili gizli tanıktan çarpıcı iddialar Dilan Polat-Engin Polat çiftiyle ilgili gizli tanıktan çarpıcı iddialar

Analizde seçim sonuçlarının sistemin krizini ve Avrupa halklarının AB politikalarına tepkisini görünür hale getirdiğine dikkat çekilirken ilerici ve komünist güçlerin zayıflığının ise birçok ülkede sağ ve üstü örtük ya da açık faşist güçlerin yükselişine neden olduğu vurgulandı.

Aralarında Türkiye’den Emek Partisi, İtalya’dan Komünist Platform, Danimarka’dan Komünist İşçi Partisi, Fransa’dan Fransa İşçileri Komünist Partisi gibi partilerin bulunduğu CIPOML bileşeni Avrupa partilerinin açıklaması şöyle:

“Avrupa seçim sonuçları burjuva-kapitalist sistemin krizini ve iç çelişkilerini acımasızca gözler önüne serdi. Birçok ülkede oy kullanmayanların ve çekimser kalanların sayısı çok yüksekti, bazı durumlarda en güçlü partiye verilen oylardan daha yüksek gerçekleşti. Fransa, İtalya ve Danimarka’da seçime katılım oranı seçmenlerin yarısından biraz fazlasına kadar düştü. Almanya’da ise seçmenin üçte biri seçimlere katılmadı. Bu bile başlı başına işçilerin ve halkın AB tekellerine, onların hükümetlerine ve kurumlarına olan desteğinin ve güveninin ne kadar az olduğunu göstermektedir. Emperyalist AB’nin gerici saldırıları, militarizasyonu ve savaş projesi halk arasında hayal kırıklığı, güvensizlik ve tepki yaratıyor. Bu seçim, Avrupa’daki farklı hükümetlerin işçi sınıfı karşıtı küstah neoliberal politikalarına, skandallarına ve işçi sınıfına, küçük çiftçilere, kamu çalışanlarına, kadın haklarına ve gençliğe yönelik saldırılarına karşı bir protesto seçimi olmuştur.”

SAĞA DOĞRU TEHLİKELİ EĞİLİM

“Ancak artan memnuniyetsizlik pek çok ülkede işçilerin ve halk kesimlerinin sosyal demokrasi lehine oy kullanmasına yol açmamıştır. Pek çok ülkede sağ popülist partilerin yanı sıra açık ya da üstü örtülü faşist partiler oy oranlarını arttırmıştır. Aşırı gerici ve yarı faşist partiler, kitlelerin kriz içindeki kapitalist sistemden duydukları hayal kırıklığını istismar etmekte ustadırlar. Bu faşizmin özelliğidir. Seçmenler ise ırkçı ve faşist bir gündem lehine değil, öncelikle mevcut sistem ve hükümetler aleyhine oy vermiş, onları protesto etmiştir.

Eski burjuva ve reformist partiler de aşırı sağcı pozisyonlara geçtiler. Mülteci fobisi, milliyetçilik ve toplumun faşistleştirilmesi gibi sağ popülist partilerin temel konuları, siyaset kurumunun bir parçası ve çoğu parlamenter partinin genel politikası haline geldi. Yüksek derecede uzlaşmanın ve güçlü bir burjuva sınıfı ittifakının olduğu parlamenter oyunda normalleştiler.

Kuzey Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, hükümetlerin ve AB’nin neoliberal savaş kışkırtıcısı politikalarından duyulan memnuniyetsizliğin oylarını toplayanlar sol popülist partiler oldu. Ancak ne sağ ne de sol partiler, sadece burjuva partileri arasındaki güç dengesini değiştirdiği için işçi sınıfı ve halk lehine gerçek bir değişim getirmeyecektir.”

SAĞ, EGEMEN SINIF İÇİN ALTERNATİFTİR

“Derin bir kriz içindeki burjuva kapitalist-emperyalist sistemde sosyal reformizm için hiçbir temel olmadığı apaçık ortadadır. Krizleriyle boğuşmaktadır ve artık işçi sınıfına ve nüfusun büyük çoğunluğuna sunabileceği herhangi bir ilerleme yoktur.

Krizlerine, istihdamı azaltarak, reel ücretleri düşürerek, sosyal yardımları azaltarak ve giderek artan bir şekilde silahlanarak ve savaşa girerek tepki vermektedir. Tüm bunlar işçi sınıfının ve halkın ezici çoğunluğunun zararına olmaktadır. ‘İlerleme’ artık sadece sözde kalmaktadır. Sermayenin, krizleri ve savaşlarıyla, işçi sınıfı içindeki ajanlarıyla, işçi sınıfının kendi çıkarlarını kararlılıkla savunmasını ve hatta devrimci bir politika benimsemesini istememekle kalmayıp, bunu her yolla engellemeye çalıştığı çok açıktır. Popülist ve faşist sözde alternatifler işte bu noktada işe yaramaktadırlar. İltica meselesi etrafındaki medya çılgınlığı ve sağcı pozisyonların yayılması bu yüzdendir. Sosyal yardım alan ‘tembeller’ ya da ‘tembel’ gençler ya da pahalı emeklilik maaşları ya da işçilerin ‘aşırı’ ücret talepleri ve benzeri konulardaki sürekli bölücü tartışmalar bundan kaynaklanıyor. Böl ve yönet! Popülist ve faşist partiler mültecilere karşı kışkırtmalara yardımcı oluyorlar. Ve her ikisi de işçilerin kendi ülkelerinin sermayesiyle -diğerlerine karşı- ‘birliğini’ temsil ediyor. Bu tür tutumlar egemen sermayeye zarar vermiyor, aksine yarar sağlıyor.

Deutsche Börse şirketinin Başkanı Theodor Weimer, bu toplumdaki gerçek güç dengesini gözler önüne serdi. ABD’li yatırımcılardan alıntı yaptı: ‘Hangi yaşlı adamın başkan olduğu umurumuzda değil. Ülkeyi girişimciler olarak biz yönetiyoruz.’ Yani ister Biden ister Trump yönetsin, aslında sermaye yönetiyor. Avrupa’da da durum aynı. ‘İlericiler’ ya da muhafazakarlar, liberaller popülist ve faşist partilerin desteğiyle ya da desteksiz hükümette olsunlar, sermaye her ikisiyle de yaşayabilir ve çıkarlarını savunabilir.

Ancak pek çok ülkede burjuvazi, işçi sınıfının ve ilerici güçlerin sağa kayma korkusunu, onları burjuva pozisyonlarının arkasına çekmek için kullanıyor. Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron parlamentoyu feshetti ve yeni seçim çağrısı yaptı. Bunu yaparken de Marine Le Pen ve partisi RN’nin korkusunu istismar etmek, aynı zamanda kendi sorumluluğunu gözden kaçırmak ve işçi ve halk hareketine karşı birçok açıdan aşırı sağ pozisyonlardan esinlenen neoliberal gerici bir politikayı dayatmaya devam etmek istiyor.”

SONUÇLAR NE OLACAK?

“Seçimler kapitalist emperyalist sistemi değiştirmez. Sonunda sermaye neredeyse her zaman kendi seçimlerini kazanır ve AB’nin sermayenin bir projesi olduğunun altını çizer. Ancak seçimler siyasi ruh halinin önemli bir göstergesidir. AB parlamentosu seçimleri neoliberal politikalara ve emperyalist savaşa karşı büyük bir hoşnutsuzluk olduğunu gösterdi. Ancak diğer taraftan bazı ülkelerde ilerici güçlerin ve komünist hareketin zayıflığı nedeniyle sağ kanat güçlerin güçlenmesine yol açtı.

Bizim cevabımız, işçilerin ve halkın gerçek çıkarlarına odaklanmaktır:

Gerçek ücretlerin kaybı, büyük sosyal kesintiler, enflasyon, iş yıkımı, eğitim sefaleti, sağlık sistemindeki felaket, uygun fiyatlı konutların büyük eksikliği, felaket yerel ve uzun mesafeli toplu taşıma… İşçi sınıfının ekonomik ve siyasi çıkarlarını savunmak için kararlı mücadele, mümkün olduğunca somut bir şekilde ve işçilerle birlikte, çalışmalarımızın merkezinde yer almalıdır. Bu çalışmada, kapitalist-emperyalist sistemin artık ilerleme yeteneğine sahip olmadığı, kriz, yoksulluk ve savaş dışında hiçbir umut sunmadığı giderek daha fazla insan için açık hale geliyor. Bu aynı zamanda, işçi sınıfı için her milimetre olumlu değişim için mücadele etmemiz gerektiğini, bu sistemi ortadan kaldırma ve yerine sosyalist bir toplum kurma mücadelesinde ilerlemek için Marksist Leninist parti ve örgütlerimizi güçlendirmemiz gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır.”

Editör: Selda Manduz