Güncel

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan: HTŞ tercihini biz değil, iktidar açıklamalı

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Diyarbakır’daki yürüyüşe müdahale ve valiliğin toplantı–gösteri yasağı kararına tepki gösterdi. Doğan, “Yasaklar, gözaltılar, şiddet ve baskılar bugüne kadar sonuç vermedi. Haklı mücadele bastırılamaz” dedi.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Diyarbakır’da gerçekleştirilen yürüyüşe yönelik polis müdahalesi ve ardından Diyarbakır Valiliği’nin 23-26 Ocak 2026 tarihleri arasında il genelinde toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklamasına ilişkin konuşan Doğan, uygulamalara tepki gösterdi.

Yasaklama kararlarının daha önce de denendiğini belirten Doğan, baskı yöntemleriyle toplumsal taleplerin susturulamayacağını söyledi.

“BU YÖNTEMLER SONUÇ VERMEDİ”

Doğan, “Erişim engelleri, yasaklamalar, gözaltılar, darp, işkence ve kötü muamele gibi insanlık dışı yöntemler bugüne kadar defalarca denendi. Ancak haklı mücadelenin bastırılması ve sindirilmesi başarılamadı. Haklı olanın sesine kulak vermek varken neden bu yasaklar uygulanıyor?” ifadelerini kullandı.

Suriye politikasına da değinen Doğan, “Türkiye neden Kürtler yerine HTŞ’yi tercih etti?” sorusuna yanıt vermesi gereken tarafın muhalefet değil, iktidar olduğunu savundu.

Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarına yönelik eleştirilerde bulunan Doğan, “Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz, olmamalı. Buna sessiz kalamayız” dedi.

Bu durumun yalnızca Kürtleri ilgilendirmediğini vurgulayan Doğan, kadınlara yönelik şiddet, zorla yerinden edilme ve katliam tehdidinin bir insanlık sorunu olduğunu ifade etti.

“SİYASET YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Doğan, açıklamasının sonunda siyaset alanının daraltılmasına karşı olduklarını belirterek, “Siyasetçiler oldukları her yerde ve her alanda siyaset üretmeye devam edecekler” dedi.

Doğan, konuşmasında şunları kaydetti:

"Ahmet Özer, Esenyurt Belediye Başkanı’na kent uzlaşısından dolayı 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Şimdi kent uzlaşısı bir suç değildir demekten, kent uzlaşısı son derece doğal, her siyasi partinin kullanabileceği bir haktır demekten biz yorulmadık. Bunu hep söyleyeceğiz, tekrar edeceğiz. Kime yönelirse yönelsin. Bu cezalar, yasaklar, antidemokratik uygulamalar; bunun karşısında duracağız ve buna karşı mücadele edeceğiz. Ancak tüm Türkiye için bir haksızlık bu ve bu haksızlığı sürdürmekten vazgeçin diyoruz. Bu çağrıyı yineliyoruz çünkü öyle yasaklarla, böyle işte sözü, meydanı, alanı, iradeyi kuşatarak ya da yok sayarak, görmezden gelerek bu sorunların çözülmediğini çokça birlikte tecrübe ettik ve kaybettik. O yüzden korkmamak gerekir. Yasaklarla değil, cesaretle yol almak gerekir. Meydanları kapatmamak gerekir. Diyalog yolunu açmak gerekir. Barış istiyorsanız bu seslere kulak vermeniz gerekir. Barışın yolunu açmanız gerekir. Bunun yoluna barikat koymamak gerekir. Yasak kalksa da kalkmasa da ne olursa olsun biliyorsunuz; engelleme olsa da olmasa da erişim engeli gelse de gelmese de gazeteciler gazetecilik yapmaya devam edecekler. Bu da tecrübeyle sabit. Siyasetçiler oldukları her yerde, her alanda siyaset üretmeye devam edecekler. Halklar itirazlarını yükseltmeye devam edecekler. Yani bu yasaklarla onları engellemeye çalışmayın.

"İÇİŞLERİ BAKANLIĞI VERİLERİNE GÖRE; 356 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞ, 35 KİŞİ TUTUKLANMIŞ, 45 KİŞİ İSE ADLİ KONTROL TEDBİRİ İLE SERBEST BIRAKILMIŞ"

6 Ocak’ta başlayan saldırılardan bu yana Merkez Yürütme Kurulumuzun kararıyla bir kriz koordinasyonunu oluşturduk ve bu kriz koordinasyon kurulu da aslında tüm bu bilgileri bir süzgeçten geçirerek, eleyerek sizlerle paylaşmak üzere günlük toplanıyor ve her dakika neredeyse iletişim halinde. İçinde Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin olduğu, grup başkanvekillerimizin olduğu bir kuruldan bahsediyoruz. Aynı zamanda farklı yerlerden de bilgiler almaya çalışıyoruz. Tüm bunları netleştirdikçe de sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Yine Dış İlişkiler Komisyonumuz, Sivil Toplum ve Siyasi Partiler ile İlişkiler Komisyonumuz da bu koordinasyon merkezinde yer alıyor. Bir yandan iç dış diplomasiyi sürdürmeye çalışıyoruz. Öte yandan halkın haklı itirazının yanında durmaya çalışıyoruz. Bir de tabii bir yanında da bu işin 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci' var. Biz genel olarak tüm bu yaşananların 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni baltalama girişimi olarak görüyoruz. Sabote etme girişimi olarak görüyoruz. Ve onun yürüyebilmesi, sürecin devam edebilmesi için de gerekli çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Bunların birbirinden ayrılmaz hale nasıl dönüştüğünü görüyorsunuz. Onunla ilgili de Basın Komisyonumuzun şu dakikalara kadar sizlerle paylaştığının dışında Hukuk Komisyonumuzun derlediği bilgileri paylaşmak istiyorum.

Saldırıların Türkiye’de protesto edilmeye başlamasıyla birlikte yani 20 Ocak itibarıyla İçişleri Bakanlığı verilerine göre 356 kişi gözaltına alınmış, 35 kişi tutuklanmış, 45 kişi ise adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmış. Yine bize gelen bilgilere göre en az 417 kişi gözaltına alınmış, en az 60 kişi tutuklanmış ve hâlihazırda en az 100 kişi gözaltında. Viranşehir’de 2,5-3 aylık bebeğin anne babası Sevgi Talay ve eşi Serhat Talay da gözaltında. Şimdi 2,5 aylık bebeği olan bir annenin vicdanı Rojava’da yaşananları kabul etmiyor ve bunun için o yürüyüşlere katılıyor. Demokratik bir biçimde tepkisini ortaya koyuyor. Anneye yapılan muamele ne? 2,5 aylık bebeğe rağmen Talay çifti ve beraberindekilerin gözaltı süresi bir gün daha uzatılıyor. Ve Sevgi Talay’ın yakınları bebeğin emzirilmesi için bir iki saatte bir bebeği emniyete getiriyorlar. Üstelik merkezde de değiller. Merkezde oluşturmuyorlar. Yine seçim bölgem Şırnak’ta mesela en az 100 kişi gözaltında. Nedeni belirsiz. Hatta bazıları oturdukları kafeteryadan bir anda kötü muamele ve işkenceye varan muamele ile gözaltına alınıyorlar. Aralarında çocuklar var. Avukat yasağı getiriliyor ve dahi hukuksuzluk açık bir biçimde savunuluyor. Buradan İçişleri Bakanlığı’na seslenmek istiyoruz. Bunu yapmayın. Bu gözaltılar, tutuklamalar, kötü muamele, işkence; bunlar gerçekten suç. Asıl suç bu. Bunu yapmaktan vazgeçin. Yani baskıyla, sansürle, kötü muameleyle bu sesleri susturamayacağınızı siz de tecrübe ettiniz. Geçmişe dönmek yerine yeniyi yaratmak için çaba sarf etmek gerekiyor. O çaba da böyle ortaya çıkmaz. O yüzden bir daha açıkça çağrımızı yapıyoruz. Rojava protestolarını böyle kuşatmak, hak değilmiş, meşru değilmiş gibi davranmak ya da o protestolardaki kalabalığın artmaması için gözdağı vermek, yasak kararı almak ancak ve ancak öfkeyi kabartır. Bunu yapmayın. Ne sansürü, ne kötü muameleyi, ne de işkenceyi kabul ediyoruz. Ve aynı zamanda da hukuka uyun, mevcut hukuka uyun en azından.

SDG, YPG, PYD ile ilgili açıklamalar yapılıyor. Bize birtakım atıflarda bulunuluyor. Bizim karar vermemiz gerektiği söyleniyor. Tarafımızı artık açıkça ifade etmemiz gerektiği söyleniyor. Nerede durduğumuzu yeniden belli ki duymak isteyenler var. Bu tartışmaları hep birlikte görüyoruz. Yinelemekte fayda var. DEM Parti olarak şöyle düşünüyoruz. Kürtlerin kazanımlarının bir tehdit oluşturabileceğine ilişkin yaratılan bu algılara dair nefret söylemi ve ırkçılığı da görüyoruz bir yandan. Kürtler söz konusu olduğunda ne yazık ki çok kolay hortlayan bir ırkçılık var. Kürtler söz konusu olduğunda bu normalleştirilmeye çalışılıyor. Kürt herhangi bir statüye ya da demokratik bir kazanıma sahip olmasın diye hızlıca ortaklaşabilenler olduğunu da gördük bu süre zarfında. Bunları niye özellikle hatırlatıyoruz? Çünkü biz bu konularda çok uyarıda bulunduk. Üstelik bunun yalnızca Kürt karşıtlığı olmadığını söyledik. Bunun yalnızca Kürt düşmanlığı olmadığını söyledik. Ne dedik? Dedik ki bu hukuksuzluktur. Kime yapılırsa yapılsın bunun karşısında durmak gerekir. Bu bugün DEM’e, bugün Kürtlere yöneliyor ya da bugün DEM’in temsil ettiği değerlere yöneliyor. Yarın bunun dışındaki geniş bir çeperde herkes bunun öznesi olabilir. Herkes buna maruz kalabilir.

Gerginlik üreten, tedirginlik yaratan, güvensizliği pekiştiren, dostluktan uzaklaştıran, çözüm arayışının yerine yeniden kavgayı hatırlatan, onun referanslarını esas alan bir dil kullanılıyor. Dille ilgili de çok uyarı yaptık. Yineliyoruz. Bu dil dostluğun dili değil. Bu dil çözüm arayışının dili değil. Bu dil mesafeleri yakınlaştırmaz. Bu dilden, tümden kopuşu gösteren somut emarelere ihtiyacımız var. Bu dil yeni bir kardeşliğin tarifleneceği dönemin dili değil. Bu dil kapsayıcı değil. Bu dil uzaklaştırıcı. Tüm yetkililere buradan sesleniyoruz. Bu dille seslenmek yerine dostluğu pekiştirecek, çözüm arayışını güçlendirecek bir dil tercih edilmeli. Bu dil sivrildikçe ne yazık ki güven de zedeleniyor.

"AMBALAJ HTŞ, ZİHNİYET IŞİD OLAMAZ, OLMAMALI"

Ambalaj HTŞ Suriye’de... Geçici yönetim HTŞ, öyle değil mi? Peki Suriye ordusunun yaptığı işleri görüyorsunuzdur. Takip edemeyenler, görmeyenler için söyleyelim. Geçenlerde IŞİD’e karşı savaşmış SDG’li Arapların mezar taşları tahrip edildi. Mezarlara saldırdılar. IŞİD’e karşı savaşan SDG’li Araplardan Suriye ordusu mensupları neden rahatsız? Eğer IŞİD niyetini taşımıyorlarsa neden rahatsız olduklarını ifade etmek durumundalar. Bu soruyu niye buradan soruyoruz? Çünkü bize alanda soruluyor. 'Türkiye neden Kürtler yerine HTŞ tercihi yaptı' diye soranlara yanıt vermesi gerekenler ülkeyi yönetenler, biz değiliz, bu tercihi yapanlar. Bize Milli Savunma Bakanı’nın yaptığı açıklama soruluyor. Eğer destek istenirse gitmeye hazırız. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamalar soruluyor. Bunlara tepki duyuluyor. Bunlara yanıt vermesi gereken iktidar bugün. Ambalaj HTŞ, zihniyet IŞİD olamaz, olmamalı. İsyanımızın da öfkemizin de nedeni budur ve bu yalnızca Kürt’e yönelik bir tehdit değildir. Bu sadece Kürtlük meselesi değildir. Bu bir insanlık meselesi. Kadınlara dönük vahşet, zorla yerinden etme, katliam tehdidi karşısında kimseye suskunluk dayatılamaz.

"MAALESEF TÜRKİYE’DE KÜRTLERİN HER KAZANIMI SANKİ TÜRKİYE’YE KARŞI BİR MİLLÎ GÜVENLİK TEHDİDİYMİŞ GİBİ GÖRÜLÜYOR"

Yine içeride barış, dışarıda savaş nasıl olacak? Bu sorunun yanıtı da açık. Biz diyoruz ki içeride, dışarıda, her yerde barış, eşitlik ve sahici bir kardeşlik. Eşit bir kardeşlik. Bakınız, Suriye’de Kürtlere yönelik saldırılar Türkiye’deki Kürtlerde yeni bir kırılma yarattı diye konuşuluyor günlerdir. Evet, insanlar ayakta. Evet, yeni bir kırılma yarattı. Kürtler öfkeli, kızgın, kırgın. Bu kırılma derinleştirilmemeli çünkü bu sadece bir güven krizi değil. İktidarın zaten sorgulanan süreçle ilgili samimiyetine, sahiciliğine yeni bir gölge düşmüş oldu. Bu gölgeyi kaldıracak olan da sorumlular. Bunu onarmak iktidarın sorumluluğunda. Şu anda maalesef Türkiye’de Kürtlerin her kazanımı sanki Türkiye’ye karşı bir millî güvenlik tehdidiymiş gibi görülüyor. Öyle bir zihniyet daha baskın. Oysa bakın, ambalajı HTŞ, zihniyeti IŞİD olan bir yapılanma Türkiye’nin sınır komşusu olmak üzere. Bunun önümüzdeki yıllar içerisindeki etkileri şimdiden öngörülmez ve buna ilişkin tedbirler alınmazsa yarın gerçekten çok geç olabilir. O yüzden biz DEM Parti olarak diyoruz ki; mesele açık, aslında fazla söze de gerek yok. Kime yapılırsa yapılsın haksızlığın karşısında durmalıyız. Kürtlere, Alevilere, Dürzilere haksızlık yapılıyorsa vicdanlı insanlar olarak tepkimizi ortaya koymalıyız ve haksızlığa uğrayanlarla dayanışmalıyız. Onlara sahip çıkmalıyız. Buradan yarın IŞİD zihniyetiyle karşı karşıya kalmak istemeyen herkese sorumluluk üstlenme çağrısı yapıyoruz."

"DEM PARTİ EŞ GENEL BAŞKANLARINDAN OLUŞAN BİR HEYET ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA SİYASİ PARTİLERİ ZİYARET EDECEK"

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doğan, "Haftaya DEM Parti Eş Genel Başkanlarının Rojava konusu ile ilgili siyasi partileri ziyaret edeceği söyleniyor. Doğru mu? Program belli mi? Hangi partiler ziyarete dahil olacak" sorusuna şöyle yanıt verdi:

"DEM Parti Eş Genel Başkanlarından oluşan bir heyet önümüzdeki hafta siyasi partileri ziyaret edecek. Rojava'daki izlenimleri ve gözlemlerini aktarmak ve aynı zamanda çözüm masasını güçlendirmeye dair de siyasetin aktif rol üstlenmesi çağrısı yapıyoruz ancak yalnızca çağrı yapmıyoruz. Biliyorsunuz birtakım görüşmeler de yürütüyoruz bir yandan. Bunların tarihi ve günü netleştiğinde zaten Merkezi Örgütleme Komisyonumuz ve Basın Komisyonumuz sizlerle paylaşacaktır ama önümüzdeki hafta içerisinde olacak. Hafta başı ve ondan sonraki günlerde hızla siyasi partilerle öncelikle muhalefet partilerle bir araya gelinecek."

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }