Güncel

Oğuzhan Uğur 6 Şubat depremlerinde ne yaptığını videoyla anlattı

Oğuzhan Uğur'un, tutuklanmadan önce çektiği, deprem günlerini ve Haluk Levent'le nasıl bir araya geldiğini anlattığı video yayımlandı: Vicdanınıza sesleniyorum, bütün olayı dinleyin ondan sonra yorumunuzu yapın. Beni sevmiyor olabilirsiniz ama ne olursunuz hakkaniyetli olun.

Yeni Şafak yazarı Taha Hüseyin Karagöz’ün kendisini arayarak “Lütfen, Haluk Levent konusunda dikkatli ol! Haluk Levent bakanlarla bir araya geliyor ve sürekli seni kötülüyor” dediğini de anlatan Uğur, bu olayın ardından hissettiklerini “Kayışım koptu” ifadesini kullanarak aktardı.

Oğuzhan Uğur, "Ben bu devletin yetiştirdiği bir adamım. Ben Türk Silahlı Kuvvetleri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin aileme verdiği maaşla okumuş bir adamım. Devlet lojmanlarında büyüdüm. Devlet okullarında okudum ben bu arada. Hak yemeyin efendim. Hakkıma girmeyin. Beni sevmemeye devam edebilirsiniz. İstediğiniz kadar sövebilirsiniz ama hakkımı yemeyin ya artık. Vallahi ruhum parçalandı çünkü kaç gündür” ifadelerini kullandı.

Oğuzhan Uğur’un videosundaki açıklamaları aynen şöyle:

“TARİHE KAYIT OLSUN DİYE ANLATMAK İSTİYORUM”

Ahbap konusu gündeme geldiğinde de tabii ki aynı tepki verdik. Ne dedik? İlk yorumumuz şu oldu: Takipteyiz. Ama çok güvendiğimiz gazeteciler dosyayı ele aldılar. Savcılık raporları açıklandı. Korkunç paralar konuşuluyor, korkunç ilişkiler konuşuluyor. Onları bilemem, net bir yorum yapamam. Hâlâ soruşturma aşamasında. Ancak şunu söyleyebilirim. Bunu ilk gün söylemememin sebebini de umarım anlıyorsunuzdur. Aslında başta söylemem gerekeni sonunda söylüyormuşum gibi gözükebilir ama aslında ben sonunda söylemem gerekeni başta söyleyeceğim. Bizim ahbap faaliyetleriyle ilgili herhangi bir bilgimiz yoktur. Evet, belki ahbap zaten bizden öncesinde de çok büyük bir kurumdu. Bildiğiniz gibi bağışlarıyla, yardımlarıyla, Haluk Levent’le ilgili yorumlarımız da olabilir. Şöyleymiş, böyleymiş falan filan da diyebilirsiniz. Ama bizim için mesele orada Haluk Levent'in geçmişi ya da Haluk Levent değildi. Ahbaba gönül vermiş 40 bin insan vardı ve bu insanlar canla başla çalışıyorlardı. Biz şahit olduk. Ha, devlet denetlemeliydi, biz ne yapalım falan filan da diyecek değilim. Ben bu mevzuları kendime anlatmak için, açıklamak için ya da savunmak için çekmiyorum. Ya da üste çıkmak için, birilerine laf atmak için çekmiyorum. Tarihe kaydolsun diye anlatmak istiyorum. Yarın bir gün biz ölsek gitsek vesaire burada bu video kalsın istiyorum. Eğer merak eden birileri varsa benden bizzat bunları yaşayan insandan dinlesin istiyorum. Ben çekimdeydim.

DEPREM GECESİ NELER YAŞANDI?

Çekimlerimiz bizim bilenler bilir çok uzun sürer. Gecenin bir vaktinde evde oluyoruz yani. Saat 3-3.30 civarında evime geldim. Tabii yorgundum. Beynim artık çorba gibi olmuş. Ne kadar yorgun olursam olayım her gece yatmadan önce muhakkak Twitter'a bakarım. Son dakika bir haber olmuş mu? Çünkü bu memleketin gündemini biliyorsunuz. Sabah 7, akşam 8, bir gündemimiz yok. Mevzuları da çektik, çektim ve mevzulara şık mikrofon çekiyordum. Siyaseti de en yakından takip etmesi gereken kişilerden biri olduğum için ne kadar yorgun olsam olayım açardım Twitter'a bakardım.

Derdim ki, şu mu olmuş, bu bunu mu demiş, şu şunu mu demiş. Biraz da magazin haberleri ve uyku. Finalim buydu. Aldım telefonumu, bir baktım deprem gündemde. Saat bu arada daha 3.30 falan o saatlerdeyiz. Yani deprem olmamış henüz. Ama deprem var gündemde. Hem de büyük harflerde. Hashtag deprem. Hayırdır dedim. Korktum çünkü 17 Ağustos depremini yaşamış biriyim. Kahredici bir şey olduğunu biliyorum depremin. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı diye deprem hashtagine tıkladım. Çünkü benim maalesef olayım bu.

Tıkladım deprem hashtagine. Deprem yok. Bir baktım: bilmem ne eskort için arayın, hashtag deprem. Bilmem ne reklamı, hashtag deprem. Kayınvalidesi mi sakatlanmış bilmiyorum öyle bir özlü söz yazmış, hashtag deprem. İnsanların maalesef görülme arzusu ve isteği aşikâr. Ama bunun için onlara mübah olan şeyleri burada anlatsam canımız sıkılır. Hemen video kaydını aldım ve bir tweet attım. Dedim ki: ulan Allahsızlar, gecenin 3.30'unda deprem hashtagiyle eskort reklamı yapıyorsunuz. O sırada baktım gündeme bir sürü şey var. Uzay mühendisleri var, Elon Musk var falan. Onları bari etiketleyin. İnsanları endişelendirebilirsiniz. Sizin başınıza gelmemiş olabilir. 17 Ağustos depremini hatırlayanlar, öncesini hatırlayanlar, Dinar'da yaşanan deprem felaketini hatırlayanlar da vardı. Yani bu dünyada bir tek siz yaşamıyorsunuz dedim ve paylaştım.

E tabii artık beyin tamamen çorba olmuş. Dedim ki gideyim bayılayım. Telefonumu aldım, alarmımı kurdum, telefonu fırlattım yatağa, yüzüstü düştüm. Tam böyle hani hayal mi görüyorum gerçek mi lan bu deyip rüyaya bağlanıp bayılırsın ya, tam o esnada telefonuma bildirim sesi gelmeye başladı. Benim bildirim sesim de normalde açık değildir. Sadece takip ettiğim insanlar bana bir şey yazarsa ya da benimle ilgili bir şey konuşurlarsa bildirim gelir. Bip bip bip bip bip bip bildirim geliyor. Bir baktım, abi içine mi doğdu, deprem oldu. Nasıl yani? Kalktım, herkes sürekli bir şey yazıyor. Adana'da çok kötüyüz, Kahramanmaraş'ta çok kötüyüz. Hatay'dan ses yok.

Şimdi 17 Ağustos depreminde ben Ankara'daydım. Deprem yüzünden gecenin 3.02'sinde uyandım ben, zıpladım yataktan. Sallandık biz Ankara'da. Aramızda 400 km var, biz zıpladık. Antalya'da sallananlar oldu. Gölcük depreminden bahsediyorum. Eğer bu kadar çok il, biz sallandık yazıyorsa Twitter'da bu... Yedinin üzerinde bir depremdir dedim. İlk aklıma gelen o oldu tabii ki. Eyvah! İlk tepkim gidip televizyon açmak oldu. Haberleri açmak oldu. E orada da biliyorsunuz sabaha kadar saat başı haber sunan spikerler var. Onlar da hiç konulara vakıf değiller. Onlar prompterden yazıyorsa saat başı onu okurlar. Hatta yani onu okur gider uyur içeride tekrar gelir bir saat sonra okur falan.

Bir baktım onlar paniktiler. Gecenin bir vakti profesörleri uyandırılmıştır arayıp. Deprem profesörleri ne diyorsunuz bu konuda falan. Adam da yeni uyanmış diyor ki: ne bileyim ne oluyor. Kimsenin bir şey bilmediği, kimsenin bir şey anlamadığı bir olay yaşanıyor belki. Artık mesajlar gelmeye başladı bana. Şok anı bende biraz kısa sürer. Bir şeyler yapmam lazımdı. Hepimiz bir şeyler yaptık bu arada. Hani ben medyadayım, görünürüm ya da milyonlarca takipçim var diye vay be oğul sana uğur, hey demenin bir manası yok. İnsanlar ellerindekilerini avuçlarındakilerini deprem bölgesine gönderdiler.

Hemen haberi alır almaz işi gücü olan insanların her işini gücünü bırakıp yola koyulduğunu biliyorum, bizzat şahidim. Dükkanları olanlar sabahın beşinde gittiler dükkanlarını açtılar. Biz buradan ne gönderebiliriz? Tır kullanan şoförler işlerini bıraktılar. Ucu ucuna geçinmelerine rağmen seferlerini iptal edip tırlarını deprem için yola sürdüler. Daha kimler kimler. Bunun içerisinde esnaflar, memurlar, çiftçiler, polisler, doktorlar herkes var. O yüzden ben de olsan uğur olarak hemen harekete geçtim demek ki terbiyesizlik olur. Tek başıma yetişmem mümkün değil.

Ha yetişmeye çalışmaktan kastım da ne biliyor musunuz? 5 milyon insanı takip ettiği bir YouTube hesabımız olunca daha fazla insana ulaşabiliyorsunuz. Doğal olarak hemen insanları retweet etmeye başladım.

"SAAT 6.30 CİVARLARINDA CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM DAİRE BAŞKANLIĞI'NDAN ARADILAR"

Normalde birisi bir meramını yazdığında oraya 5 kişi görüyorsa ben retweet edince 1 milyon kişi görüyordu, 100 bin kişi görüyordu. 6.30 civarlarında 7'ye doğru beni Cumhurbaşkanı İletişim Daire Başkanlığı'ndan aradılar. Oğuzhan Bey çok fazla insana ulaşıyorsunuz. Bu konuda belirli koordinasyonlara siz de destek olun dendi bana.

Ben hemen ekibime şu mesajı attım. Ne demişim? Bu görseli verebilir miyim? Ekibime attığım mesajın görselini verebilir miyim? Devletimiz bizden destek bekliyor yazdım ekibe. Bu devleti küçülmesin. Sen kimsin senden destek bekleyecek devlet diyenler olacaktır. Öyle değildir beyefendi. Ben vergimle de devlete destek oluyorum.

"BİZİM İLK GÖNÜLLÜMÜZ 1453 SİTESİNİN TEKEL BAYİ"

Askerliğimi yaptım ben mesela. O da devlet... Ne demişim tam oku bakayım: “Felaket çok büyük kötü bir güne uyanacak insanlar. İkinci Gölcük faciası.” Attığım ilk mesaj bu. E tabii bu hassasiyet artık sorumluluğa döndü benim için. Elimizde avucumuzda enerjimizde ne varsa insanlara yardımcı olmak için kullanmalıydık.

Çok hızlı koordine olduk. Benim 8 kişilik, 9 kişilik ekibimin burada olduğu 100 kişi, 150 kişiye. Gönüllüler daha o sabahtan biz ne yapabiliriz diye Babala ofisine gelmeye başlamıştılar. Bizim ilk gönüllümüz 1453 sitesinin tekel bayiiydi. Elinde 3 poşet, bisküvi, topkek, su ofisimize koştu adam. Dedi ki: görüyorum internetten, çocuklar. Elinde poşetlerle buraya yardıma geldi. Gönüllülükten kastım bu. Bu yüzden umudumu kaybetmiyorum zaten. Hani hep bana diyorlar bazen haksız yere, bazen vesaire, sürekli bir linçlenme durumum var ya benim. E bu kadar başarılı işler yapıyorsun niye hala mevzulara mikrofonu çekiyorsun dediklerinde: çünkü işte bu yüzden. Çünkü biz böyle insanlarla aslında bir araya gelerek bu toplumu oluşturuyoruz.

Her gün iğrenç şeyler görüyor olabilirsiniz. Hırsızlıklar, cinayetler, gasplar görüyor olabilirsiniz ama bu memleketin hamurunda bu toplumu oluşturan insanlar işte elinde poşetle çocuklar büyüdüm su vereyim size diyen insanların varlığı.

"HER GELENE TABİİ Kİ BUYURUN DEDİK”

Her neyse, biz aynı anda 15 milyon insana ulaşabilen bir sosyal ağa sahip olduğumuz için elbette devletimize elimizden geldiğince yardımda bulunmaya çalıştık. Öğlen saatlerine yaklaşıldığındaki sanki bir ömür geçmiş gibiydi. Yani sanki biz yıllardır aynı koşturmayı yapıyormuşuz gibiydik burada ofiste, derken maalesef ikinci büyük deprem meydana geldi. Doğa yıktığı insanlığı artık yerin altında tekmeliyor. Tabii artık felaketin boyutu büyüdükçe insanlar da artık öğlen olmuş, yeni yeni durumun farkına varınca: şununla ilgili koordinasyonu sağlayayım, bununla ilgili koordinasyonu sağlayayım. Devlet yetkililerinin ulaşabileceği telefonlar kimde? Sende. Bütün devlet yetkilileriyle. Sen iletişime geçeceksin. Yardım yapmak isteyenlerle ki yardımdan kastım o esnada para değil, gömlektir, cekettir vesaire, kışın ortası arkadaşlar. Bunun gibi yardım yapmak isteyenle ya da gıda göndermek istiyoruz diyenlerle sen iletişime geçeceksin.

Biz kafamıza göre de deprem bölgesine yardım gönderemezdik. Belki de trafik yaratacaktık. Belki de zaten ihtiyaç olmayan bir şey gönderip insanları meşgul edecektik. Bunun hassasiyetiyle de başka bir ekip kurduk.

"İNSANLAR BİZİ ARADIĞINDA, YARDIM ETMEK İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİĞİNDE BİZ BUNU AFAD'DA İLETİYORDUK; ARADAKİ İLETİŞİMİ SAĞLIYORDUK"

Bizim koordinasyon diye başlıklandırdığımız şey şu: aradığında yardım etmek istediğini söylediğinde ya da bir ihtiyaç halinde olduklarında biz bunu AFAD'a iletiyorduk. Biz bunu Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesine iletiyorduk. Yoksa biz kimiz burada 1.100 kişi de olsak 5.000 kişi de olsak en fazla ne yapabiliriz? Tır mı dolduracağız malzemelerimizle, giyeceğimizle, yiyeceğimizle? Doldururuz, nereye göndereceğiz? Doğal olarak bizim koordineden kastımız devlet yetkilileriyle gerçekleştirdiğimiz koordine.

Mesela bizim kendi ekiplerimiz de oldu. Elbette yine devletin bilgisi dahilinde. Mesela off-road ekipleri su bekleyen köylere su götürdüler. Vinçleri topladık ama Vinçleri taşımak için de vinç taşıyan tır lazımdı mesela. Kim verdi bize o tırları, MÜSİAD verdi. Yani biz devleti aradık. Dedik ki burada vinçler var, yardım etmek istiyorlar. Onlar için onları taşıyacak tırlar var. Devlet dedi ki hemen biz gönderiyoruz. Arıyorduk şoförleri, diyorduk ki şu bölgeye gelecek. Tamam siz de o bölgeye gidin.

BABALA OFİSİNDE DEPREM GÜNÜ NASIL BİR DÜZEN KURULDU?

Yani buradaki iletişimi sağlıyorduk. Sadece benim telefonumla, ekip arkadaşlarımın telefonuyla ya da Babala TV'nin sosyal mecralarına gelen mesajlarla hiç kimseye yetemiyorduk.

Ne yaptık? Dedik ki çağrı merkezi. Gönüllülerin çoğunu da çağrı merkezine oturttuk. Sonrasında da bizim Twitter hesaplarımız var. Yani asıl yardım yaptığımız hesaplar, Twitter hesapları. Babala TV'yi de en az 900 bin kişi takip ediyordu. Duyuruları da çok önemli oluyordu. Buradaki insanlar için, ama maalesef oradaki insanlar için pek değil. Çünkü orada internet de çekmiyordu. 6 ya da 7 laptop zannediyorum yan yana koyduk yine ofisin içinde bir yere. Twitter hesaplarımızı açtık. Onun da başına gönüllüleri koyduk. Ve dedik ki buradan gelen yardım isteklerini önce teyit bölümüne götüreceğiz.

Bir de teyit bölümü kurduk çünkü artık 1.100 kişiydik Babala ofisinde. Birileri çağrı merkezinde, birileri koordinasyonla, birileri falan da filan da. Birileri de teyit merkezi. Çünkü maalesef teyit merkezine ihtiyaç duyduk. Çünkü çok üzgünüm, çok sinirleniyorum ama normal anlatmak istiyorum: göçük altındayız, yardım edin diye çağrı geliyor çağrı merkezine. Lütfen yardım edin. Arkadaşlarımız yardım etmek için elinden geleni yapıyor. Finalde öğreniyoruz ki İzmir'den biri böyle elinde bira fotoğrafı gönderiyor. Şaka yaptım diye.

"TEYİT MERKEZİ OLUŞTURDUK"

Ben hep söyledim programlarda depremden sonra çıktığım programlarda falan. Ben gerçekten kaç yaşımda adamım bugüne kadar dolandırıldım, kazık yedim. Kötülük nedir gördüm yani bunları gördüm acımasızlığı gördüm iftirayı gördüm her şeyi gördüm ama ben karanlık tarafın gerçek yüzünü maalesef 6 Şubat depremlerinde gördüm. Birçok arkadaşıma da söylemişimdir size de söyleyeyim madem bu kadar samimi bir video çekiyoruz. Benim eğer bir aydınlığım varsa bu mecrada ben bu aydınlıkla o karanlığı aydınlatamam.

Her neyse, orada binlerce insan can çekişirken, donarken maalesef o bize poşetle su getiren insanlar olduğu gibi bu ülkede arayıp yalan ihbarda bulunan insanlar da varmış dedik ve bir teyit merkezi oluşturduk.

"BİRÇOK İNSAN BİZİ ARADIĞINDA BAĞIŞ YAPMAK İSTİYORUZ DEDİĞİNDE BİZ BAĞIŞ KABUL EDEMEYİZ DİYORDUK"

Ki ne kadar üzücü değil mi? Belki de zaman kaybedeceğiz. Son saniyelerini yaşayan bir insana belki yardım etmek için zaman kaybedeceğiz. Teyit etmemiz lazım. Çünkü orada insanlar canla başla çalışıyorlar. Sadece kazmayla kürekle değil tırnaklarıyla enkaz kazan insanlar var.

Sonrasında daha henüz biz Haluk Levent'le yan yana gelmemişiz. Yani Haluk Levent'le görüşmemişiz bile. Bağış yapmak istiyoruz dediğinde biz bağış kabul edemeyiz diyorduk hatırlayın. Çünkü biz bir STK değiliz, bir yardım kurumu değiliz. Ancak AFAD'ın numaralarına ulaşabilirsiniz, Kızılay'ın numaralarına ulaşabilirsiniz diye insanları, bizi para için bizi arayan insanları o numaralara yönlendiriyorduk ya da İBAN'lara yönlendiriyorduk. Derken artık gönüllülerimiz arasında çok ünlü insanlar da gönüllü olarak Babala ofisine gelmeye başladılar.

Ne yapabiliriz dediler doğal olarak. Biz de ekiplere yönlendirdik onları. Sanatçılarımızın, şarkıcılarımızın, oyuncularımızın hepsi burada insanüstü bir mücadele verdi. Şimdi diyeceksiniz ki bütün memleketin 85 milyonun tek yürek olduğu bir olay. Kusura bakmayın. Yani hepiniz şahitsiniz değil mi? Bunu söylemek zorundayım yani. Ocak başında rakı tokuşturanları görüyordum ben şurada. Ben bütün memleket oturup ağlıyor zannediyordum. Benim ağlarken videoları var mesela. Ben rahmetli babaannemi ben maalesef buldum bedenine. Ben orada bile ağlamadım. Buz gibi bir herifimdir bu konularda. Çünkü dedim ya hani panik anında sanki bir şeyler yapmam gerekiyormuş gibi kendimi salamayan bir adamımdır.

Ben hüngür hüngür ağladım. Ben herkesin hüngür hüngür ağladığını da düşünüyorum. Kimsenin o insanların acısı dışında bir şey düşünebileceğini tahayyül edemiyordum. Edemezsin çünkü değil mi? Yani olur mu lan öyle şey.

"BURNU KALKIKTIR DİYE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ ÇOK ÜNLÜ İNSANLAR, KARTON KUTU SERİP KENARA UYUDULAR, KALKIP ÇAĞRI MERKEZİNE FAYDA SAĞLAMAYA DEVAM ETTİLER"

Mesela, o sebeple dedik ki beni izleyen 5 milyon varsa bunu izleyen de 5 milyon var, bunu izleyen de 3 milyon var. Herkesin bu meselede tek yürek olduğunu bizim anlatmamız lazım millete dedim. Millet zaten anlamıştı, yanlış anlamayın 85 milyonuzdan altını bırakmıyorum. Ama 1 milyonu bile anlamadıysa 1 milyon iyisidir. Onlara da diğer ünlülerimiz vesilesiyle bu konu anlatılsın istedik. Onlar da bunu istediler, bunu sadece ben istemedim.

Çekti hani böyle burnu kalkıktır diye düşündüğümüz çok çok ünlü insanlar çağrı merkezlerinde kulaklık taktılar sabahla kadar çağrı merkezlerinde kaldılar, kalktılar karton kutu şerip kenara uydular, uyanıp tekrar kulaklıklarını takıp çağrı merkezine faydacı olmaya devam ettiler. Tamam evet deprem bölgesinde çok daha büyük hizmet eden insanlar vardı. Kimsenin ne yaptığını diğeriyle kıyaslamıyorum ama herkes elinden geleni yaptı kardeşim. İnfluencer mı ünlü mü tırnak boyası videoları mı yapıyor ruj videoları mı yapıyor geldi burada bütün takipçisini deprem bölgesine yönlendirdi gözlerin oraya çevrilmesini sağladı. Zaten bütün gözler orada mıydı? Değildi kardeşim. Elinizi vicdanınıza koyun. Hafızası birazcık sağlam insanlarda izliyordur bu videoyu. Hadi 85 milyonun 80 milyonlu umurunda olsun. O 5 milyon az mı?

"6 ŞUBAT AKŞAMI HALUK LEVENT ARADI BENİ..."

6 Şubat akşamı, Haluk Levent aradı beni. Ben Haluk Levent'i yıllar önce 2018 yılında Pinç programım vardı benim, talk show. Oraya davet etmiştim. Oraya davet etmemizin sebebi Haluk Levent'in yeni şarkısı falan çıktığı için değil. Genelden yeni şarkı çıkartanlar, film çıkartanlar gelir ya benim programa. O dönem Ahbap'ın faaliyetleri o kadar meşhurdu ki bilmem ne ekibi şuraya, Ahbap bilmem ne ekibi buraya diye Twitter'da yazıyordu. Kendine mesela dedi ki ben YouTube kanalı kurdum sizden hiçbir şey istemedim, bugüne kadar. Hadi bana abone olun dedi, 4 saatte 460 küsür bin abonesi oldu. Sonra bir talk showa başladı. Hatta orada yani Haluk Levent'in ahbapla beraber yükselen popüleritesi onu programımıza davet etmemize sebep olmuştu tabii ki elbette. Şarkılar da söyledi. Ben Pinç programında tanıştım Haluk Levent'le.

HALUK LEVENT, OĞUZHAN UĞUR'A TELEFON AÇIP NE SÖYLEDİ?

Mevzular Açık Mikrofon çektim sonra sosyal medya yasası ile alakalı. Herkes oradaydı. Bütün gazetecilerimiz, Okan Bayülgen, Haluk Levent de oradaydı. Orada da bir konuşmamız oldu: Teşekkür ederim geldiğin için vesaire vesaire.

Bu mevzuları şimdi mikrofonun üzerinden de bir yıl geçmişti. Biz tabii hiç görüşmüyoruz. Beni aradı. 6 Şubat akşamı. Hemen açtım tabii. Dedi ki: Oğuzhan'cığım dedi, öyle dedi, İstanbul'dan dedi, bu işler dedi koordine edilmez. Gel dedi, Hatay'da burada gör dedi konuyu. Burada bir şeyler yap.

Bu arada biz zaten Hatay'a gitmek için can atıyorduk yani. Nasıl gideriz, nasıl yardımcı oluruz diye. Ama bir taraftan da aklımda şu vardı zaten, can pazarı. Biz orada ne yapabiliriz? Tamam gideyim çıplak ellerimle gerekiyorsa enkaz kaldırayım ama biz gidip niye kalabalık yapabiliriz? Zaten burada elimizdeki en kuvvetli şey internet ve bu sayede de yine devletle omuz omuza, en azından devletin bize işaret ettiği şekilde yardımlar yapıyoruz. Acaba Hatay'a gitmeli miyiz gitmemeli miyiz gitsek nasıl gideceğiz falan filan oturup tabii ki konuştuk.

Oradan dedi, buraya dedi, bir ambulans uçak gelecek dedi. Sabah dedi 9'da mı 10'da mı dedi uçak kalkacak dedi. Bin ona gel dedi. Ben de dedim ki tamam ekip arkadaşlarımdan iki kişilerimi alacağım dedim. Hani orada videolar çeksinler. Buradan duyuruyoruz ama buraya gitmişken de gördüklerimizi de göstermek lazım deyip tamam dedim. O sırada burada da bir ekip var, onlara da dedim ki burası size emanet, telefonlarınız açık, bizim de telefonlarımız açık, görüşürüz.

"ORADA HALUK LEVENT'LE BULUŞTUM, OTURDUK AFAT TIR'ININ İÇİNDE, SONRA BAKANLARIMIZ GELDİ"

Ertesi sabah oldu, böyle kutu kola gibi uçak. Hakikaten bu masa kadar bir ambulans uçak sığdık ona. Çat 50 dakika sonra, 55 dakika sonra Adana havalimanına indik. Adana havalimanından bizi orada Haluk Levent karşılamadı diye hatırlıyorum. Doğru. Araca bindik araçla Hatay'a. Tabii ne kadar görürseniz görün oradaki görüntüleri ne kadar duyarsanız duyun. 4K'da izleseniz televizyonda Hatay'da yaşanan ya da o bölgede yaşananları anlayamazsınız.

Hataya ulaştık. İl Jandarma binasının bahçesinde AFAD alanı vardı. Orada Haluk Levent'le buluştum. Hoş geldin dedi hoş buldum dedim. Ne yapıyorsunuz abi burada dedim. Biz ne yapabiliriz size dedim. Oturduk AFAD tırının içinde. Arkamızda baya videosu var bunun. Adam telefondan gösterdi bana. Dedi ki: bak burada yıkım var, şurada yıkım var, burada yıkım var. Sonra bakanlarımız geldi. Üç tane bakanımız geldi. Orada Haluk Levent'le el sıkışlar, konuşuyorlar. Biz hatta videosunu çektik ve dedik ki yani bakanlarımız da buradalar. Haluk Levent'le istişare ediyorlar. Ben bunu Twitter'dan paylaştım hatta. Fotoğraf ya da video paylaştım hatırlamıyorum.

Haluk Levent'i dedi ki senden dedi internet desteği bekliyoruz. Bekliyoruz. Dedim ki tabii ki tabii ki dedim yani emin o sebeple elbette ancak dedim ben burada yardımcı olamam size. Şimdi ne yapabilirdim ki Hatay'da mesela? İnternet çekmiyordu. Ya bırak internet, telefon çekmiyordu kardeşim. Çekiyor, pat geri gidiyor. Yani böyle bir durumla karşı karşıyayız.

"EMRE USLU DİYE KAÇAK FETÖ'CÜ BİR ADAM VAR..."

Sonra bir anda Emre Uslu diye kaçak FETÖ'cü bir adam var, şöyle bir paylaşım yapmış. Ben güya tweet atmışım o da onun ekran fotoğrafını almış güya: "Devlet yok, ahbap var."

Bak aslında o adamı, o FETÖ'cüyü tetikleyen de bana saldıran ya da benim videolarımı dolaşıma sokup uyarıp var ya, biliyor musunuz aslında böyle bir falan deyip sanki hani o esnada daha depremin ikinci günü olan üçüncü günü, yani herkesin noktasının deprem olması gereken bir dönemde... Oğuzhan Uğur şöyle birimi böyle birimi falan filan... Ben artık anama küfrediyorlar oğlum. Anama küfrediyorlar falan. Ben de diyorum ki eyvah ben bir şey bir kaba atmıştım... devlete bu millete karşı falan durumundayım ama... sokak öyle değil. Herkes böyle sarılıp bana ağlıyor mesela. Çok teşekkür ederiz falan diyorlar. Bir bakıyorum ki sadece sosyal medyada dönen olaylar bunlar.

Dedim ki ben kafamı buna takmayayım yani. Gerek yok. İşime düşme bakmaya devam ettim. Ve o troller yüzünden bundan cesaret bulan FETÖ'cüler deyip bunu paylaşmaya başladılar. Görür görmez müdahale ettim. Dedim ki bu gerçek değil. Sonra teyit.org'lar, bilmem neler, hepsi zaten dediler ki bu doğru bilgi değildir. Bu photoshopla yapılmıştır. Yani Oğuzhan Uğur devlet yok dememiştir diye haber yapmaya başladılar. Ben de bunu paylaştım. Milyonlarca kişi görmesine rağmen toplum hafızası sadece 3 sene geçmesine rağmen aynı görseli yine dolaşıma soktular.

"DEVLET YOK, AHBAP VAR, DEMEDİM"

Televizyonda falan dayının biri sormuş işte o sen böyle dememiş miydi falan diye. Dememişti abi demedim yani. Niye diyeyim ulan? Her neyse bunu açıklıyorum, insanlar anlıyor. O oluyor bu oluyor falan filan derken tabii bir taraftan da gazeteciler sürekli benden bilgi almak istiyor. Ben gazetecilerle röportajlar veriyorum. O röportajların içerisinden bir cümle kesiyorlar mı? Hayda bir bakıyorum Twitter'a Oğuzhan Uğur, devlet düşmanı falan. O kadar yardım yapılması gereken şey varken, o kadar konuşulması gereken şey varken, hop top yine bize geliyor. Ya avukatlarımız geldi buraya. Gönüllü avukatlar dediler ki bak kolon kesmiştir bazen müteahitler. Şimdi insanlar kendi acılarıyla anlamazlar. Daha insanlar kendi cenazelerini ararlarken bunlarla uğraşamazlar. Biz avukatlar olarak bir video yapalım Babala TV'ye ve insanlara haklarını nasıl aramaları gerektiğini şimdiden anlatalım. Çünkü senin binan neden yıkıldı kardeşim? Bir yerde de bunun hesabı sorulmalı değil mi? Avukatlar bunu öngörüp buraya geldiler.

"VİCDANINIZA SESLENİYORUM, BÜTÜN OLAYI DİNLEYİN ONDAN SONRA KENDİ YORUMLARINIZI YAPIN"

Video çektik avukatlara. Üç tane avukatımız bir masaya oturdular. Ne yapmaları gerektiğini insanlarına anlattılar. Biz de çektik burada videoyu. Sonra o video montajlanıyordu Babala ofiste.

Tabii Babala ofiste de sürekli birisi story çekiyor ya efendim şuna ihtiyaç var, buna ait. Arkada da ofis gözüküyor ya. Kurgucu arkadaşımız şeyi montajlıyor avukatların videosunu montajlıyor seslerini eşliyor falan. Onu böyle yuvarlak işine alıp bunlar Babala ofiste film izliyorlar diye haber yaptı. Ya bak beni sevin sevmeyin. Gerçekten ben biri beni sevsin sevmesin alkışlasın falan diye yapmadım bunları bu anlattığım şeyleri. Ama yani vicdanınızı sesleniyorum. Bütün olayı dinleyin ondan sonra kendi yorumlarınızı yapın. Bu beni aklama meselesi falan filan değil.

Her neyse. Sonrasında hatta Cüneyt Polat diye bir arkadaşımız var. Devlet burada değil diyorsunuz bakın diyor. O da tabii benimle ilgili yazılan şeyleri görüyor. O da diyor ki nasıl ya burada devlet var diyor askerlerin malzeme indirdiği videonun önünden. Ben de tabii o sırada daha yeni anneme, bacıma, sülaleme sövülen tweetleri görmüşüm. Delirmişim. Zaten uyumuyorum 5 gündür. Adama şey yazmışım böyle ulan seni bu ülkeye unutturmayacağım falan yazmışım adama sinirle. O da tabii bana DM atıyor ne ağır yapıyorsun lan ben ona yapıyorum ne vallahi falan filan.

Üstünden günler geçtikten sonra saçma bir kavga ettiğimizi anladık adamla. Bugün bile benim adama yazdığım şey adamın attığı video falan paylaşılıyor dolaşımda. Tabii o esnada insan doğru düşünemiyor bazı. Attığı tweetleri, haber olarak söylemiyorum tepki olarak attığı tweetleri. Buradan da ona selamlar olsun tekrar. Öyle bir münakaşa yaşadık ama bu bizim için geçti bitti. Kötü günlerdi insanların doğru düzgün düşünemediği anlardı. Biz helalleştik Sevgili Cüneyt Polat'la. Ki çok da destek olmuştur Sevgili Cüneyt Polat. Hakkını asla yemem.

"ZATEN ELİMDEN GELEN YARDIMI YAPACAKTIM AMA BU KADAR KOORDİNELİ ÇALIŞMAMI ZATEN DEVLETİM SAĞLADI"

Her neyse “devlet yok, ahbap var” cümlesini, bunun yalan olduğunu açıkladım galiba değil mi? Bakın ben devletimizden gelen telefonla bu işe dört elle sarıldım. Zaten kendim de elimden gelen yardımı yapacaktım. Ama bu kadar koordineli çalışmamı zaten benim devletim sağladı. Bugün beni eleştirenlere küfredenlere haberlere taşıyanlara falan lafım yok benim. Yani benim bir duruşum var. Bunu herkes bilir. Beni sevmeyebilirsiniz itici bulabilirsiniz. Olabilir benim hiç tanımadığım ama görür görmez, bu ne tip dediğim birçok insan var. Yalan değil insan sonuçta. Birinin sesinden hoşlanmazsınız birinin mimiğinden, jestinden hoşlanmazsınız. Onu hemen kafanızda eleyebilirsiniz.

"BU ANLATTIKLARIMI TAMAMI BELGELİ, TAMAMI KANITLI"

Mesela bir kadının bir tanesi Twitter'da gördüğüm şey demiş ya "Bu Oğuzhan'ın böyle biri olacağı belliydi zaten" demiş. Biri de sağ olsun beni seven biri de "Hayırdır neresinden belliydi diye sormuş." O da "hissettim" ben yazmış.

Bazılarınızı da hisleriniz doğrultusunda beni sevmiyor olabilirsiniz. Ama ne olursunuz hakkaniyetli olun. Bu anlattıklarımı tekrar ediyorum. Tamamı belgeli, tamamı kanıtlı. Bu anlatılanları lütfen vicdanınızla yüreğinizle dinleyin. Bu insanlara kızmıyorum. Çünkü her haberi okumak zorunda değilsiniz. Her haberin başlığını okumak zorunda değilsiniz yani. Sen bugün mesela Danla Biliç hastaneye kaldırılmış diye geldin yanıma. Niye kaldırılmış? Bilmiyorum. Niye? Okumadın mı haberin altındaki başlığını? Okumadın. Çünkü o sırada kaydırıyordun ya da Twitter'da geziyordun ve bir başlık gördün. Dedin ki Danla Biliş hastaneye kaldırılmış. Bugün bazı insanların karşısına o haberler çıktığında Haluk Levent'le de benim fotoğrafımı yan yana gördüklerinde senin Danla Biliç'in neden ameliyat olduğunu okumaman gibi onlar da ne olmuş burada diye onun altını okumamış olabilirler. Vay o sorumluluk bölünmüş demiş olabilirler. Olabilirler abi.

İnsanların bir milyar tane sıkıntısı var şu anda. Doğal olarak insanlar oturup da bazı şeyleri araştıracak enerjide olamayabilirler. Ekonomik sıkıntıları yüzünden ya da hayat kaygıları yüzünden bizi hiç dert etmeye olabilirler. Yargıyı hükmü aniden saniyesinde verip oradan çekilebilirler. Sana bunu nasıl yapabilirler yazıyorlar yapabilirler. İnsanlara bunu anlatmakla mükellefim. Bu olayları anlatmakla mükellefim. Kendimi değil. O yüzden bu dönem çıkan haberlerde bana sövenlere ya da kızanlara kızmıyorum. Benim içimdeki aldatılmışlık hissinin önüne hiçbir hakaret geçemez şu anda çünkü zaten.

"DEPREM DÖNEMİNDEKİ SALDIRILARA HÂLÂ KİNLİYİM"

Ama o dönemde deprem dönemindeki saldırılara hâlâ kinliyim. Çünkü bu dönem yapılan saldırılar bana zarar verir. Ruhumu ezmiyor mu oğlum? Ben insan değil miyim? Evde okumuyor muyum bana yazılanları? Sen delikanlı mısın diyebiliyorlar. Utanma duygun yok mu falan diyebiliyorlar. 90, 100 bin like alıyorlar biliyor musunuz, bu videoları çekerek bana? Benim normalde serçe parmağıla höt deyip ortamdan uzaklaştırdığım insanlardı bunlar. Şimdi bana efeleniyorlar. Neden? Çünkü onların sözlerini destekleyebilecek bir kitle var şu anda. Ve o kitle işte o haberi öyle görüyor. İşte o haberin altını okumadan belki bakıp geçiyor. Kızamazsın, bir şey diyemezsin. Ama o dönemde deprem döneminde az evvel anlattığım saldırıları bana yapanları asla affetmeyeceğim.

"BANA DEĞİL, YARDIMLARA ZARAR VERDİNİZ; DEVLET YETKİLİLERİ TEKER TEKER BENDEN UZAKLAŞMAYA BAŞLADILAR"

Bana zarar vermediniz bunları yaparak zamanında. Yardımlara zarar verdiniz. Oğuzhan devlet düşmanı yalanlarını yaydınız esnada. Ya da bu yalanları yayanların haberlerini paylaşma sunduğunuz anda devlet etkileri teker teker teker yazık benden uzaklaşmaya başladılar. Bizden uzaklaşmaya başladılar.

Ne kadar yardımcı olduğumuzu bilirler. Hakkımızı yemezler eminim. Hiçbirinin ismini açıklamayacağım elbette.

"BAZI DEVLET KURUMLARI BİZE VERDİNİZ BU DESTEĞİ LÜTFEN HABER YAMAYIN DEDİ"

Bazı devlet kurumları şey dediler bize biliyor musunuz? Bunu lütfen haber yapmayın. Bize verdiniz bu desteği dediler. Ben de yapmadım. Şu anda da söylüyormuşum gibi olmasın. Çünkü asla vermeyeceğim isimlerini ya da kurumları, kişileri. Ben işte devletime böyle bağlıyım. BBen devlet yok olsam deyip bazıları yerden yere vururken ben devletimi satmadım. Hiçbir kurum adını da vermedim. Yine de vermeyeceğim ama en azından bu kadarını bilin.

"HERKES BİR İŞİN UCUNDAN TUTTU, BABALA OFİSTEKİ RUH TAM OLARAK BUYDU"

O troller o saldırıları bize başlattığında Babala ekibi kahve mi içiyor dediğinde ki çok teşekkür ederiz kahve firmalarına da bizim burada geceli gündüzlü çalıştığımızı görerek buraya gönüllü olarak koli koli kahve gönderdiler. Dezenfektan gönderdiler. Kim ne gönderebiliyorsa onu gönderdi. Hamburgerci hamburger gönderiyordu. Açsınızdır diye. Hep şunları gördüm. Ya orada hamburger yiyorsunuz. Ya orada kahve içiyorsunuz. Bak 3 gün falan uyumamış insanlar. O Babala ofisteki insanlar hani neyse yani biz onlara hadi herkese benden hamburger gibi bir durumumuz da yok yani. Biz yemek yemeyi düşünmüyorduk zaten o sırada. Aklımıza bile gelmiyordu ama bir bakıyorduk hamburgerciler poşet poşet bizim de bir yardımımız olsun diye geliyordu. Ha bu arada gelip geri gitmeyen de vardı. Su taşıyan çocuklar biz de burada bir şey yapalım diye gittiler sağdaki soldaki çay bardaklarını temizlediler. Bir şeyler yaptılar. Herkes bir işin ucundan tuttu. Babala ofisteki ruh tam olarak buydu.

"NE VATANA HAİNLİĞİM KALDI NE BAŞKA BİR ŞEY; SEN DEVLETİN ÖNÜNDE Mİ GEÇİYORSUN?"

Tabii Twitter'da ne anam, bacım, sülalem; ne vatana hainliğim kaldı ne de başka bir şey. Televizyonda da maalesef bazı siyasetçilerimizin bu sosyal medya baskısından dolayı yaptığı açıklamalarla ben iyice düşman oluyorum. Haluk Levent'le yan yana isimlerimiz geliyor. Sonrasında bunlar böyledir, şöyledir falan denmeye başlıyor. Oldu 8 Şubat akşamı. İstanbul'a gelmek için dakikaları sayıyoruz artık. Çünkü gerçekten Hatay'da, Adana'da hiçbir faydamız yok. Yollar karlı, otobüsler yolda kalıyor, arabalar yolda kalıyor. Dönebileceğimiz bir araç yok. Uçakla dönelim dedik. Uçak da yok. Dediler ki bir gün sonra şu saatte, akşam saatinde uçak var dediler. Peki dedik Adana'da otel bakıyoruz. Otellerin hepsi dolu. Yani insanlar evlerinde kalmaya korktuğu için otellerde kalıyor. Ama otellerde de odalarda mı kalıyor zannediyorsunuz? Hayır. Otel lobilerinde yatıyordu insanlar. İmkan bulanlar. Biz de dedik ki bir otele gireriz lobisinde yatarız gerekiyorsa. Madem bütün oteller dolu. Tabii Haluk Levent'le vedalaştık. O gitti.

"BARAJ PATLADI" TWEETİ

Adana'da bir otele girdik. Adana'yı hatırlamıyorum. Herkes lobide yatıyor. Koltuklarda yatıyor yerde yatan var vesaire. Biz de dedik ki şurada bir yere yere kıvrılalım. Bu geceyi atlatalım. Yarın dönelim İstanbul'a. İşimize gücümüze yoğunlaşalım dedik. Orada bir aile dedi ki Oğuzhan Bey benim odam boş. Ben oda kiraladım ama korkudan odada kalamıyorum. Lobide kalıyorum. Dilerseniz ekip arkadaşlarınızla odada kalabilirsiniz dedi.

Allah razı olsun ondan bir kez daha. Ve biz de korkuyorduk tabii ama yani biraz da olsa o yükün yardımına ihtiyacımız vardı. Çünkü günler... Uyumamıştık. Hanımefendi verdi odasından attığını. Çıktık odasına teşekkür ettik. Orada uyuduk. Panik içinde tabii en ufak bir ses geliyor kapıdan vesaire hop deprem oldu mu diye herkes ayağa kalkıyor ekipten. Orada birkaç saat uyuduktan sonra sabah havalimanına doğru yola çıkmak için otelden çıkarken bana telefonlar gelmeye başladı. Dediler ki işte baraj patladı. Tweeti ile ne yapmaya çalışıyorsun? Ben dedim ki hangi baraj? Çünkü o sırada ben Adana'dayım yani. Zaten internet çekmiyordu vesaire yine de ne olursa olsun sürekli telefonumu kontrol ediyorum. Hani koordinasyon devam ediyor mu bizim çocuklar ne yapıyor? Bir baktım baraj patladı tweetinde ne yapmaya çalışıyorsun diye bir tweet gördüm. Hemen yine telefonu çekip çekmediği anlarda buraya aradım İstanbul'u aradım ekibi aradım. Dedim ki ne barajı ne tweeti ne oldu?

Gönüllü arkadaşlarımızdan biri baraj patladı diye bir ihbar alıyor çağrı merkezinden. Sonra biz çünkü şart koştuk dedik ya öyle aklınıza geleni yazamazsınız. Sonuçta gözünüzün önünde bizim Twitter'larımız var. Teyit merkezine götüreceksiniz dedik. Teyit merkezine gidiyor Mecra köylerden çevre köylerden birkaç ihbar daha olduğunu görünce geliyor ve baraj patladı diye tweet atıyor. Ben o sırada Adana'dayım bu arada. Ben bu bilgiyi alıyorum. Bana sorulsa mesela orada baraj olmadığını ben biliyorum. Uçakla İstanbul'a dönüyorum. Oğuzhan şöyle birisi Oğuzhan var ya falan filan devlet düşmanı diyen kalabalık bir anda hep beraber Oğuzhan hayırdır niye baraj patladı yazdın şeklinde tweetler atmaya başlıyor.

Aynen. Ben hemen tabii uçakta inerim, Babala ofisine geliyorum. Diyoruz ki ne oğlum bu baraj olayı? Ne oldu yani? Pat diye bize televizyonlarda haberin çıktığını sonra ihbarlar alındığını bu tweette attıklarını söylüyorlar. Kim attı diyorum? Yok. Yok yani. Hani tweeti kim attı oğlum? İşte gönüllü arkadaşlarımızdan biri. Gönüllü arkadaşlar da 1.100 kişi var burada yani. Sürekli yer değişiyor. Birileri uyumaya gidiyor birileri geliyor vesaire. Sonrasında bu haberleri Twitter'dan gören o Oğuzhan Uğur baraj patladı yalan attı falan diye haberler yapılıyor. Yapılınca sağda solda biliyorsun gazeteci arkadaşlarım hatta bölgedeki milletvekilleri beni aramaya başladılar ve dediler ki Oğuzhan'cığım sana şu anda bir iftira atılıyor bu baraj olayının sizinle alakası yok diyorlar bana telefonda.

Çünkü bana yazılan şey şu: baraj patladı tweet attın sen bu yüzden orada insanlar panik oldu ve çalışamadı deniyor.

"O ANIN BİZİMLE İLGİLİ OLMADIĞININ GÖRÜNTÜLERİ VAR"

Sonra sevgili Murat Ağırel bana olay yerinin olay anının videosunu atıyor video gönderiyor bana ve diyor ki bak olay budur o videoyu müsaadenizle de buraya koyayım değil mi? Madem her şeyi ambiyansla... Bu videoyu koymamızda da sakınca yok. Evet belgeleri görüntüleri konuşmalarımızı koymuyoruz elbette kimse zarar görmesin diye ama bu zaten basına yansımış bir görüntü. O olay baraj patladı denen olayın anının görüntüleri var. Bizimle alakalı olmadığını kanıtlayan bir görüntü var. Şimdi o görüntüyü vereyim size.

“O DAVADAN BERAAT ETTİM; DÜŞÜNÜN NE OLUR YALVARIYORUM DÜŞÜNÜN”

Yani yağmacıların sahte ihbarları polise gidiyor. Polis anons yapıyor. O sırada bir ortalık karışıyor falan filan ve duruluyor. O bölgede zaten internet çekmiyor. Birinin, "Aa, Babala TV baraj patladı diye tweet atmış. Kaçalım demesi mümkün değil." Mümkün değil. Mesela Beyaz TV'de yağmacıların bu yalanı attığı ile alakalı bir haber yapılıyor. Ama nedense bir gün sonra Beyaz TV hop oradaki konuşmaları unutuyor. Yaptığı haberi unutuyor. Diyor ki Oğuzhan Uğur, biliyorsun çok sevmiyorlar beni. Onu da tam anlamadım. Gerçekten beni bir tam neden sevmediğinizi bir anlasam. Hani tipimi mi sevmiyorsunuz? Ses tonumu mu sevmiyorsunuz ya? Ben ne yapmış olabilirim ya bu insanlara? Onu çok merak ediyorum. Mesela ne yapmış olabilirim? Ne olmuş olabilir ya? Hakikaten mesela çok küfürlü konuştuğum için mi? Allahsız falan mı zannediyorlar beni? Ya da acaba ben hiç anlamadım.

Her neyse. Tabii bütün bu haberler bir anda coşunca çat bana bir telefon. Ertesi gün adliyeye bekleniyorsunuz. Hakkınızda soruşturma kararı var. Mahkeme başladı. Dava açıldı bana. Bu arada şikayette bulunanların hiçbiri Hatay’dan değil. Hepsi İstanbul'dan. Hatta hakime hanım sordu. Dediler ki hani size ne zararı oldu bu tweetin diye. Biz sosyal medyadan gördük. Çok sinirlendik dedi bana şikâyetçi olan beyefendiler. Belki de o şekilde algıladılar beni. Yani bir devlet düşmanı olarak algıladılar. İnsanların canını yakmaya çalışan biri olarak falan görmüş olabilirler beni. Herkes herkese her şey olarak görebilir. Ne oldu? Mahkeme tabii ilerledi. 3 sene sürdü benim o mahkemem. Beraat ettim, beraat ettim. Çünkü kanıtlarımız ortada.Yani bu sadece sosyal mecralarda insanların bu şöyle biridir, böyle biridir yazmasıyla ilerleyen bir şey değil, adalet çok şükür. Beraat ettim ama bugün yine mesela bunları yazıyorlar bana. Baraj patladı. Bak düşün kaç sene geçti. Düşünün ne olur yalvarıyorum, düşünün ben neyle uğraşıyorum mesela vicdanınızla izleyin istiyorum.

FATİH PORTAKAL'A SÖYLEDİĞİ "PARALARI TOPLADIK" İFADESİNE AÇIKLAMA

Tabii bu baraj olayı için beni adliyeye çağırdıklarında hiç kimseyi asla kötülemek için söylemiyorum ama döndüğümde o 1.100 gönüllü 200'e düştü galiba. Çünkü baktılar ki hani bu Oğuzhan'ı eleştiriyorlardı, küfrediyorlardı ama artık mesele adliyeye taşındı. Bak oklar Oğuzhan'a dönüyor denip buradaki insanlar da doğal olarak, hani çekindi birçoğu gitti. Çok normal bu arada herkesin bir kariyeri, herkesin bir hayatı var, vesairesi var. Ya biz bir kişi de olsak, 1000 kişi de olsak, 500 kişi de olsak bu işi tabii ki devam ettirecektik. Ettirmeye de devam ettik. Yine devlet etkilerimizde tabii ki azaldı. O kurumların da sayısı maalesef azaldı. E tabii bu esnada, bu koşturma esnasında sürekli gazeteciler beni arıyor. Ne oluyor, ne bitiyor? Dakika başı bir gazeteci trafiğim var. Fatih Portakal aradı beni. Dedi ki, "Oğuzhan ne yapıyorsun?" Görüntülü konuşuyoruz. Ben de burada koşturuyorum o esnada. Yani hani bir kenara çekilip kendime bir dekor yapıp merhaba Fatih Abi, böyle falan yapmıyorum yani. Koştururken konuşuyorum. O esnada da diyorum ki hani bize gelen paraları onlara gönderiyoruz direkt diyorum. Yani orada aslında tabii koşturmanın verdiği yani para gönderiyoruz değil. Mesela düşün SMA'lı hastalara biz para topluyorduk. Bak yine öyle söylüyorum. Bak para topluyorduk diyorum. Biz toplamıyorduk. Canlı yayın açıyorduk. Valilik onaylı bir IBAN veriliyordu. Biz de destek olmaya çalışıyorduk.

"BİZE PARA TALEBİNİ AHBAP’LA, AFAD’LA BULUŞTURUYORDUK"

Hatırlayın bunu bir dönem birçok takipçisi yüksek insan yaptı. Biz de tabii ki elbette yaptık SMA'lı hastalara, ailelerine. Oradaki tabir de budur. Hani biz bu kadar para topladık SMA hastaları için falan derler. Yani biz topladık aslında biz topladık demek değil. Orada da anlatmak istediğim Fatih Portakal'a bizi aradıklarında efendim AFAD bilmem. Hayır AFAD'a vermeyeceğim. Bu Kızılay'a vermeyeceğim. Ben Ahbap'a vereceğim diye arayan da çok fazlaydı. Yani bu benim suçum değil. Özür dilerim. Biz de diyorduk ki efendim Ahbap'ın IBAN'ı budur. Çünkü dediğim gibi çok fazla dolandırıcı var ortalıkta. Sahte IBAN'lar atıyorlar bilmem. Mavi tikli hesaplar vardı ya. Orada da diyorum ki yani bize gelen parayı biz direkt olarak Ahbap'a gönderiyoruz. Yani aslında bize para gelmiyor. Bize gelen para talebini, Ahbap'la buluşturuyorduk ya da AFAD'la buluşturuyorduk. Ama Fatih Portakal'ın o videosu da şimdi dolaşımda. Oğuzhan Uğur kendi ağzıyla itiraf ediyor görüyor musunuz falan. Neyse tamam bir cevap vermiyorum, olanı anlatıyorum.

"HALUK LEVENT'E DİKKAT ET, BAKANLARA SENİ KÖTÜLÜYOR" TELEFONU

Gecenin bir vakti, 12. gün mü, 13. gün mü bilmiyorum. İsmini verebilir miyim diye sordum. Verebilirsin abi dedi. Hiç sorun değil dedi. İsmini vereceğim o yüzden. Yeni Şafak gazetesinden Taha Hüseyin Karagöz beni aradı. Gecenin bir vakti. Dedim ki Allah hayırdır yani. Çünkü yine sebebini bilmediğim bir şekilde. Yani Yeni Şafak da beni pek sevmez. Çok enteresan başlıkları var benimle alakalı. Şaşırdım tabii haliyle. Dedim hayırdır inşallah. Açtım telefonu. Kısaca bana şunu söyledi. Bütün konuşmamızı anlatacak değilim tabii ama dedi ki bak abi dedi ben dedi seninle dedi hani dünya görüşlerimiz çok dedi benzemeyebilir ama dedi bizim senin vatanseverliğinden şüphemiz yok dedi bana. Dedim eyvallah. Lütfen, Haluk Levent konusunda dikkatli ol dedi. Böyle içime şuradan böyle bir ısı geldi. Böyle yükseldi. Dedim ki neden? Kendisinin yüzü burada yani kendisine sorabilirsiniz. Dedi ki Haluk Levent bakanlarla bir araya geliyor ve sürekli seni kötülüyor dedi bana. Ben onu hiç istemedim yanımda ama o atladı geldi Hatay'a. Ben devletimin yanındayım ama Oğuzhan Uğur yüzünden devletin yanında değilmişim gibi duruyor falan diyormuş bakanlara. Ben şoka girdim tabii yani artık kafamda zaten bir sürü dedikodu falan filan şu bu. Çok teşekkür ettim Taha'ya. Kapattım telefonu. Ne yaparsın böyle bir durumda? Yani ne yapacağım abi? Bunun dedikodusu yapılır mı mesela? Yani bunun şüphesi insanı uyutur mu mesela? Küt dedim mesaj attım Haluk Levent'e. Dedim ki böyle böyle böyle böyle şeyler duyuyorum. Doğru olmadığını düşünmek istiyorum yazdım WhatsApp'ta. Bekliyorum.

"SABAH TELEFONUM ÇALDIRILIP KAPATILDI, 'BUNU YÜZ YÜZE KONUŞALIM' MESAJI GELDİ, ORADA BENİM KAYIP KOPTU"

Bu arada cinnet gelmiş bana ya. Uyumam gerekiyor. Zaten uyumuyorum günlerdir ama telefonu koydum önüme böyle ekran açık bekliyorum ne cevap gelecek diye. Yukarıda böyle WhatsApp'ta yazıyor diyor. Sonra o ibare kayboluyor. Yazıyor diyor ibare kayboluyor. Hani böyle eski sevgiliyle atışma gibi düşünün. Gelmedi cevap. Sonra ben dedim ki yani gelmeyecek herhalde cevap. Çünkü bir saat falan o telefona baktım biliyor musun ne yazılacak acaba diye. Çünkü yani anlatamıyorum içinde olduğum duyguları. Böyle baktım. Sonra artık dedim ki vurup kafayı yatayım yani. Bir saat oldu, 1,5 saat oldu, ses yok. Tam uyuyacakmış gibi oluyorum. Hop diyorum yazıldı mı bir şey? Tekrar bakıyorum telefona. Yok. Sabah erkenden yine Babala ofise geleceğim vesaire. Zaten uyuyacak 4 saatimiz, 5 saatimiz var en fazla. Bıraktım telefonu. Sabah telefonum çaldırıldı kapatıldı. Yani çaldı çaldı değil. Çaldırıldı kapatıldı. Ben o ilk sese uyandım zaten. Hemen telefonumu aldım elime. Cevapsız yazıyor. Yani çaldırıp kapattı adam beni. Dedim ben mi arayım? Hani kontörü mü bitti acaba ne oluyor falan. Kafamda bir milyar tane soru. Ardından bir mesaj geldi. Dedi ki bunu yüz yüze konuşalım. Yani bu hani en azından hayır demedim de falan bir şey de yani değil mi? Orada benim kayış koptu. Dedim ki yani bu artık benim muhatap olacağım bir şey değil. Geldim Babala ofise. Herkesi bir araya topladım. Çok teşekkür ettim herkese. Biz ilk kriz anında elimizden ne geliyorsa yardım ya da destek yaptık. Dedim ki tamam artık konuyu kapatalım. Kapatıyoruz derken benim 8 kişi falan çekirdek ekibim kaldı. Yani benimle çalışan insanlar burada kaldı. Ama yine tabii ki off-road ekibi yardıma devam ediyor. İşte vesaire bir yere bir şey ihtiyaç oluyor.

"BEN HALUK LEVENT'LE 7 ŞUBAT'TA BİR ARAYA GELDİM, ZANNEDİYORUM 10 GÜN SONRA BÜTÜN İLİŞKİMİ KESTİM"

Yine biz kendi imkânlarımızla onları halletmeye çalışıyoruz. O devam etti tabii. O asla durmadı ama bu şekilde bitti. Yani ben Haluk Levent'le 7 Şubat'ta bir araya geldim. 10 gün sonra zannediyorum bütün ilişkimi kestim. Ha yıllar içinde beni aradı. Bir şarkı çıkartacağım, ona destek olur musun dedi. Ne bileyim neyse yani bizim Haluk Levent'le hikâyemiz bu.

Gerçekten ayağında terlik olmayan, patik olmayan bebekler gördük biz Hatay'da. Çırılçıplak ayaklarıyla -10 derecede yürüyorlardı. Böyle o sokakta hırkası olmayan insanlar gördük. Böyle titreyen insanlar gördük. Bu insanlar için yollanan bir kuruşun bile hakkına girilir mi ya mesela? Girilir mi abi?

Bilmiyorum, ne olacak? Soruşturmadan ne çıkacak bilmiyorum ama dediğim gibi çok güvendiğim gazeteciler maalesef çok vahim tablolar seriyor bugün yayınlarında ya da köşelerinde.

Yine üç ay sonra gittik tabii ki Hatay'a, program yaptık. Dünya rekoru kırdı o program. Herkes izledi. Orada o programa katılan birçok insana yardım gitti. Birçok insana. Tekrar tekrar depremden sonra bile dokunmuş olduk. Ama zaten dokunabilecek hacmimiz buydu. Yani bir medya kuruluşu olarak videoyla seslerini duyurarak oldu. Şimdi yıllar geçti.

"BENİM CEBİME BİR KURUŞ BİLE HARAM PARA GİRMEDİ"

Yazılanları görüyorsunuz. Okuduklarınızın farkındasınız. Benim cebime bir kuruş bile haram para girmedi. Şimdi yorumlarımı ve fikirlerimi dinlemek istersiniz o kısma geçeyim. Bundan öncesi tamamen bilgiydi. Yaşananları size anlatmaktı meselem. Ama şimdi yorumlarıma geleyim.

"HAKKIMI YEMEYİN, RUHUM PARÇALANDI KAÇ GÜNDÜR"

Aslında neden bu video var biliyor musun? Hafızamız için var. Dediğim gibi beni sevmeyebilirsiniz, nefret edebilirsiniz. Olabilir. Hiçbir sıkıntı yok bunda. Ancak gerçeği bilmelisiniz. Oğuzhan Uğur kendini devletten öte saydı. Oğuzhan Uğur devleti yok saydı demek, eğer bütün bu anlattıklarımı a'dan z'ye dinlediyseniz biraz haksızlık. Biraz değil aslında fazlasıyla haksızlık.

Ben bu devletin yetiştirdiği bir adamım. Ben Türk Silahlı Kuvvetleri sayesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin aileme verdiği maaşla okumuş bir adamım. Devlet lojmanlarında büyüdüm. Devlet okullarında okudum ben bu arada. Ha Yükseliş Koleji'nde okudum bir sene. Paramız bir sene yetti çünkü. Sonra Anadolu Lisesi' kazandım. İlkokul 5'te beni verdiler Yükseliş Koleji'ne. İşte Anadolu Lisesi'ini kazandım. Yine devlet okulundan devam ettim. Üniversitem de devlet üniversitesidir. Yani hiç aileye girmek istemiyorum. Sürekli onu öne atıyorsun diyorlar çünkü. Ama hak yemeyin efendim. Hakkıma girmeyin. Beni sevmemeye devam edebilirsiniz. İstediğiniz kadar sövebilirsiniz ama hakkımı yemeyin ya artık. Vallahi ruhum parçalandı çünkü kaç gündür.

Benim bir yorumum yok, çünkü hepsini anlattım. Aslında sonunda çok yorum yapmak istiyordum ama yaşadım ya anlatırken böyle hepsini. Canım çok sıkıldı. Zaten sıkkın. Bu videoyu da burada bitirelim isterim. Umarım faydalı olmuştur. Tekrar tekrar rica ediyorum herkese, haber sitelerine, Bu cümlelerimi alıp bir yerlerde paylaşmayı. Teşekkürler. Yorum sizin. Yarın bir gün yine kötü bir şey olsa bu memlekette yine kanımla canımla vazifeye hazırım. Bunun da bilinmesini isterim.

"BİRİLERİ OĞUZHAN UĞUR, AHBAP'I DA DESTEKLİYOR DİYE AHBAP'A PARA GÖNDERDİYSE ÇOK ÖZÜR DİLİYORUM"

Ya son olarak şunu da söylemek istiyorum. Tekrar etmek istiyorum. Belki de ben beni kimse sevsin, alkışlasın, takip etsin diye vermedim bu çabaları. Bu memleket için verdiğim çabaları. Mevzular Açık Mikrofon da bir çabadır bu arada. Bunu unutmayın. Yaptığım şeyleri bilmeyen de, yaptıklarımı bilmeyen de birçok insan var. Ama artık kim neyi biliyor, bilmiyor, ben bununla uğraşamayacağım. Söylemek istiyorum. Eğer Ahbap'a hiç güvenmeyen ya da hiç takip etmeyen biri, Oğuzhan Uğur Ahbap'ı da destekliyor diye Ahbap'a para gönderdiyse çok özür diliyorum. Saygılar, selamlar.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }