Politika

Vedat İlbeyoğlu yazdı | HTŞ’nin dikiş tutmayan yönetimi iflasa gidiyor

Evrensel yazarı Vedat İlbeyoğlu, Suriye’deki güncel gelişmeleri konu alan bir yazı kal

Evrensel yazarı Vedat İlbeyoğlu, Suriye’deki güncel gelişmeleri konu alan bir yazı kaleme aldı. Yazıda özellikle Suriye’de devam eden çatışmalar, HTŞ ile SDG arasındaki gerilim ve bölgedeki son durum ele alındı.

İlbeyoğlu’nun değerlendirmesinde, Suriye iç savaşındaki güç dengeleri, bölgesel aktörlerin rolü ve sahadaki son gelişmeler dikkat çekti.

Yeni iç savaş ihtimaline dikkat çeken İlbeyoğlu, “Suriye’de sular durulmuyor; yeni bir iç savaş olasılığı kapıda. Türkiye de dahil, ABD ve Batı’nın desteğiyle Şam’da hükümet kuran HTŞ üzerinden dizayn edilmeye çalışılan ‘yeni’ Suriye dikiş tutmuyor, gerilim ve krizler çatışmaya dönüşme yolunda birikiyor” değerlendirmesinde bulundu.

İstikrar sağlama iddiasıyla desteklenen HTŞ ve Colani yönetiminin, “istikrarsızlığın kaynağı” kaynağı haline geldiğini ifade eden İlbeyoğlu, “İstikrarı sağlayacağı iddiasıyla desteklenen Colani yönetimi, bizzat istikrarsızlığın kaynağı durumunda. Lazkiye ve Tartus’taki Alevilerden sonra en son Süveydâ’da Dürzi katliamıyla uğursuz sicillerine bir çentik daha attılar” dedi.

Türkiye’den gelen açıklamalarda, HTŞ şemsiyesi altındaki selefi grupların suçlarının “anlaşılır” kılınmaya çalışıldığını söyleyen İlbeyoğlu, resmi açıklamalarda katliamlar farklı gerekçelerle meşrulaştırıldığını ifade etti.

İlbeyoğlu, “Türkiye, HTŞ şemsiyesi altındaki selefi çetelerce işlenen her bir suçu ‘anlaşılır’ kılmaya çalışarak Colani’ye tam destek veriyor. Nasıl Alevi katliamı “Esad kalıntılarının isyanını bastırmak” şeklinde açıklandıysa, binlerce Dürzi’nin canice katledilmesi de “İsrail kışkırtmasıyla isyana kalkıştılar” yalanıyla servis edildi. Bu katliamları, Colani yönetiminin sağlayamadığı ‘otorite boşluğuyla ilişkilendirenler de oldu. Oysa söz konusu olan boşluk moşluk değil; cihatçı/selefi doğası itibarıyla toplumsal gerçekliklerle boğuşmak zorunda olan bir gericiliğin dışa vurumudur. İstenildiği kadar kravat takılsın; barışçı olamayacak, başka türlü davranamayacak bir gericilik bu. Böylesi bir gericiliğe destek veriliyor ve onun üzerinden hesaplar yapılıyor. Tutmayacak ve eninde sonunda iflas edecek hesaplar” değerlendirmesinde bulundu.

Vedat İlbeyoğlu’nun Evrensel’de yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

HTŞ yönetiminin dikiş tutmamasının önemli bir nedeni de “Suriye devrimi” diye sunulan Esad’ın devrilmesinin iç dinamikler üzerinden gerçekleşmemiş olmasıdır. Yıllar yılı süren savaşta, bir tarafta dünyanın her yerinden getirilip Suriye’ye sokulan cihatçı birikimi sağlayan, destekleyen, gerektiğinde maaşa bağlayanlar vb. ortada… Yine Esad iktidarı da önemli ölçüde dışardan destekli bu savaşta esas olarak Rusya ve İran desteğiyle ayakta kalabilmişti.

Özetle, esas olarak dış güçlerin dahliyle gerçekleşen Suriye’deki alt üst oluş sonrası aynı durum çok daha yüksek profilde devam etmekte. Dolayısıyla gerilim ve çatışma dinamikleri Esad’ın gitmesiyle sona ermedi. Zaten var olan ama Esad’lı koşullarda biraz geriden seyreden çelişki ve çatışma eksenleri öne çıktı şimdi. Dediğimiz gibi, HTŞ ve selefi güçlerin farklı yaşam biçimlerine olan tahammülsüz zihin dünyaları bu çatışma/savaş iklimini daha da keskinleştiren bir etken oluyor…

Sonuçta, Colani yönetiminin ABD-İngiltere-AB/Türkiye tarafından kendisine açılan diplomatik masalarda kazandığı defolu ‘meşruiyet’ ne kadar ‘ulusal’ ölçekte sunulursa sunulsun, onun doğası böyle bir misyona uygun değil. Giderek açığa çıkan budur. Colani’nin diplomatik labirentlerde edindiği eklektik, kırılgan meşruiyet, Suriye’nin önemli bir bölümü nezdinde gayrimeşru görülüyor ve bu makas giderek açılıyor. Bu asimetrinin daha uzun süre böyle devam etmeyeceği belliydi zaten.

Alevilere, Dürzilere yapılanlardan sonra iyice deşifre olan Colani cihatçılığının hedefinde şimdi Kürtler ve onların öncülüğünde kurulmuş SDG var. Toplumsal dayanaktan ve kapsayıcı karakterden yoksun olduğu halde İdlip’ten Şam’a getirilip yönetime oturtulan HTŞ’nin Ankara destekli otoritesine tabi kılınmaya çalışılan SDG’nin itirazı, gerçekte olmayan “Suriye’nin bütünlüğünü” bozan bir savaş nedeni sayılıyor. HTŞ yönetimiyle eş güdümlü olarak Ankara’dan tehditler yükseliyor. Türkiye dışında, Colani’ye diplomasi masalarında meşruiyet bahşeden güçlerin bu tutumlarında ısrar edip etmeyeceklerini göreceğiz. Türkiye’nin tutumu açık ama. Colani’ye destekten öte onu özellikle Kürtlere karşı (kolu kanadı kırılmış, kayıtsız şartsız itaat dışında) uzlaşmaz bir çizgiye zorladığı biliniyor. HTŞ’nin en son Paris’te yapılacağı belirtilen görüşmelerden çekilmesi de Ankara’ya bağlanıyor zaten.

Son gerilim süreci, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın Kürtlere ‘had bildiren’ ve “Colani’ye destek, Kürtlere köstek” şeklinde değerlendirilen “TekTek”çi çıkışı sonrası başlamıştı. Rojava temsilcilerinin hiç de alttan almayan açık eleştirileri oldu Barrack’a. Dürzi bölgesindeki katliamın da Barrack’ın destek sözlerinden sonra edinilmiş özgüvenle gerçekleştirildiğini de not etmek gerekir. Bu noktadan sonra Kürt diplomasisi ve siyasi aktivitesi ivme kazandı.

Yazının tamamı burada.

{ "vars": { "account": "G-Z64XNY337Y" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }