Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

 100 yıllık bir tarih herkese nasip olmaz. Kapatıldık, arşivlerimize el kondu, genel başkanlarımız tutuklandı, yılmadık, direndik ve 100'üncü yılımızı şimdi kutluyoruz. Hiçbir partiye nasip olmayacak bir tarihi beraber yaşıyoruz. CHP'yi 100 yıl yaşatan gerçek, kuruluşunun savaş meydanlarında gerçekleştirilmesidir. Sıradan bir parti değiliz. Biz Kuvayi Milliye'cilerin partisiyiz. 

 Bu salon diğer partilerin salonlarına benzemez. Bu salonda 5'li çeteler yok, sarayın oligarkları yok, uyuşturucu baronları yok, asla da olamayacaklardır. Bu salonda mafya bozuntuları yok, harama ekmek doğrayanlar yok, rüşvetçiler yok, bundan sonra da olmayacaktır. Bizim kurultaylarımız her türlü düşüncenin tartışıldığı kurultaylardır. Onların kurultayları ise haber değeri olmayan kurultaylarıdır. Bizim örgütümüz de diğer partilerin örgütlerine benzemez. Tartışırız ama parti disiplinini de bozmayız. Ben dahil kimse, kendini partinin üstünde asla ve asla göremez. 

 Sevgili örgütüm, biliyorum. Sizleri zaman zaman üzdüm. Ama bir şeyi bilmenizi isterim, asla ve asla sizi utandıracak hiçbir şey yapmadık. Hep sizler için ve Türkiye için mücadele ettim. Bu parti bütün kurultaylarından güçlenerek çıkmıştır. Yine güçlenerek çıkacaktır. 

Türkiye'nin içinde bulunduğu tabloyu sunacağım. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda Anayasa fiilen askıya alınmıştır. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti artık Türkiye'de işlememektedir. Saray devleti çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyadır. Güçler ayrılığı ilkesi tümüyle gitmiştir. Yoksulluğu yaymak ve derinleştirmek ve milyonları yardıma muhtaç hale getirmek, saray devletinin politikasına dönüşmüştür. Üzülerek görüyoruz ki yoksulluk, kabullenilerek sürdürülen bir kültür haline getirilmiştir.

 Türkiye fiilen yarı açık cezaevine dönüştürülmüş durumdadır. Gazeteciler görevlerini yapamaz haldedirler. Bu kurultayımızda şu anda tutuklu olan Tolga Şardan'a, Can Atalay'a, Osman Kavala'ya, Selahattin Demirtaş'a, Tayfun Kahraman'a, Emine Mine Özerden'e, Yiğit Ali Ekmekçi'ye, Hakan Altınay'a ve Barış Pehlivan'a selam gönderiyoruz. Selam olsun size demokrasi kahramanları.

Beni üzen sırtımdaki yükler değil, hançerlerdi. Altı lider oturduk, bu tabloyu kısmen anlattım. Biz altı lider tarihin bize yüklediği sorumluluğun gereğini yapmak zorundaydık. Ülkeyi nasıl yöneteceğimizi oturduk konuştuk. Ortak mutabakat metni hazırladık. İş Cumhurbaşkanlığı adaylığının seçilmesine gelince hepinizin malumu olan masadan kalkmalar ve masaya dönmeler başladı. Sırtımdaki hançerlerle seçime girmek zorunda kaldım. Beni asıl üzen, sırtımdaki yük değildi, sırtımdaki hançerlerdi. Seçim bitti, kazanamadık. Daha nefes almadan değişim söylemleri başladı. Değişim söylemini dillendirenler uzun süre değişmeyenlerdi. Ama seçimden sonra ilk işim onları değiştirmek oldu.

Dilan Polat’ın mektubu cezaevini karıştırdı: Personele soruşturma açıldı Dilan Polat’ın mektubu cezaevini karıştırdı: Personele soruşturma açıldı

Bizim sağa kaydığımızı söyleyenlere sormak isterim, çöpten kağıt toplayanların yanına kim gitti? Sendikaların bile doğru dürüst sahip çıkmadığı taşeron işçilerin yanına kim gitti? Bu sağcılık mıdır solculuk mudur? Ne diyor Gazi Mustafa Kemal, "Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir." Biz onlar için mücadele ettik. Hangi siyasal parti apartman görevlilerinin sorunlarıyla ilgilendi? Temel felsefe halklılaşmak. Halkın yanında olacağız. Şimdi biz sağcı mıyız, solcu muyuz? Bu nasıl bir algıdır, nasıl bir kin ve öfkedir? Anlamakta zorluk çekiyorum.

Editör: Kemal Ural