Türk şiirinin güçlü isimlerinden Ahmet Telli'nin vefatı, yalnızca büyük bir üzüntü yaratmadı; aynı zamanda edebiyat çevrelerinde uzun süre konuşulacağa benzeyen bir tartışmanın da kapısını araladı. Tartışmanın merkezinde ise şair ve yazar Bünyamin Durali ile şair, yazar ve yayıncı Önder Birol yer alıyor.
Polemik, Bünyamin Durali'nin Ahmet Telli'nin ardından yayımladığı "Ölüseverlikte Üstümüze Yok" başlıklı yazıyla başladı. Durali, Türkiye'de düşünce ve sanat insanlarının yaşarken hak ettikleri değeri göremediklerini, buna karşılık ölümlerinin ardından yoğun bir ilgi ve sahiplenmeyle karşılandıklarını ileri sürdü. Bu durumu "ölüseverlik" metaforuyla tanımlayan Durali, eleştirisinin bireylerden çok toplumsal bir alışkanlığa yönelik olduğunu savundu.
Bu yazıya ilk kapsamlı yanıt Önder Birol'dan geldi. "Onlara İki Çift Laf..." başlıklı yazısında Birol, Ahmet Telli için yapılan taziye paylaşımlarını samimiyetsizlikle suçlamanın doğru olmadığını belirtti. İnsanların farklı gerekçelerle taziyelerini dile getirebileceğini ifade eden Birol, ölüm karşısında gösterilen insani dayanışmanın "nekrofillik" gibi ağır bir kavramla açıklanamayacağını söyledi.
Bunun üzerine Bünyamin Durali, "Haksız Öfkeden Kaynaklı Bir Yazıya Yanıttır" başlıklı yeni yazısıyla eleştirilerini yineledi. "Ölüseverlik" kavramını mecazi anlamda kullandığını belirten Durali, asıl sorunun sanatçıların yaşarken yalnız bırakılması olduğunu vurguladı. Yazısında, Önder Birol'un halkı ve okurları eleştiriden muaf tutan popülist bir yaklaşım sergilediğini de ileri sürdü.
Tartışma bununla sınırlı kalmadı. Önder Birol, "Bünyamin Durali'ye Zorunlu Bir Yanıt" başlıklı kapsamlı yazısında hem kendi görüşlerini ayrıntılı biçimde savundu hem de Durali'nin yöneticisi olduğu Şey Kitap Yayınları hakkında kullandığı "kâğıt israfı" ifadesine sert tepki gösterdi. Birol, yayınevinin dört yılda yaklaşık 300 kitap yayımladığını, çok sayıda genç ve deneyimli yazara yayın olanağı sunduğunu belirterek, yayınevinin edebiyata katkısını örneklerle anlattı.
Tartışma, yalnızca iki yazar arasındaki görüş ayrılığı olmanın ötesinde, Türkiye'de sanatçılara yaşarken gösterilen ilgi, ölüm sonrası oluşan toplumsal refleksler, sosyal medyanın yas kültürüne etkisi ve edebiyat ortamındaki eleştiri dilinin sınırları gibi daha geniş başlıkları yeniden gündeme taşıdı.
Bir taraf, sanatçıların yaşarken yeterince sahiplenilmediğini ve ölüm sonrasında ortaya çıkan görünürlüğün samimiyetinin sorgulanabileceğini savunurken; diğer taraf, insanların yas biçimlerinin yargılanamayacağını ve bu tür genellemelerin hem etik hem de insani açıdan sorunlu olduğunu dile getiriyor.
Ahmet Telli'nin ardından başlayan bu polemik, yalnızca iki ismin karşılıklı yazışması olarak değil; Türkiye'de edebiyat çevrelerinin kendi içindeki eleştiri kültürü, dayanışma anlayışı ve sanatçı-okur ilişkisi üzerine süren tartışmaların da yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor.



