Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 1995 yılından bu yana İstanbul Taksim'deki Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 1002'nci haftada, 1981'de delil bulunmadan idam edilen ancak mezar yeri ve cansız bedeniyle ilgili kuşkular devam eden Veysel Güney için adalet istedi.

Basın açıklamasında Veysel Güney’in yeğeni Doğan Güney'in ilettiği mektup okundu. Doğan Güney, mektupta şu ifadeleri kullandı:

“Tarih 10 Haziran 1981, amcam Veysel Güney 24 yaşında kendisine isnat edilen suçları işlemediği halde hukuksuz bir şekilde, delil yokken, kendisini savunma hakkı bile verilmeden idam edildi. Amcamdan geriye kalan üzerindeki eşyalar, dedeme tutanakla teslim edildi ancak bedeni hariç. Bir cumartesi annesine 25 yıl sonunda, evladının son mektubunu mahkeme kararıyla teslim edebildiler.

Babaannem oğlunu büyüttüğü yıldan fazla, 30 yıl boyunca ağıtlar yakıp evladının mezarını aradı. Bir anneye evladına sarılma şansı değil, mezarına gitmeyi bile çok gördüler. Babaannem Zeynep Güney’in ömrü Amcamın mezarını bulmaya yetmedi ve evladının mezarına hasret yıldızlara uğurlandı. Aradan geçen 43 yıla rağmen Amcamın mezarı halen birilerini korkutuyor olmalı ki biz ailesine teslim edilmedi. Bizler ailesi olarak, Veysel Güney’i ve tüm kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Cumartesi annelerinin ah'larıyla yaşamaya devam edenler bilsinler ki kayıp amcam ya da kaybedilen abilerim, ablalarım bulunana kadar sormaya ve aramaya devam edeceğiz.”

1002’nci hafta açıklamasını kayıp yakını Besna Tosun okudu. İlk olarak 1000'inci haftada açılan meydanın son iki haftada neden tekrar kapatıldığını soran Tosun, açıklamaya şöyle devam etti:

"Bilinmesini isteriz ki, maruz kaldığımız yeni ihlallerin kayıplarımızı arama mücadelemizi gölgelemesine izin vermeyeceğiz. Kayıplarımızdan da hak ve özgürlüklerimizden de vazgeçmeyeceğiz. 1002. haftamızda, evlatlarının mezarına ulaşamadan aramızdan ayrılan Zeynep ve Ali Güney’in  bıraktığı yerden soruyoruz: Veysel Güney nerede? 24 yaşındaki Veysel Güney, 12 Eylül askeri darbesinin ardından, 28 Aralık 1980’de Gaziantep’te bir ev baskınında yaralı olarak gözaltına alındı.

'ÖZEL KANUN ÇIKARILDI'

Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. Avukat talebi reddedildi, savunma hakkı yok sayıldı. İlk duruşma 6 Şubat 1981’de yapıldı ve 17 Şubat 1981 tarihinde yapılan ikinci duruşmada, kendine yönelik suçlamaları ispat edecek deliller olmaksızın idama mahkûm edildi. Meclis kararı olmadan, özel kanun çıkarılarak, 10 Haziran 1981’de Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi.

Veysel idam edildikten sonra üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babası Ali Güney’e teslim edildi. 10.06.1981 tarih ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen cansız bedeni ise kaybedildi.

EMEP Cumartesi Annelerini Meclis’e taşıdı: 'Engellemelerin hukuki dayanağı nedir?' EMEP Cumartesi Annelerini Meclis’e taşıdı: 'Engellemelerin hukuki dayanağı nedir?'

SAVCI, YILLAR SONRA DELİL OLMADIĞINI AÇIKLADI

Veysel’in idamından 25 yıl sonra, onun ilk ifadesini alan ve idamında hazır bulunan savcı Mete Göktürk ‘Adaleti Gördünüz mü?’ isimli bir kitap yazdı. Göktürk kitapta Veysel Güney’i suçlayacak delillerinin olmadığını, ayrıca yargılamanın tarafsız ve adil bir biçimde yapıldığına dair kuşkuları olduğunu açıkladı.

'HÜVİYETİ MEÇHUL'

Ailesi ve arkadaşları yıllarca Veysel’in mezarını bulmak için mücadele etti. Bütün mercilere başvurular yapıldı, kampanyalar yürütüldü ve hukuk mücadelesi verildi. Milletvekilleri soru önergeleri ile konuyu defalarca Meclis’in gündemine taşıdı. Ancak Veysel’in mezar yeri hâlâ öğrenilemedi. Veysel’in izini süren ailesi ve arkadaşları, 2006 yılında Gaziantep Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 9 Haziran 1981 gününe ait son kaydında 'hüviyeti meçhul' bir kişinin 'idam edildiği' ve 105341 numaralı mezara gömüldüğü bilgisine ulaştı.

Gaziantep 5. Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile söz konusu mezar açıldı. Mezardan alınan kemik numuneleri Ankara Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından yapılan kimliklendirme çalışmasında, numuneler ile anne Zeynep ve baba Ali Güney arasında kan bağı kurulamadığı yönünde bir rapor hazırlandı. Kamuoyunda ve Güney ailesinde bu raporun gerçeği yansıtıp yansıtmadığı veya Adli Tıp’a gönderilen numunelerin doğru olup olmadığı yönünde derin kuşkular oluştu.

Kaybedilişinin 43. yılında bir kez daha tekrarlıyoruz: Veysel Güney’in idamı ve bedeninin kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zamanaşımına tabi değildir. Adli makamları Veysel Güney’in idamı ve kaybedilmesi ile ilgili etkin bir hukuki süreç başlatmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Veysel Güney için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz."

Kaynak: BirGün

Editör: Selda Manduz