DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Meclis’te kurulan çözüm komisyonunun ortak rapor aşamasına geldiğini belirterek yasal düzenlemelerin hızlanması çağrısı yaptı. Temel, Türkiye’de demokratik çözüm süreci ile Suriye’deki gelişmelerin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi.
Türkiye’de Kürt meselesine ilişkin Meclis zemininde başlatılan çözüm arayışı yeni bir aşamaya giriyor. TBMM’de kurulan çözüm komisyonunun ortak rapor yazım sürecine gelmesiyle birlikte, önümüzdeki dönemde yasal düzenlemelerin gündeme alınması bekleniyor.
Süreçte zaman zaman farklı görüşlerin gerilim yarattığı belirtilirken, esas zorlu aşamanın yasa çalışmaları olacağı ifade ediliyor. DEM Parti cephesi ise komisyonun “tarihi bir fırsat” olduğuna dikkat çekerek en geniş mutabakatın sağlanması gerektiğini savunuyor.
DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, çözümün yalnızca teknik düzenlemelerle değil, toplumsal bütünleşme ve özgürlükler temelinde bir perspektifle mümkün olacağını belirtiyor. Komisyonun çerçeve yasayı tanımlayıp TBMM Genel Kurulu’nu harekete geçirecek öneriler üretmesinin kritik olduğuna vurgu yapılıyor.
Öte yandan süreç yalnızca Türkiye iç siyasetiyle sınırlı değil. Temel, Suriye’deki gelişmeler, Rojava sahası ve Kürt aktörlerin konumunun Türkiye’deki barış ve demokratikleşme başlıklarından ayrı ele alınamayacağını belirtiyor. Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yazılarına ve “Öcalan iradesi” tartışmalarına da değinen Temel, Kürtlerin kendi geleceğine dair karar verebilecek siyasi hafızaya ve tecrübeye sahip olduğunu savunuyor.
DEM Parti cephesi, “teoride barış söylemi, pratikte baskı” çelişkisine işaret ederek, ifade ve siyaset alanındaki kısıtlamaların sürmesinin toplumsal barışa zarar verdiğini dile getiriyor. Ayrıca partiye dönük itham ve manipülasyonların çözüm diline hizmet etmediği kaydediliyor.
İktidarın niyet beyanı ile somut adımlar arasında mesafe bulunduğunu belirten Temel, ana muhalefetin ise genel olarak demokratik çözüm konusunda daha yapıcı bir tutum sergilediğini ifade ediyor. Gelinen aşamada hem Meclis’teki komisyon çalışmaları hem de bölgesel gelişmelerin, “geleceği birlikte kurma” fırsatı sunduğu vurgulanıyor.
Tayip Temel, Bianet’ten Ayşegül Başer’in sorularını yanıtladı.
Meclis’te kurulan çözüm komisyonu ortak rapor yazım aşamasına gelmiş durumda; önümüzdeki süreçte yasal düzenlemelere geçilmesi bekleniyor. Dinleme sürecinde farklı görüşlerin zaman zaman gerilimlere yol açtığı görüldü. Yasal düzenleme aşamasının bu anlamda daha zorlu geçmesi bekleniyor. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için masada, ortak paydada buluşmanın yolları neler?
Meclis komisyonuna dair üç temel noktayı tekrar tekrar hatırlamakta fayda var. Öncelikle Meclis’te komisyon kurulması tarihi önemde ve değerdedir. Bunu teslim edelim. İkincisi Komisyon’a gerçekçi yaklaşmak gerekir. Yani Komisyon, Kürt meselesinden kaynaklı sorunların tamamının çözümünü gerçekleştiremez. Bu gerçekçi değildir. Komisyondan beklentiyi realize etmemiz gerekir. Üçüncüsü bu gerçeklik üzerinden komisyonun en geniş mutabakatı sağlayarak hareket etmesi gerekir. Komisyon bunu sağlayabilirse hem yasal düzenlemelerin belirlenmesi zemini artar hem de TBMM Genel Kurulunun hızlıca yasal düzenleme yapmasının imkânı doğar.
Pervin Buldan: Öcalan, Suriye’de diyalog çağrısı yaptı; mutabakat bu perspektifle gelişti
Komisyon, çerçeve yasayı tanımlayabilir, toplumsal bütünleşme ve özgürlük yasalarına dair bir perspektif ve önerileri Genel Kurul’a taşıyabilirse tarihi önemdeki rolünü, tarihi bir adımla taçlandırmış olacaktır. Dolayısıyla sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için komisyonun söz konusu adımların atılmasıyla ilgili TBMM Genel Kurulu harekete geçirecek öneriler geliştirmesi gerekir.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve aynı zamanda hukuk danışmanı Mehmet Uçum, süreç üzerine düzenli yazılar yazıyor. Bu pazar yazısında, DEM Parti'nin Suriye'deki tutumunu eleştirerek "Öcalan’ın iradesine başkaldırı olarak görülebilir ve kendi seçmeninin iradesini tanımamak şeklinde değerlendirilebilir" yorumunu yaptı. "Öcalan iradesini tanımama" ifadesini zaman zaman Bahçeli’den de duyuyoruz. Bu çıkışları nasıl okuyorsunuz?
Sayın Uçum’un yazısını okudum. Özetle şunu ifade edeyim, bir doğru üç yanlış şey ifade ediyorsanız, o dediğiniz doğrunun da önemi kalmıyor. Yazılan analiz, içeriğinden önce "Kürtlerin neye ihtiyacı olduğunu biz biliriz, Kürtler bilmez" tonundadır.
ENKS, Kürtlerin ‘asli ortak’ olarak tanınmasını istedi
Önce şunu netleştirelim; Kürtler, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemeyecek bir halk değildir. İki yüz yıllık inkâr, elli yıllık çatışma, sayısız müzakere, ateşkes ve çözüm girişimi yaşamış bir halktan söz ediyoruz. Bu halkın feraseti de hafızası da tecrübesi de vardır. Kimsenin Kürtlere "doğru gelecek" vaazı verme yetkisi yoktur, olmamalıdır da.
"TEORİ BİTTİ DİYOR, PRATİK CEZA YAĞDIRIYOR"
Bir diğer mesele, teorisi yapılan şeylerle pratikler aynı değil. Teori bitti diyor, pratik ceza yağdırıyor. Birkaç örnek vererek ve hatta sorarak ifade edeyim. Örgüt kendini feshetti, faaliyeti de yoktur. Peki neden insanlar hala örgüt propagandası gerekçesiyle yargılanıyor, cezalandırılıyor? Madem yeni bir dönemden bahsediyoruz, toplumsal barış için çabalıyoruz, neden siyaset yapmanın önündeki engeller artarak devam ediyor? Toplumsal bütünleşme nasıl sağlanacak?
Kürtlere dair büyük laflar etmeye de uzağa gitmeye de hiç gerek yok. 1071’de Kürtlerin açtığı kapılar ortada fakat bugün Kürtlerin kendisine bir Murşitpınar sınır kapısı açılmıyor? Kürtler bunu nasıl okusun? Yürütme erki toplumun sorduğu bu soruları lütfen düşünsün.
"BAYRAĞI DOLAŞIMA SOKMASI ART NİYETLİ"
DEM Parti’ye dönük itham ve manipülasyonları kabul etmemiz mümkün değildir. Ayrıca kimse DEM Parti’ye de rol biçme hatasına düşmemelidir. Bayrak meselesinin tüm detayları ortadayken, devletin kendisi tahkikatı yapmışken, DEM Parti’nin ilk andan itibaren bunu reddettiği ve açıkça kınadığı gerçeği ortadayken, bu başlığın hâlâ dolaşıma sokulması art niyetlidir. Bayrak hassasiyeti üzerinden siyasi meşruiyet sorgulamak, çözüm diline değil eski güvenlikçi reflekslere rücu etmedir.
Daha vahim bir şey de ifade ederek bitireyim. Süreç boyunca en fazla sorumluluk alan, en fazla çatışmasızlık için çabalayan, en fazla siyasi çözüm önerisi geliştiren aktör Sayın Öcalan’dır. Suriye’ye dair defalarca uyarı yapmış, yol haritası önermiştir. Peki neden bu öneriler ilk etapta dikkate alınmadı? Savaşın durması için en çok çaba harcayan aktör dinlenmezken, bugün "neden böyle oldu" diye sözler kurmanın inandırıcılığı yoktur.
"KÜRTLERDE BİR DUYGU KIRILMASI VARDIR"
Toparlarsak; "Kürtler duygusal kopuş yaşamıyorsa sorun yoktur, yaşıyorsa da bu irrasyoneldir" deniyor. Oysa gerçek şudur: Kürtlerde bir duygu kırılması vardır. Bu sosyolojiyi görmemek, onun var olmadığı anlamına gelmez. Bir başka başdanışman da dün "Kürt sorunu yoktur" diyordu ekranlarda. İnsan böyle cümleler kurmaktan hicap duyar.
"Tek devlet, tek millet" vurgusunun bu kadar sert ve dışlayıcı bir dille yeniden üretilmesi de ayrıca düşündürücüdür. Bizim itirazımız birliğe değil; birliğin inkâr ve baskı diliyle tarif edilmesinedir. Yurttaşlık eşitliği, sadece metinlerde değil, gündelik hayatta hissedildiğinde anlamlıdır. Barış, bir tarafın diğerine neyin doğru olduğunu anlattığı bir süreç değildir. Barış, herkesin eşit konuştuğu, eşit dinlendiği bir zemindir. Üstten konuşarak, itham ederek, eski kodlara dönerek değil; cesaretle yüzleşerek, samimiyetle adım atarak ilerlenir. Aksi halde metinler ne kadar uzun olursa olsun, gerçek hayatta karşılığı olmaz.
Sürece ilişkin iktidar ve ana muhalefetinin yaklaşımını artısıyla eksisiyle nasıl değerlendirirsiniz? Geçen sürede eksiklikler neydi, nasıl yol alınacak?
Sayın Öcalan’ın yaptığı 27 Şubat Asrın Çağrısı’ndan bu yana iktidar Kürt meselesinin çözümünde niyet beyan eden ama irade gösterme hususunda çekingen ve hatta yer yer tıkayan bir tutum içerisinde oldu. Hatırlayalım. Sürecin başından bu yana ipe un sererek DEM Parti’nin süreç karşıtı olduğu safsatasından tutalım Suriye’deki gelişmelere kadar çok fazla sayıda bahaneyi öne sürdüler. Hep niyet beyan ettiler ama hiç irade göstermediler. Geldiğimiz nokta itibariyle, artık tek bir bahanelerinin bile nesnel zemini olmadığı görüldü. Ne DEM Parti üzerinden yürütülen soğuk savaşın ne Rojava ile ilgili öne sürülen kaygıların bir karşılığı yok. Dolayısıyla Şubat, 2026 yılı itibariyle, yani Asrın Çağrısı’ndan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra artık somut adımların atılması gerekliliği iktidara kendisini dayatıyor.
"GELECEĞİ HEP BİRLİKTE KURMA FIRSATI"
Muhalefetin sürece yaklaşımı genel hatlarıyla pozitifti. Eğer iktidar irade geliştirmek isteseydi, bundan daha iyi bir muhalefet pozisyonu bulamazdı. Çünkü ırkçı bir azınlık hariç geniş muhalefet büyük oranda sorunun demokratik çözümü yönünde irade gösterdi. Elbette İmralı’ya komisyon üyesi göndermeme ve Rojava’ya HTŞ saldırılarına bakış açısı gibi kimi zaman negatif tutumlar görsek de muhalefetin bu tutumu taktir edilmeli, hakkı verilmelidir. Sonuçta yargı kıskacında olmasına rağmen sürece genel olarak destek veren, barış ile demokratikleşmeyi birlikte düşünen bir yaklaşım söz konusudur.
Esasında burada temel mesele muhalefet bu kadar geniş ölçüde destek verirken iktidarın ısrarla duraksatıcı ve tıkayıcı tavrı sakınmasıdır. Bundan sonra muhalefetin daha fazla oyun kurucu bir pozisyona geçeceği, iktidarın da muhalefetin bu pozitif tutumunu da görerek demokratikleşme yönünde adımlar atması temennimizdir. İçinden geçtiğimiz dönem, bize tarihi fırsatlar veriyor. Geleceği hep birlikte kurma fırsatıdır bu.


