DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında açıklamalarda bulundu.
CHP'ye yönelik 'mutlak butlan' kararına tepki gösteren Bakırhan, "Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır. Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez" dedi.
Türkiye’yi bu hale getirenin "Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti" olduğunu ifade eden Bakırhan, çözüm için "demokratik cumhuriyet" önerdi. Bakırhan, "Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir" dedi. Bakırhan ayrıca "Türkiye’nin en acil ihtiyacı hukuktur. Yargının tek pusulası adalet olmalıdır" ve "Bugün her evin temel ihtiyacı iktisadi adalettir" önerilerinde bulundu.
Bakırhan, "Bütün çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz" ifadelerini kullandı ve "Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zemimine taşıyacak Çerçeve Yasa artık ertelenemez" çağrısında bulundu.
Dört temel düzenlemeyi zorunlu gördüklerini vurgulayan Bakırhan, bunları "Çerçeve Yasa, Demokratik Toplum Yasası, Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası" olarak sıraladı. "Meclis kapanmadan Çerçeve Yasa kesinlikle çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden bu adımlar artık atılmalıdır" dedi.
"ÖLÜM VE SAVAŞA SON VEREN BU ANLAŞMAYI OLUMLU KARŞILIYORUZ"
ABD ve İsrail'in saldırılarıyla başlayan İran savaşında varılan anlaşmaya değinen Bakırhan, "Ölüm ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Biz barıştan yana bir partiyiz. Anlaşmanın kalıcı olmasını umut ediyoruz" dedi.
Toplumsal barışı inşa etmenin her ülkenin öncelikli görevi olduğunu belirten Bakırhan, "Dışarıda silahları susturan bir devlet içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa varılmış sayılmaz. İçeride sağlanan toplumsal barış da en az dışarıda sağlanan barış kadar kıymetlidir. İran Kürtlerin, Belucilerin, Azerilerin ve kadınların meşru, demokratik taleplerini bir an önce karşılamalıdır. İran, Kürtleri ve muhalifleri idam sehpalarında sallandırmaktan artık vazgeçmelidir. Temennimiz bu anlaşmanın içeride de halkların iradesine dayanan, demokratik ve kalıcı bir iç barışın da başlangıcı olmasıdır. Ortadoğu’nun gerçek huzuru ne büyük güçlerin vesayetiyle ne de içeride otoriterlikle sağlanabilir. Huzur, istikrar ve refah ancak bu toprakların bütün halklarının özgürlüğüyle mümkündür" diye konuştu.
"ZAMAN DEVRİ SABIKLARIN DEĞİL, ADALETİ SAĞLAMANIN ZAMANIDIR"
"Gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden uzaklaşarak" konuşmak istediğini belirten Bakırhan, şunları kaydetti:
"Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir. Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi. Bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı.
Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır."
"MAHKEME SALONLARI, HALK İRADESİNİN YERİNE GEÇİRİLEMEZ"
"Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı. Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Öyle dönemler oldu ki 'Vatan millet' diyenler de devrimcilerle birlikte aynı işkencelerden geçti.
Devlet aklı sürekli bir tehdit haritası çizdi. En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hâlâ sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır. Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez."
"KORKU SİYASETİ, ERTELEME SİYASETİ VE TEKRAR SİYASETİ"
"Türkiye’yi bu hale getiren üç siyaset tarzı var: Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti. Korku siyaseti hep devam etti. Kürt ana dilini istedi, 'Ülke bölünür' dediler. İşçi grev istedi, 'Ekonomi zarar görür' dediler. Kadın eşitlik istedi, 'Aile bozulur' dediler. Genç özgürlük istedi, 'Dış güçler' dediler. Korku üzerine kurulan siyaset, bu ülkeye güven değil; daha fazla güvensizlik, sefalet ve hukuksuzluk getirdi. Erteleme siyaseti ise hep 'Bugün değil, sonra' dedi. Kürt meselesi ertelendi. Yargı reformu ertelendi. Yerel demokrasi ertelendi. Emekçinin hakkı ertelendi. Tekrar siyaseti aynı krizi, aynı cümlelerle ve aynı yöntemlerle yeniden üretmektir. Türkiye aynı sorunları tekrar tekrar yukarı taşımaya zorlandı. O kaya her defasında halkların üzerine yuvarlandı. Türkiye bir türlü o kayayı düze çıkaramadı."
"ZEMİN EŞİT YURTTAŞLIK, ÇATI DEMOKRATİK CUMHURİYET, ORTAK AD TÜRKİYELİLİKTİR"
"Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır. DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti ve program koyuyoruz:
Birincisi; Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir.
İkincisi; Türkiye’nin en acil ihtiyacı hukuktur. Yargının tek pusulası adalet olmalıdır. Hâkim kürsüsünde kararı veren hukuk mu olacak, güçlü olan mı olacak? İşte demokrasinin sınavı burada başlıyor. Yargı adil ve bağımsız olmalı, temel özgürlükler güvence altına alınmalı, kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda işletilmelidir. CHP’ye yönelik butlan kararında, Kürt siyasetçilerine yönelik davalarda, en başta Kobane kumpas davasında, gazetecilere, sendikacılara ve gençlere yönelik baskılarda aynı hukuk krizinin farklı yüzlerini görüyoruz. Bu kriz çözülmeden ne demokrasi güçlenir ne de toplum rahat nefes alır.
Üçüncüsü; bugün her evin temel ihtiyacı iktisadi adalettir. Ekonomi, eşitlik ve adalet temelinde yeniden kurulmalıdır. Bir ülkede gökdelenler yükselirken çocuklar yatağa aç giriyorsa orada refah değil, derin bir haksızlık ve eşitsizlik vardır. Sendika hakkı, grev hakkı ve toplu sözleşme hakkı anayasal haklardır. Bu haklar kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güvence altına alınmalıdır."
"ÇERÇEVE YASA ARTIK ERTELENEMEZ"
"Bütün bu çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz. Çünkü bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele, cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanma meselesidir. Bu mesele, hukukun bütün yurttaşlar için eşit işlemesi meselesidir. Bu mesele, Türkiye’nin kendi halkıyla barışma meselesidir. Yüz yıl boyunca bu düğüm baskı ve inkarla çözülmeye çalışıldı; her seferinde daha fazla dolandı. Oysa bu düğümü siyaset çözer, hukuk çözer, cesaret çözer. Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zemimine taşıyacak çerçeve yasa artık ertelenemez. Dört temel düzenlemeyi zorunlu görüyoruz. Kalıcı çözüm için Çerçeve Yasa. Demokratik bütünleşme ilkelerini güvence altına alacak Demokratik Toplum Yasası. Yerel demokrasiyi, sivil toplumu ve siyasi katılımı güçlendirecek Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası. Bu adımlar taviz değildir, eşit yurttaşlığın gereğidir. Meclis kapanmadan Çerçeve Yasa kesinlikle çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden bu adımlar artık atılmalıdır."


