Türkiye’de üniversitelerin uluslararası sıralamalarda sürekli gerilemesi, akademide liyakat, bilimsel özgürlük ve idari baskı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Akademik performanstaki düşüşün tesadüf olmadığı, uygulanan politikaların sonucu olduğu yönündeki değerlendirmeler artıyor.
Gazeteci Barış Terkoğlu, köşe yazısında Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yaşananları örnek göstererek, akademide yürütülen soruşturma ve tasfiye süreçlerinin “güvenlik gerekçesi” adı altında yaygınlaştığını belirtti. Terkoğlu’nun aktardığına göre, bazı akademisyenler hakkında disiplin süreçleri başlatılırken, türlü idari baskılarla fakülte yapısının hızla değiştirilmesi eleştirilere yol açtı.
“GÜVENLİK” GEREKÇESİYLE YAPILAN TASFİYELER TARTIŞILIYOR
Terkoğlu’nun yazısında yer alan bilgilerde, üniversitedeki bazı akademisyenlere yönelik soruşturmaların somut delile dayanmadığı, ancak “güvenlik” ifadesinin geniş yorumlanmasıyla ciddi idari işlemlere dönüştüğü belirtiliyor. Bu durumun da akademide özgür düşünceyi ve bağımsız bilimsel çalışmayı baskıladığı ifade ediliyor.
REKTÖR ATAMASIYLA BAŞLAYAN SÜREÇ
Terkoğlu’nun aktardığına göre süreç, Aralık 2018’de Ertan Çomaklı’nın Anadolu Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasıyla başladı.
Aynı dönemde hukuk fakültesine başka üniversitelerden Hüseyin Özcan ve Ferhat Uslu getirildi. Şubat 2019’da Özcan dekan vekili, Uslu ise dekan yardımcısı olarak görevlendirildi. Bu atamaların ardından üniversitede “güvenlik” eksenli bir yönetim anlayışının hâkim olduğu, “üniversiteye format atılacağı” yönünde ifadelerin dolaşmaya başladığı belirtildi.
AKADEMİSYENLERE SORUŞTURMALAR
2019’un ağustos ve eylül aylarında hukuk fakültesindeki akademisyenler hakkında soruşturmalar açıldı. Soruşturmacı olarak Mesut Aygün görevlendirildi. Terkoğlu’nun paylaştığı belgelere göre, bir öğretim üyesinin ifadesi alınırken üniversite güvenliğine yazılan resmi yazıda, ilgili akademisyen henüz herhangi bir yargı kararı olmaksızın PKK/KCK, YPG/PYD ve DHKP-C gibi örgütlerle ilişkilendirildi.
Bu süreç sonunda fakültede görev yapan dört akademisyenin üniversiteyle ilişiği kesildi. Kararların gerekçeleri ise ancak açılan davalar sırasında ortaya çıktı.
“MASONİK–FETÖ’CÜ–MARKSİST CEPHE” İDDİASI
Terkoğlu’nun aktardığına göre, soruşturmacı Mesut Aygün, hukuk fakültesinde “Masonik–FETÖ’cü–Marksist cephe” adını verdiği gizli bir örgüt bulunduğunu, görevden alınan akademisyenlerin de bu yapının kilit isimleri olduğunu öne sürdü. Ne Türkiye’de ne de dünya tarihinde böyle bir örgütün varlığına dair bir karşılık bulunmadığı vurgulandı.
HUKUK FAKÜLTESİNDE İLAHİYATÇI GÖREVLENDİRMESİ
Soruşturmalar başka akademisyenlere de uzandı. Bazı öğretim üyeleri, “tez danışmanını beğenmeyerek kamu kurumlarında kaos yaratmak” gibi gerekçelerle üniversiteden uzaklaştırıldı. Hukuk felsefesi dersi veren M.B.A.’nın görevden alınmasının ardından yerine bir ilahiyatçı görevlendirildi. Bu uygulamalar baroların ve meslek örgütlerinin tepkisini çekti.
YÖNETİM İSTİFA ETTİ, AKADEMİSYENLER DÖNDÜ
Terkoğlu şunları yazdı; “Yönetime gelip operasyon yapan hocaların geçmişteki FETÖ ilişkilerinden haklarındaki yolsuzluk davalarına kadar çeşitli skandalları haber olmaya başladı. Çomaklı, Özcan ve Uslu istifa edip görevlerini bıraktı.
‘Saçma sapan nedenlerle atıldık’ diyen hocalar ise hukuk mücadelesine devam etti. Birer birer görevlerine iade edildiler. Ancak bu kadar saçmalığın olduğu yerde çalışacak hevesleri de kalmamıştı. Manifesto gibi açıklamalarla istifa edip başka okullarda işe başladılar
İşte tam bu süreçte... ‘Masonik-FETÖ’cü-Marksist cephe’ buluşunu yapan, hocaların okuldan uzaklaşmasını sağlayan soruşturmacı Mesut Aygün profesör oldu. Hukuk fakültesine dekan olarak atandı. Eşi Gözde Çağlayan Aygün de aynı fakültede öğretim üyesi olarak çalışıyordu. ‘Allah’ın sopası yok’ derler ya...”
Gözde Çağlayan Aygün’ün 2023 yılında yayımlanan hakemli bir makalesinde intihal yaptığı ortaya çıktı. Makalenin yayımlandığı Batı-Der (Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi), geçen haziran sayısında bunu resmen açıkladı. Dergi, “yayından kaldırma ve geri çekme” başlıklı duyuruyla, Aygün’ün makalesinin daha önce yayımlanmış başka bir makaleden türetildiği, etik ilkelere aykırı olduğu gerekçeleriyle yayından çektiğini ilan etti.
Herkes doğal olarak şunu sordu: Peki şimdi ne olacak? Zira olay hakkında üniversitenin idari soruşturma başlatması ve durumu da YÖK’e bildirmesi gerekiyordu. YÖK Kanunu’na göre intihalin cezası meslekten çıkarmaktı. Ayrıca üniversitenin sayfasında Aygün’ün ceza almak bir yana doçentliğini aldığı açıkça görülüyordu. Yönetmeliğe göre intihal yapmak doçentliğe de engeldi.
Gelgelelim... Dekanın eşi hakkında böyle bir soruşturma nasıl yapılacaktı? Üzerinden neredeyse bir yıl geçen olayla ilgili dekan Mesut Aygün’ü aradım. Kendisinin yönettiği fakültede doçentlik yapan eşinin, intihal olduğu kabul edilen makalesiyle ilgili bir soruşturma olup olmadığını sordum.
Aramızda nahoş bir konuşma geçti. Israrlı sorularım karşısında, eşinin makalesinin intihal olduğunu kabul ettiğini, geri çekilmesine onay verdiğini, YÖK-ÜAK-rektörlüğün durumdan haberdar olduğunu, incelemenin yapıldığını, gerekli görülmesi durumunda soruşturma açılacağını söyledi.
Konuşmamız sırasında eşini o kadar savundu ki ‘Bu soruşturmada tarafsız olamayacağınız görülüyor, istifa etmeyi düşünüyor musunuz’ diye de sordum. ‘Neden edeyim, düşünmüyorum’ yanıtını verdi. Konuşmamız sırasında Aygün’ün ‘kişilerin akademik itibarı söz konusu’, ‘İnsanların yıllarını vererek yarattığı itibarını elinden almak doğru değil’, ‘Kimseyi rencide etmeye hakkınız yok’ cümlelerini ibret olsun diye not ettim. Öyle ya dün o itibar nasıl da kolay alaşağı edilmişti!
Konu üzerine YÖK’ü de aradım. YÖK’ün yeni basın müşavirinden yine bir yanıt alamadım.”


