Ümit Özdağ’dan, 'Bahçeli, Erdoğan'ı tehdit etti' İddiası Ümit Özdağ’dan, 'Bahçeli, Erdoğan'ı tehdit etti' İddiası

Filistin Halk ve Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) Uluslararası İlişkiler Sorumlusu ve Arap Ulusal Kongresi’nin Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Maher Al Tahir, Filistin’deki mevcut durum ve İsrail'in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

İsrail işgal güçlerinin Gazze’de öngördüğü hedeflerin henüz hiçbirini gerçekleştiremediğini belirten Tahir, Filistinli silahlı grupların askeri gücünün büyük ölçüde henüz zarar görmediğini, uzun soluklu bir mücadeleye hazır, dayanma potansiyeli ile moralinin henüz yüksek olduğunu söyledi.

Evrensel'den Nisa Sude Demirel’e konuşan Tahir, Netanyahu ve hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetimi ve Biden’ın yanı sıra İsrail işgalinin sürdürdüğü soykırım ve savaş suçlarına doğrudan tam destek veren Batı ülkelerinin “savaşın kaybedenleri” olduğu görüşünde.

"GAZZE’DE İNSANİ TABLO ÇOK AĞIR"

Gazze’ye yönelik saldırıların son gelişmelerini değerlendiren Tahir şunları ifade etti:

“İsrail ve savaşı tamamen benimsemiş, savaşı yöneten ve gemilerini bölgeye getiren ABD, istihbarat, güvenlik ve askeri düzeyde büyük bir şoka uğradı. Ardından büyük bir çıkmaza sürüklendiler. En büyük tehlike ise bununla beraber histerik şekilde sivilleri bombalıyor olması. Binlerce çocuk ve kadını katlederek art arda katliam gerçekleştiriyorlar. Savaş suçu sayılacak birçok eylemin, bir dizi katliamların etnik temizliğe ve soykırıma çıktığı gayet açık. Siyonist devletinin yetkilileri bunu zaten gayet açık bir şekilde dile getiriyor. Şimdi 50 binden fazla şehit ve yaralımız var. İnsani tablo çok ağır ve bu, İsrail işgal devleti ile ABD’yi uluslararası camiada ciddi bir çıkmaza sokuyor.”

“Bugünkü Gazze’de olabilecek birçok senaryo var. İsrail işgal devleti bu savaşın süresini uzatmaya ve Gazze’nin kuzeyinde kontrol kurmaya çalışacak ve sivillere karşı daha fazla katliama devam ederken direnişe baskı kurmayı hedefliyor” diyen Tahir, İsrail işgalinin Gazze’ye yönelik sürdürdüğü savaşın tüm bölgeyi ciddi çatışmalara sürükleyebilecek büyük bir tehdit oluşturduğuna da dikkat çekti.

Tahir, “İsrail’in güvenliği ve bekası konusunda ciddi endişe duyan ABD, en gelişmiş teknoloji, izleme, modern silahlı sistemlere sahip olan duvarların delindiği, Gazze’nin çevresinde işgalin askeri birliklere ani darbeler indirdiği ve birçok İsrail askeri ile subayının öldürüldüğü, esir alındığı Aksa Tufanı operasyondan hemen sonra, bölgeye uçak gemisi, nükleer donanımlı denizaltı ve 2 bin asker gönderdi. ABD bölgede bulunan İsrail karşıtı güçlerin olası benzer bir saldırısına karşı savaş başlatacağına dair açıkça tehditte bulunuyor” dedi.

"BU SAVAŞ HAMAS’A DEĞİL TÜM FİLİSTİNLİLERE KARŞI"

Tahir, 7 Ekim’in “İsrail işgalinin tüm düzeylerde çöküşünün başlangıcı olduğuna inandığını” belirterek, “Direniş, İsrail’i karmaşaya sürükleyip onun imajını zedeleyip sarsmıştır. Yalnızca bin savaşçı, işgale gerçek bir tehdit oluşturdu. Bu da İsrail ve Amerikan hükümetlerinin büyük bir şoka uğramasına neden oldu” ifadelerini kullandı.

7 Ekim’de “Hamas’ın gerçekleştirdiği operasyon”un meşru müdafaa kapsamında görülmesi gerektiğini savunan Tahir, Hamas’ın “Filistin halkının bir parçası olduğu” yorumunu yaptı:

“Tüm ideolojik ve fikir yönündeki farklılıklarımıza rağmen, Hamas’ın bir direniş hareketi olduğunu söylüyoruz. Hamas maddi ve askeri imkanlara sahip olduğu için askeri olarak öne çıkıyor ancak tüm Filistinli grupların askeri kanatları, imkanı ve elinden geldiği kadarıyla mücadeleye katılıyor. Bu savaş sadece Hamas’a karşı değil, bütün Filistinlilere yönelik olan bir savaş. Unutulmaması gerek, bu savaş da 1948 yılında işgalle başladı. İşgal altında kalan bir halk, kendisini uluslararası kanunlara göre savunma hakkına sahip. İsrail, 7 Ekim’in öncesinde de günlük olarak Batı Şeria’da ve Gazze’de çok sayıda insan hakları ihlalinde bulunuyordu. Bunu 75 yıldır yapıyor.”

"FİLİSTİN HALKININ ÇOĞUNLUĞU LAİKLİĞİ DESTEKLER"

Şu anda direnişin görünen yüzünün İslami olduğuna değinen Tahir, “İslami grupların aldığı destekler, imkanları nedeniyle onlar daha geniş bir yer tutuyor ancak Filistin halkı laik talepleri olan bir halk, yüzde 80’i laik eğilimlere sahip” diye konuştu.

Filistin’den gelecek göçlere açık olduğunu belirten ülke hükümetlerini değerlendiren Tahir, “Biz bu teklifleri reddediyoruz. Filistin halkı 1948’de yaşadığını tekrar yaşamayacak. Şu anda Filistin, yaşanan katliama rağmen evini terk etmeyen, bir adım gitmek istemeyen insanlarla dolu” diye de ekledi.

"ULUSLARARASI DAYANIŞMA VE BOYKOT ARTIRILMALI"

Uluslararası düzeydeki resmi ve toplumsal tepkiler hakkında yorum yapan Tahir, Filistin halkıyla dayanışma eylemlerinin, tüm dünyada ses getirirken, güçlü bir halk baskısı faktörü oluşturduğunu; Batı hükümetlerine, İsrail’in devam ettiği soykırım savaşını durdurmak için baskı yaptığını söyledi.

Tahir, resmi ve toplumsal seviyede boykot eylemlerini desteklemeye ve arttırmaya çağırdı. Boykot ve yaptırımların, İsrail işgalinin Gazze’de işlediği soykırımı durdurmaya zorlayabilecek en önemli silahlardan biri olduğunu vurguladı.

Tahir, Filistin’in resmi ve toplumsal düzeyde daha ciddi ve birleşmiş bir duruş alması gerektiğini, İsrail saldırılarını durdurmaya yönelik daha ciddi adımların atılmasını gerektiğini vurguladı. Filistin’de siyasi sahnenin büyük ve önemli ölçüde değişime uğrayacağını kaydetti.

Editör: Selda Manduz