Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, açıklamalarda bulundu.

35 yıllık siyasi yaşamında ilk kez bütün Kürtlerin bir konuda bu kadar güçlü bir dayanışma sergilediğine şahit olduğunu belirten Bakırhan, tabanda yaşanan duygu kırılmasına dikkati çekti.

Suriye'deki 30 Ocak anlaşmasını, Abdullah Öcalan'ın sürece etkisini, Devlet Bahçeli'nin açıklamalarını ve somut adım beklentilerini anlatan Bakırhan, "Biz yaşadığımız coğrafyaya iyilik tohumlarını, barış tohumlarını, insanlık değerlerini ekiyoruz" dedi.

Gel Anlat programında Rawin Sterk'e konuşan Bakırhan, Rojava'daki son gelişmeleri, Türkiye'deki çözüm sürecini ve Kürt siyasal hareketinin içinden geçtiği dönemi değerlendirdi.

Rojava'daki siyasal süreçle başlarsak, Kürt siyasal hareketi nasıl bir durum ve hangi atmosferde? DEM Parti Eş Genel Başkan olarak siyasetinizi nasıl bir psikolojik atmosferle sürdürüyorsunuz?

DEM Parti, Türkiye'nin üçüncü büyük partisidir. Ağırlıklı olarak Kürtlerden oy alıyoruz. Türkiye'de 27 Şubat'ta başlayan bir süreç yürüyor. PKK'nin kendini fesih kararı, silahların yakılması gibi adımlarla devam etti. Meclis'te bir komisyon kuruldu. Bu komisyon dinlemeler yaptı. Komisyon adına bir grup milletvekili İmralı Adası'nda Sayın Abdullah Öcalan'la görüştü. Yani burada ağır aksak da olsa bir süreç yürüyordu.

Suriye'de Kürtlerin ne talep ettiğini, ne alacaklarını, sorunu nasıl çözeceklerini buradaki sürecin önüne koydular. Biz bunu eleştirdik. Türkiye'de bir süreç yürüyor, buraya yoğunlaşalım; burada sürecin olumlu yürümesi Suriye'yi de etkiler, Rojava'yı da etkiler dedik. Bir biçimde bu noktaya geldik. Suriye rejimini, SDG yöneticilerini hem de Türkiye'nin formül arayışı düşüncesi olduğunu buralardan gördük. Çünkü en büyük tepkiler buralardan çıktı.

“BİR DEVLET İÇİNDE İKİ FARKLI BAĞIMSIZ ORDU OLAMAZ”

30 Ocak'ta bir anlaşma imzalandı. Var olan mutabakat metni her iki tarafı da memnun etmiyor. Suriye yönetimi Kürtsüz bir rejim inşa etme fikrindeydi. Orada bir anlaşma yapıldı. Kürtlerin de kazandığı, Suriye rejiminin de kazandığı bir sonuçtan bahsedebiliriz ama bu anlaşmanın pratik sahada nasıl uygulandığı çok önemli. Daha yeni başladı ama bir gerçek var: Oradaki Kürtlerin güvenliği olacak, tugaylar biçiminde örgütlenecek. Tabii ki Suriye ordusunun içerisinde entegre olacak. Zaten bir devlet içerisinde iki farklı bağımsız ordunun olması olmaz. Olsa entegrasyondan bahsedilmez. Dil, kültür, yerel demokrasi, yerelin kendi iradesiyle seçtiği temsilciler tarafından yönetilmesi, diğer taraftan Suriye'nin demokratik bir parçası olması, Suriye'nin genelinde de etki, güç, söz sahibi olması gibi bir zemin önümüzde duruyor. Ben bu anlaşma doğru uygulanırsa Suriye'nin geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

“KÜRTLER YENİ DEVLETİN HER AŞAMASINDA YER ALMALILAR”

Kürtler Suriye'nin gerçek bir dinamiğidir. Yüzyıllardır orada yaşıyor. Kürtsüz bir Suriye, emin olun yüzyıldır orada devam eden bir rejim gibi olur. Suriye yeniden inşa olacaksa, demokratik olacaksa, bölgede güçlü bir ülke olacaksa Kürt her aşamasında olmalı. Sadece Rojava'dan bahsetmiyorum. Bugün neredeyse Kürtlerin üçte birinden fazlası Şam, Halep ve Rojava bölgesinin dışında yaşıyor. Dolayısıyla Kürtler sadece kendi yerelleriyle sınırlı değil, Suriye'nin yönetiminde de söz sahibi olmalı. Suriye'nin kalkınması, gelişmesi, demokratikleşmesi için üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları layıkıyla yerine getirmelidir. DEM Parti olarak bu süreci destekliyoruz, izliyoruz. Olumlu şeyler yapılırsa hakkıyla burada savunuruz. Suriye'de bu anlaşmadan sonra Türkiye'deki iktidarın yöneticilerinin artık bir gerekçesi kalmadı. "Suriye, Suriye, Suriye" diyordu; Suriye kendi arasında bir mutabakat yaptı. Şimdi Türkiye'ye dönmemiz lazım. Tabii ki Şam Türkiye'nin gündemi, Kamışlo Türkiye'nin gündemi, Kobani Kürtlerin gündemi, Rojava Kürtlerin gündemi ama Türkiye'nin de bir gündemi var. Artık Ankara çözümünü, Ankara'da TBMM'de kurulan komisyonun yapmış olduğu çalışmaları toparlayarak bir rapor hazırlayıp bunun yasallaşması için bir an önce çalışmalara başlaması gerekir.

Bu süreçte partinize dönük şöyle bir eleştiri var; burayla sınırlı kaldığınıza dair. Diplomaside dünyada daha etkili olabilir miydiniz acaba?

- Partimize dönük eleştiriler var. Tüm meselelerde belki eksiklerimiz de var. Özeleştiri verilir ama bu konuda bir haksızlık yapılıyor. Halep'e saldırı başladığı saatlerden beri bölgedeyiz, sokaktayız. Dışişleri komisyonumuz Avrupa'da, dünyanın birçok yerinde çok ciddi diplomasi yaptı. Bazen mesele sadece sizinle, sizin pratiklerinizle ilgili değil. Paris'te bir mutabakat imzalanmış; ABD ve İsrail'in dahil olduğu, Türkiye'nin de bulunduğu bir mutabakatta bir karar verilmiş. Karar çok net: Tekçi bir Suriye. Kürtsüz Dürzüsüz, Alevisiz bir Suriye..

“HAYATIMDA İLK DEFA BÜTÜN KÜRTLERİN BİR KONUDA ORTAKLAŞTIĞINA ŞAHİT OLDUM”

Kürtlerin yaşadığı her ülkede ortaya koyduğu demokratik tepkiler bir formül arayışına itti; hem Paris mutabakatını yapan güçler açısından hem Suriye rejimi açısından. Hayatımda ilk defa bütün Kürtlerin bir konuda ortaklaştığına şahit oldum. 35 yıldır siyasetin içindeyim. Kerkük konusunda referandumda biz de tepkilerimizi ortaya koyduk ama dünyada böyle bir olmamıştı. Duhok'tan Zaho'ya, Süleymaniye'den Erbil'e, Amed'den Kars'a, Suruç'tan Nusaybin'e kadar, yetmiyor, bütün dünyada. Nerede bir Kürt varsa, Kürt dostu varsa tavrını ortaya koydu. Bu çok iyi bir şeydir. Bazen masalarda çizilen şeylerin esnemesinin, değişmesinin yolu işte tam da bu son Suriye'de Rojava'ya dönük saldırılarda ortaya konan tavırla değişebileceğini gördük. Bu kıymetliydi.

Kürtler mağdur bir halktır. Kürdistan Bölgesi'nde yaşadıklarını, Irak'ta, İran'da hala idam sehpaları var. Burada hala 4 bine yakın yöneticimiz, eline silah almamış insanımız cezaevlerinde. 1 milyonun üzerinde dosyayla Kürtler yargılanıyor. Bu halkın nerede olursa olsun, hangi ülkede olursa olsun Kürt'ün uğradığı mağduriyet konusunda ayağa kalkması, ortak hareket etmesi, demokratik birliğini yansıtması çok kıymetlidir. Bu bir devlet kurmaktan da kıymetlidir. Bu büyük statülerin çok üzerinde bir durumdur; duyarlı olmak. Kardeşi zora girdiği zaman demokratik tavrını ortaya koymak, kardeş için diplomasi yapmak, cümle kurmak bence statülerin en büyüğüdür ve Kürtler bunu başardı. Bu vesileyle aracılığınızla Zaho'dan Duhok'a, Mahabad'dan Süleymaniye'ye, Amed'den Dersim'e, Siirt'ten Kamışlı'ya, Kobani'ye kadar gerçekten bu haksızlığı, hukuksuzluğu kabul etmeyen, 24 saat uyanık, ayakta, demokratik tepkisini ortaya koyan bütün Kürtleri ve dostlarını da kutluyorum, tebrik ediyorum. Partim adına teşekkürlerimi iletiyorum.

“KÜRTLERİNİ TALEPLERİ AÇIK VE NETTİR”

- Küresel anlamdaki Kürtlerin itirazının içinde bir ulusal uyanış ve şuurla dışa yansıyan durum, sizin ve partinizin ideolojik tavrı açısından ne tür sıkıntılar doğurur?

- Bizim açımızdan bir sıkıntı doğurmaz. Türkiye'deki kimi çevreler bu meseleyi tartışıyor. Kürtlerin uğradığı mağduriyetler konusunda birlik olması, ses çıkarmasının kimseye bir zararı yok. Biz bulunduğumuz ülkelerin rejimlerini demokratikleştirmeye çalışıyoruz. Kürtlerin talepleri açık ve nettir. Türkiye'de Kürtler toprağa dayalı bir sistem isteseydi bu konuda sistem kaygılanabilirdi. Türkiye'de yaşayan Kürtler, burada mücadele eden Kürt hareketi demokratik bir zeminde eşit yurttaş olmak istiyor. Irak'ta, İran'daki Kürt'ün de uğradığı mağduriyet konusunda çözümleyici bir rol oynaması kimseye bir zararı yok. Kürt'ün ortak bir duyguya sahip olması kimse için bir tehdit değil. Partimiz Kürt'ün, Alevi'nin, Dürzü'nün uğradığı mağduriyetler konusunda; Gazze'de Filistinlilerin uğradığı mağduriyet konusunda tavrını, tepkisini aynı çerçevede, aynı paradigma ile ortaya koyuyor. Partimiz Kürtlerin demokratik hak ve özgürlükleri için mücadele eden, emekçilerin, ezilenlerin, çevrenin, doğanın, kadının hakları için mücadele ediyor. Ortaya çıkan tablo bir dezavantaj değil, olumsuz bir durum değil. Aksine bu olumlu tavır İran'ı da Irak'ı da Suriye'yi de Türkiye'yi de demokratikleştirecek, değiştirecek bir motor güçtür ve öyle görülmelidir.

“KÜRT ANNE, ‘ÇOCUĞUM NİYE BIRAKILMIYOR’ DİYOR”

Son dönemde özellikle bu meseleyle birlikte Kürtlerin ulusal taleplerinin arttığını gördük. Bütün bunların Kürdistan bayrağı altında yapılmış olması, sizin kitleniz içerisinde de halkların kardeşliği söylemine dair ciddi bir reaksiyona dönüştü sanki. Bunu nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz?

- Paradigmamız doğrudur. Sistemin bu konudaki uygulamaları Kürtlerde bir duygu kırılmasına, biraz da ulusal milliyetçi reflekslerin yükselmesine sebebiyet vermiş. Bunun bizim için bir dezavantajı yok. Kürt'te bir ulusal bilinç varsa bunu bir dezavantaj, bir eksiklik olarak değerlendiremeyiz. Kürt bir ulustur ama birlikte yaşadığı halklarla eşitçe, beraber, ortak yaşamak istiyor. Ortak yaşamak, ortak yol almak, ortak bir kader birliği yapmak; Kürt'ün kendi diline, kimliğine, ulusal değerlerine sahip çıkması önünde engel değil. Türkiye'de yanlış anlaşılan budur. Bir süreç var, "Kürt niye 'Kürt'üm' diyor", "Kürt niye İran'daki idamlara karşı çıkıyor" diyorlar. "Kürt niye Halep saldırısında sesini yükseltiyor?" Ya bu doğal bir şeydir. Kıbrıs'ta Türkler savaşırken benim kendi akrabalarım gitti, ismini söyleyebilirim, gazi maaşı alıyor hala, Kars'ta yaşıyor. Kurtuluş Savaşı'nda öyle oldu. Filistin'de, Gazze ile ilgili abluka ve saldırılar konusunda en fazla gözaltına alınan bizim partimizdir. Biz buyuz. Kimse bizden başka bir şey çıkaramaz. Dolayısıyla evet doğru, tabanda bir duygu kırılması var, bir refleks var sistemin uygulamalarından kaynaklı. "Hani çözüm süreci, hani adım?" diyor. Bu iktidar bizi eleştireceğine Kürt'ün biraz önce dediğiniz duygusunu görerek adım atmalı. Bir buçuk yıldır yürüyoruz, elimizde bir şey yok. "Çocuğum niye çıkmıyor? Silah bıraktı, niye sosyal-siyasal yaşama katılmıyor? Eşim niye haksız yere ceza aldı, sürgünde yaşıyor? Niye bizimle birlikte değil, niye çocuklarla birlikte değil?" diyor. DEM Parti Türkiye'nin bir realitesi, bir gerçekliği. Bu ırkçı, bu ayrıştırıcı, ötekileştirici dil niye diye sorup tepki gösteriliyor.

Biraz önceki soruya devamla; hem sizin tabanınızdaki duygu kırılması hem Kürtlerdeki halkların kardeşliği mevzusuna olan pozisyon değişikliğiyle ilgili eleştiri şuradan geliyor: Giderek hem devlette hem toplumda artan milliyetçilik, hatta artık buna ırkçılık demek belki daha doğru olacak. Hem burada hem Suriye'de son olaylarla birlikte, 14 yıldır birlikte sistem kurduğunuz insanların sizi bir anda bırakıp gitmesi üzerine kuruyorlar. Burada bir değişim olabilme ihtimali görünüyor mu?

- Yok. Biz çok doğru bir yoldayız. Biz halklar kavga etsin, çatışsın; "halklar düşmandır herhangi bir halka" demiyoruz. Biz değerler partisiyiz. Karşıdaki bizi ne kadar anlıyor? İşte dün Rojavalı yönetici bir arkadaş söyledi; "Biz Rakka'yı anlamadık ama biz de kendimizi anlatamadık" dedi. Bak bu çok önemli bir şeydir. Mesele bizimle ilgilidir. Şimdi sen İstanbul'u nasıl yapacaksın? Başka bir halkı düşman olarak ilan ettiğin zaman orada nasıl yaşayacak Kürt ya da metropollerde? Şimdi bunu yanlış anlamamak lazım. Kürt'teki bu demokratik bilinç, ulusal bilinç, Kürt'teki bu olumsuzluklara karşı ortaya çıkan tepki, gösterdiği refleks; bunları olumsuz yorumlamamak lazım.

“KÜRTLERİN ULUSAL BİLİNCİ DEĞERLİDİR”

"Halkların komşuluğu" mu daha doğru olur?

- Halklar dünyanın her yerinde bir arada yaşıyor. Her halka bir ulus kurulsa dersin ki 'vallahi herkesin bir şeyi var, hadi iyi komşu olsun'. Biz beraberiz. Buradan başka düşünenlere bir şey çıkmaz. Bu meseleden önce şu sorular soruluyordu: "Amerika bir Kürt devleti kuracak ama Kürt hareketi istemiyor", "İsrail aslında bir Kürt devleti kurmaya hazırdır". Her yerde, Türkiye'nin dünyanın dört bir yanında Kürt bayraklarıyla birlikte millet İsrail bayraklarıyla dolaşıyordu, biz bunu gördük. Kürtler top, tüfek, bombayla saldırıya uğradığı zaman işte bize devlet kuracağı söylenen devletler ortada yoktu. Aslında saldırı onayını Paris'te dolaylı da olsa onlar verdiler. Yanlış yapmamak lazım. Kürtlerin ulusal bilinci değerlidir, kıymetlidir ama biz bu yaşadığımız halklarla birlikte kardeşçe, eşitçe bir arada yaşamayı savunmalıyız. Aksi bir kıyım, bir kırım, onarılmaz, bitmez tükenmez savaşlara ve kavgalara yol açabilir.

“YAŞADIĞIMIZ COĞRAFYAYA İYİLİK TOHUMLARINI EKİYORUZ”

Kürtlerdeki tepki; sistemin, iktidarın bu sürece rağmen adım atmamasıyla ilgilidir. Kürt'e dönük ırkçılığa, faşizan baskılara ses çıkarmamasıyla ilgilidir. Ya bir Amedspor neredeyse futbol oynayamıyor. Bir futbol takımı, bir kente gidiyor; bir önceki maçta 500 kişi gitmiş, Amed gidiyor, saha doluyor, ırkçı, tekçi, ötekileştirici sloganlar atıyorlar.

- İnsanlar şöyle diyor: "Gerçekten bütün bu ırkçıları biz mi demokratikleştireceğiz?"

- Tabii ki biz zor bir şey yapıyoruz, haklısınız. En kolayı yanlışa taraf olmaktır. Doğruları savunmak zordur, bedel gerektiriyor. Biz, bütün Kürtler olarak söylüyorum, hepsinin adına söylüyorum; biz yaşadığımız coğrafyaya iyilik tohumlarını, barış tohumlarını, insanlık değerlerini ekiyoruz.

- Bu son meselede Kürtler sadece Kürtlüğe sarıldığı için böyle bir ses çıktı. Daha çok Kürtlüğü ön plana almamız gerekmiyor mu?

Depremin 3. yılında eğitim hâlâ enkaz altında | EMEP’li Karaca’dan ücretsiz yemek ve okul sorusu
Depremin 3. yılında eğitim hâlâ enkaz altında | EMEP’li Karaca’dan ücretsiz yemek ve okul sorusu
İçeriği Görüntüle

- Kürtlük arkada falan değil. Bizde sol-sosyalist bileşenler de var. Kürtlük hiçbir zaman geride olmadı. Çünkü Kürt'ün mağduriyeti çok acil, güncel, hep önde ve yakıcı bir şekilde duruyor. Şimdi mevcut durum bizi başka anlamda pozitif görev ve sorumluluklar yüklemeli. Mesela şunu demeliyiz: "Ya bak, adım atmadığınız için Kürt her yerde ayakta. Artık asimilasyon politikanız, tekçi politikalarınız, baskıcı politikalarınız, Kürt'e dönük her coğrafyada uygulamış olduğunuz o katı, sert politikanız sonuç almıyor ya. Bak hele Allah aşkına!" Haydi Duhok'u anladık, Süleymaniye'yi anladık... Sağ olsun, yediden yetmişe Rojava için Duhok, Kerkük, Hanekin, Akre... Bak, bu güzel bir şeydir. Ne güzel! Sistemler baksın, biz nasıl dersler çıkarıyorsak, Kürtlerin yaşadığı ülkelerin iktidarları, yöneticileri de buralardan dersler çıkarmalı. Artık öyle yok saymak, "teröristtir" demek, "şu şunu temsil ediyor, bu bunu etmiyor" demek, yalandan bir süreç başlatıp adım atmamak; bunlar artık toplumu kesmiyor. Gerçek anlamda demokratikleşirsek halkların kardeşliğinin ne kadar değerli, kıymetli olacağını anlayacağız.

“KÜRT DEYİNCE, ROJAVA DEYİNCE DÜNYA GIPTAYLA BAKIYOR”

Sorularınızı net anlıyorum; sizin üzerinden mesajım şudur: Başta Kürtlerin yaşadığı ülkelerin yöneticileri bu son gelişmelerden dersler çıkarmalı. Kürtler de bu Kürtlerdeki ulusal birliğin, duygunun, nerede olursa olsun ortaya koyduğu birlikteki tepkiden kendi demokratik haklarını alabilecekleri, inşa edebilecekleri bir zemin için mücadele etmeliler. Yaşadığımız ülkelerde sadece kendi bölgelerimizle yetinmeyip iktidarın ortağı olmalıyız, yönetimin ortağı olmalıyız, geleceğine yön vermeliyiz. Demokratikleştirmeliyiz. Sadece Kürtler değil, herkes yararlansın. Şimdi biz Türkiye'de ana dil derken sadece Kürtlere demiyoruz; Çerkezler, Lazlar, başka halklar var, topluluklar var. Bak dikkat et; Kürtler o kar açıcı araçlar, küreme araçları var ya, onun gibi kendisini öne koymuş, demokrasi önündeki taşları temizliyor, yolu temizliyor. Ama çok değerlidir, ne güzel. Ne güzel demokrasiyi savunmak, geleceği savunmak, değerlere sahip çıkmak; bedelini ödüyor. Bir şey söyleyeceğim: 20 yıl önce böyle değildi. Son 10-15 yıldır 22-23 tane ülkeye gittim. Kürt deyince, Rojava deyince dünya gıptayla bakıyor.

- Kürdistan Bölgesi’nin bu süreçte aldığı rol dikkat çekti. Yarı özgür de olsa Kürtlerin bir kriz veya kaosta ne kadar büyük bir karşılığı olduğu görülmedi mi?

- Sistemlerin bize verdiği haklarla yarı, çeyrek, tam özgürüz diyemeyiz. Kürt özgürdür ama mevcut iktidarlar, sistemler hakkını tanımıyor. Onların vermiş olduğu haklarla şu kadar gram, bu kadar metre özgürüz demeyiz. Bu onların ayıbıdır. Yani 21. yüzyılda Türkiye'de 25 milyon civarında Kürt var. Genelde sayı söyleyince ırkçı milliyetçiler rahatsız oluyor ama böyle bir realite var. Ne yapalım? Şimdi asıl ayıbı onlar işliyor. Niye Kürt yaşadığı ülkeleri, yaşadığı bölgeleri kendi evi gibi görmüyor, kendi evi gibi saymıyor, sürekli gergin ve tetikte? Bunu sistemler sorgulasın.

- Son süreçte hem Mithat Sancar hem partinizin başka yetkilileri, gelinen aşamada Öcalan'ın bir misyonunun, bir etkisinin olduğunu söyledi. O süreçte Öcalan'la görüşmeler oluyor muydu?

- İmralı Adası'na gittiğim zaman hiç unutmuyorum, bizzat ben soruyu sormuşum; "Bu süreç Rojava'yı, Suriye'yi nasıl etkileyecek?" diye. Sayın Öcalan çok geniş bir çerçeve koydu. Dedi ki: "Niye sadece Kürtler kendi bölgeleriyle yetinsinler? Niye Suriye'yi yönetmesinler, yönetime ortak olmasınlar?" Ben şimdi aradan aylar geçtikten sonra bugüne baktığım zaman aslında ne denildiğini anladım. Şimdi toplum şeye yatkın; bazen hemen bir ferah ortamda çok ultra üst kimi şeylere tutunarak hem ulusal, bölgesel çelişkileri, çatışmaları hesaplamadan bir havaya girebiliyorlar. Realite başka bir şeydir. Realite diyor ki; "Suriye sadece Şara'nın değil; İngiliz planı, ABD öncülüğü, İsrail güvenliği ve başka bölgesel ve hegemonik güçlerin çıkar ve menfaatleri". Orada Şara'nın tek başına ne dediği, ne yaptığı, ne söylediğinin bazen karşılığı tam yerini bulmayabiliyor. İşte Türkiye de oradadır, Türkiye'ye bağlı, Türkiye'nin desteklediği güçler de oradadır.

Öcalan kapsayıcı bir mantıkla yaklaşmıştı. Kürtler hem kendi bölgelerinde güvenliklerini alsınlar ama genelin de bir parçası olsunlar. O demokratik entegrasyon İmralı Adası'ndan çıkan bir şeydir. Ve bugün bizim dört elle sarıldığımız şey odur. Çünkü orada o demografik yapıyla Kürtlerin yarısı Halep'te, Şam'da, Rojava'nın dışında yaşıyor. Tamamıyla bir çözüm bulmak gerekiyor. Dolayısıyla Öcalan'ın orada belirleyici olduğu; dediğim gibi Paris mutabakatında başka bir şey düşünülüyordu. Öcalan'ın İmralı'da koyduğu irade bence hem devleti hem oradaki güçleri hem hegemonik güçleri tekrar bir formül arayışına itti. Bu ortaya çıkan anlaşmada, 30 Ocak anlaşmasında -çünkü 18'inde bir teslimiyet dayatılıyordu biliyorsunuz, "kurutun, temizleyin" diyorlardı yani- çıkan şeyin ben değerli ve kıymetli olduğunu, büyük oranda Öcalan'ın etkisi olduğunu düşünüyorum. Henüz biz gidip gelmedik ama tabii ki heyetler gidip geliyor, devletle bir görüşme trafiği var. O görüşme trafiğinin kesildiğini sanmıyorum. Yani sonuçta yön veren, etkili bir aktörden bahsediyoruz. Bence olumlu etkileri oldu ve o anlaşmanın olmasında da büyük katkısı olduğunu ben de düşünüyorum.

“BAHÇELİ BİR YILDIR EZBER BOZAN ŞEYLER SÖYLEDİ AMA BUGÜNE KADAR TEK BİRİSİ HAYATA GEÇMEDİ”

- Son grup toplantısında Devlet Bahçeli çözüm süreci konusundaki açıklamalarıyla sizin grup toplantılarınızdaki söylemlerden de daha ileri şeyler söyledi. Öyle ki artık engel kalmadı değerlendirmeleri yapılır oldu. Siz devletten kısa vadede neler bekliyorsunuz?

- Bizden ileri bir şey hiçbir zaman söylemedi. Fakat dönem dönem kendi oynadığı rol ve misyonun dışında çıkışları tabii toplumu şaşırtıyor. En başından Sayın Öcalan'ın özgürlük, yaşam, iletişim koşulları diyorduk, özgürlüğü için insanlar yürüyordu. Selahattin Başkan, Figen Başkan, diğer siyasi tutsak arkadaşlarımızın bir an önce bırakılmasının mücadelesini yıllarca verdik. Bahçeli aslında bir yıldır ezber bozan şeyler söyledi ama bugüne kadar tek birisi hayata geçmedi. Bir muhalefet lideri gibi konuşuyor. Oysa daha geçen yakın zamanda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüştü. Yani o kürsüde söylediğini bizzat Cumhurbaşkanı ile görüşmesinde söyleyebilir. İktidarın ortağıdır.

“ARTIK SOMUT ADIM BEKLİYORUZ”

- Siz bunu kendisine söylüyor musunuz?

- Tabii tabii, biz bunu her görüşümüzde diyoruz. Dolayısıyla söylenen sözlerin bir kıymeti var. Kendi misyonuna göre ezber bozuyor. Bu çok iyi bir şeydir. Bu gelişen ırkçı ve milliyetçi ötekileştirici dile ve pratiğe karşı bence iyi bir kalkan ve basınç-bariyer oluyor. Bunların değerini vermek lazım. Ama bir türlü hayata geçmiyor. Çok umutsuz değiliz çünkü Suriye hep öne konuluyordu, Suriye bu saatten sonra biraz kendi rayında yürümeye, kendi dinamikleriyle devam edecek. Umarım Bahçeli'nin yaklaşık bir yıldır söylediği çok önemli, çok değerli, bizim de katıldığımız bazı şeylerin artık hayata geçmesini sağlayacak bir gelişme olur. Artık somut adım bekliyoruz. Bölgedeki tepkiler bile somut adımla ilgilidir. Ahmet Türk'le tokalaşıyorsun, Ahmet Özer'le resim veriyorsun. Hükümeti ayakta tutan en önemli siyasi partilerden birisi Milliyetçi Hareket Partisi'dir. Her şeyi bir kenara bırak; yani hükümet ortağının, iktidar ortağının birisi bir şey söylüyor, insan dikkate almaz mı?

“BUNU MUHATABI İKTİDARDIR”

- Engel kim veya neresi?

- Onu söylüyorum: Sayın Bahçeli güzel şeyler söylüyorsunuz ama bunun muhatabı biz değiliz; iktidardır, siz de ortağısınız. Söyleyin yapsınlar. Gereğini yerine getirsinler. Dolayısıyla belki bundan sonra olabilir. Tabii ki önemli şeylerdir. Türkiye'nin gerçekten bunlara ihtiyacı var. Artık siyasi tutsakların cezaevinde kalmaması gerekiyor. Dünyanın her yerinde bu işin tarafı cezaevinde midir, başka yerde midir? Nerede olursa olsun... Mesela Mandela ve benzer örneklerde gelişmelerden sonra ya da önce Mandela eve çıkarıldı, özgürlüklerine kavuşuyor, koşulları düzeltiliyor. Artık bunlar engel olarak görülmesin. Yani artık Türkiye'de adım atma zamanı, demokratikleşme zamanı, bu süreci başarıya ulaştırma zamanıdır. Şimdi düne kadar söylenen güzel, iyi şeylerin artık pratik zeminde karşılığını oluşturma zamanıdır. Bunu da göreceğiz. Biz yine yapıcı rolümüzü oynayacağız. Bir an önce hükümetin demokratikleşme, meselenin çözümü, özel yasa konusunda hemen adım atması konusunda mücadelemize devam edeceğiz. DEM Parti burada yapıcı bir rol oynuyor.

“KÜRT, KÜRTLÜKTEN KAYNAKLI HAKLARIYLA KABUL EDİLECEK”

- Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un bir yazısından mutlaka haberdarsınızdır. Görüyoruz ki aslında devletin en üst tepesinden hala Kürtleri Türklük içi bir mevzu olarak değerlendirme, görme durumu var. Süreçle ilgili de benzer bir kanalla mı ilerliyor? Devlet hala böyle mi yaklaşıyor?

- Bürokratlara bakarak pozisyon alamayız. Yani bürokratların ne dediği çok önemli değil. Bizim muhatabımız iktidarın kendisidir. Sayın Öcalan'ın muhatabı da devlettir, iktidar da onun içerisindedir. Dönem dönem kimi siyasi partiye üye temsilciler de uç çıkışlar yapıyor. Yani biz "hangi bürokrat ne dedi, haydi hurra bunun üzerine siyasetimizi, dilimizi değiştirelim" diyemeyiz. Bu yeni jenerasyon bürokratların o geçmişteki Türk-Kürt ilişkisinden, tarihsel Kürt ilişkilerinden haberleri yok. Onlar hep dar bir çerçeveyle Kürt'ü inkar eden, reddeden, ısrarla Türkleştirmeye çalışan bir anlayıştan beslendikleri için bunları bilmezler. Kürt, Kürt'tür kardeşim. Öyle kabul edeceksin. Kürtlükten kaynaklı hangi hakları varsa onu da vereceksin yani. Budur, bunu çok uzatılacak bir yanı yok. Bize "resmi dildir" anlatıyor... Ya kardeşim, resmi dilin Türkçe olduğunu biz de söylüyoruz yani. Günaydın! Vallahi çok önemli bir şey söyledi bürokrat, biz de yeni duymuş olduk. Dolayısıyla kimse yeni şeyler keşfetmesin, böyle racon kesmesin. Kürt Kürt'tür. Kürt olarak bu ülkenin eşit özgür yurttaşı olmak istiyor, bu kadar basit.

“KÜRTLERDE DUYGU KIRILMASI VAR”

- Her kesimin bazı kırmızı çizgileri var. Özellikle Türkiye tarafından ya da Türklerden, hükümetten; "Şu kırmızı çizgidir, bu kırmızı çizgidir." Sizin açınızdan bu sürecin tam anlamıyla bir başarıya ulaşması için -tamam Sayın Öcalan'ın özgürlüğü, siyasi tutsakların çıkması- başka neler var? Olmazsa bu sürecin eksik kalacağını düşündüğünüz neler var?

- Şöyle; dediğiniz şeyler zaten olması gerekenlerdir. O cezaevleri, tutsaklar bunlar... Yani Türkiye'de kapsayıcı bir yurttaşlık tanımı olmalı. Dedim ya hepimiz Türk değiliz. Yani tek Türk olsa "Türk Cumhuriyeti" derdi. Buna kapsayıcı, bu mozaiği kapsayıcı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Sadece bu yurttaşlık tanımıyla ilgili değil; biraz önce tarihiyle, edebiyatıyla, kültürüyle... Niye bizim çocuklarımız Kürt tarihinin kıymetli şahsiyetlerini bilmesin, edebiyatını, kültürünü bilmesin? Bu bir zenginliktir.

Üç dönemdir Kürt'te duygu kırılması yok diyorlar. Nasıl yok ya? Üç dönemdir Siirtlinin iradesine kayyum atıyorsun bir de talan ediyorsun. Kürt'ün seni alkışladığını mı düşünüyorsun? İşte o duygu kırılması büyüdü, buraya geldi. "Yokmuş"... Kürt kendi kentinde kendini yönetecek insanları seçiyor. Yolsuzluk yapmış mı, hırsızlık yapmış mı, mevcut yasal sınırlarının dışına mı çıkmış? Yok. E sen keyfi olarak alırsan duygusunu da kırarsın, nefretini de kazanırsın. Dedim ya; dil özgürlüğü, yerel demokrasi, vatandaşlık tanımı... Bunlar Türkiye'yi emin olun öyle bir iklime getirir ki: barışık, mutlu, içindeki bütün yurttaşların kalkınması, demokrasi için çaba harcadığı; bakın Türkiye'deki ekonomik açmazın sebebi de budur.

“DUYGUSAL KOPUŞ, İKTİDARIN BU KÜRT KARŞITI YAKLAŞIMINDAN KAYNAKLIDIR”

- "Duygusal kopuş" olarak tanımladığınızı gidermek size düşüyor. Duygu kopuşunu engellemek, onarmak da size düşüyor. Ne tür zorluklarla, nelerle karşılaşıyorsunuz?

- Şimdi şöyle; bizim savunduğumuz şeyler doğru şeyler ama sistemin uygulamış olduğu politikalardan kaynaklı kitlemiz bize karşı da tepkileniyor. Sebep: "Bir yıldır tek taraflı adımlar atılıyor, niye iktidar adım atmıyor?" diyor. Şimdi bu da sistemin kendi, iktidarın kendi sorunudur. Yani DEM Parti'yi sen dövdürürsen işte böyle kitle kopar gider. Dolayısıyla şunu söylüyorum; bir duygu kırılması var, bu onarılabilir dediğim gibi. Kapsayıcı olursan, demokratik olursan, bu pratik sahadaki uygulamaları bir an önce düzeltirsen, anayasal düzenlemelerde Kürt'ün hakkını hukukunu koyarsan duygu niye kırılsın? Biz diyoruz Türkiye bizim evimizdir. Gerçek anlamda evimiz olsun; kendimizi güvende hissetmek istiyoruz, evimiz olsun güvende hissedelim. Bundan daha masumane, daha meşru bir talep olabilir mi? Dolayısıyla nasıl bir kırılma varsa sebebi biz değiliz, bizim politikalarımız değil; iktidarın politikalarıdır. İktidarın bu Kürt karşıtı yaklaşımından kaynaklıdır. Onlar kendisini biraz gözden geçirsin. Biz her süreçte kendimizi gözden geçiriyoruz, özeleştiri veriyoruz, süreci yeniden değerlendiriyoruz.

Ben gerçekten spor da yaptım gençliğimde; atletizm, basketbol takımında oynadım. Sporla ilgiliyim; masa tenisi vs. Kars kar kış olduğu için sporla ilgileniyordum. Ben aynı zamanda iyi bir futbol izleyicisiyim. Elimden geldiği zaman, zaman buldukça hem dünya hem Türkiye'deki futbolu da izlerim. Ya ben Amedspor'un maçlarını izlerken büyük bir kırılmayı ben kendim yaşıyorum. Ya sanki düşman kuvvetleri gelmiş.

- DEHAP'tan beri takip ederim. Yaklaşık 20 küsur yıldır aktif, profesyonel bir şekilde siyaset yapıyorsunuz. Her türlü kademede yöneticilik yaptınız; belediye başkanlığı yaptınız, eş başkanlık yaptınız, yapıyorsunuz. Bütün bu siyasi kimliklerin dışında, vatandaş Tuncer Bakırhan olarak yaklaşık 40 yıldır aynı şeyleri söylüyor olmak sizi de rahatsız etmiyor mu, sizi de üzmüyor mu?

- Çok doğru. Mesela çok iyi dedin. Burası ben otuz beş yıldır... Evet, hep HEP'in gençliğinden günümüze kadar il başkanlığı yaptım partime... Yani yapmadığım iş yok. Ben gençlik kollarındayken burası bodrum katıydı. Böyle havasız, camsız bir yerdi, biz burada yatıyorduk. Yani olanaklardan kaynaklı. Bu bodrum katında beraber kaldığımız birçok insan şu anda yaşamını yitirdi. Birçok yöneticimiz faili meçhul cinayete uğradı. Emin olun ilk çıktığımız gün, bu bodrumlardan çıktığımız günden bugüne kadar aynı şeyleri söylüyoruz. Haklısın. Yani söylediğimiz şeyler bayatlayacak, eskiyecek düşünceler değil. Demokrasi herkese lazım, kardeşlik herkese lazım. Demokratik bir zeminde insanca eşit yurttaşlar olarak yaşamak herkese lazım.

Kürt'ü inkar edecek, reddedecek yaklaşımların bir karşılığının olmadığını herkes gördü. Şimdi Kürt'ün Türkiye'de demokratik haklarını kazanma, demokratik haklarını yasal, anayasal güvence altına alma zamanıdır. İnşallah bizim çocuklarımız bizim yaşadığımız şeyleri yaşamazlar. Hiç kimsenin çocuğu yaşamaz diyorum. Umutluyuz. Mücadele ediyoruz. Zorluklar var ama işte zorlukları aşmaya çalışıyoruz. Ben 3 dönem uzun süreli cezaevinde de yattım. Yani bakmayın öyle, çok şey yaşadık. Sürgünler... Belki 10 tane cezaevinde kaldım ayrı ayrı; işkenceler vesaire. Bunlar belki anlatırsak günler alabilir ama buna rağmen -bak siz söylediniz, ben ne dediğinizi çok iyi anlıyorum- hala ısrarla ortak yaşam, birlikte yaşam, demokratik bir cumhuriyet, ortak demokratik bir cumhuriyette eşit yurttaşlığı savunuyoruz. Buna biraz kıymet verilsin, bu biraz anlaşılsın.

“KÜRT LİDERLER, AYDIN, İŞ ADAMLARI VE EMEKÇİLERİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM”

- Özellikle yine belki en başa döneceğiz son soru olarak. Sanırım sizin de değinmek istediğiniz bir mesele; Rojava'ya dönük son kuşatma ve saldırılarla birlikte güneyin medyasıyla, vatandaşıyla, hükümetiyle, başkanıyla, eski başkanıyla bir rol aldığını görüyoruz. Siz nasıl değerlendirdiniz bunu? Buna da el vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

- Bütün Kürt liderlerine tek tek ve Kürt kentlerindeki o dayanışmadan dolayı orada yaşayan halkımıza, halklarımıza teşekkür ettim. Çok önemlidir, çok olumludur. Bunu devam ettirmek lazım. Ne demek yani? Kerkük'te Kürt'e dönük bir zulüm karşısında insan "bu bir zulümdür, dursun" der. Varsa da gücü diplomatik sahada da bunu kullansın, değerlendirsin. Bunlar önemlidir, güzel şeylerdir. Son dönemde Kürtlerin kendi arasındaki bu ortaklaşması, ortak görüntüsü, ortak refleksleri çok kıymetlidir. Hiçbir devlet bundan ürkmesin, korkmasın.

Ben teşekkür ediyorum; başta Sayın Mesud Barzani'ye, Sayın Neçirvan Barzani'ye en başından beri bu silah yakma töreni dahil olmak üzere KYB Başkanı Sayın Bafıl Talabani'ye, İran'daki Kürt öncülerine, önderlerine, Avrupa'da hiç tanımadığımız, bilmediğimiz, yıllar önce gitmiş Kürt aydınlarına, iş adamlarına, emekçilerine teşekkür etmek istiyorum. Çok teşekkür ediyorum.

Kaynak: Rudaw