14 Ağustos 1993’te 20’yi aşkın köyden binlerce yurttaş, koruculuk dayatması, gıda ambargosu ve köylere yönelik ev baskınlarına tepki göstermek amacıyla Nexşan köyünde bir araya geldi. Gruplar dört ayrı koldan Dîgor’a doğru yürüyüşe geçti.

Merkez Bankası 2026 enflasyon hedefini yükseltti: Yeni tahmin yüzde 28
Merkez Bankası 2026 enflasyon hedefini yükseltti: Yeni tahmin yüzde 28
İçeriği Görüntüle

Yürüyüşe katılan gruplardan ikisi jandarmanın müdahalesiyle geri gönderildi. Iğdır yönünden araçlarla gelen Başko, Zibinî, Zixçî, Bacalı ve Dilxêrî köylerinden 3 bini aşkın kişi ise ilçe girişinde polis tarafından durduruldu.

Araçlardan indirilen kalabalık, yürüyüşüne yaya olarak devam etti. Bir süre sonra kayalıkların arkasında konuşlanan özel harekât timlerinin açtığı ateşle karşılaştı.

17 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

Saldırıda 6’sı çocuk olmak üzere 17 kişi yaşamını yitirdi, 63 kişi yaralandı.

Yaşamını yitirenlerin isimleri şöyle kayıtlara geçti:

Gülcan Çağdavul (8), Selvi Çağdavul (14), Yeter Kerenciler (13), Necla Geçener (14), Zarife Boylu (15), Erdal Buğan (17), Zeynep Çağdavul (19), Hacer Hacıoğlu (20), Suna Çidemal (21), Fatma Parlak (22), Faruk Aydın (27), Cemil Özvarış (39), Gıyasettin Çalışçı (41), Hasan Çağdavul (43), Süleyman Taş (47), Nurettin Orun (80) ve Tütiye Talan (66).

DAVA ÜÇ YIL SONRA AÇILDI

Saldırının ardından yaşamını yitirenlerin yakınları 15 Ağustos'ta sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu. Dönemin SHP Kars Milletvekili Mahmut Alınak ve arkadaşları da hazırladıkları raporu dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'a sundu.

Raporun Adalet Bakanlığı'na, ardından Kars Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesiyle yargı süreci başladı.

Digor Cumhuriyet Savcılığı'nın yaklaşık üç yıl süren hazırlık soruşturmasının ardından dosya Kars Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. Savcılık, Kars Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan özel harekât polisleri Tuncay Yasa, İsmail Yıldız, Mustafa Demir, Yunus Alper, Sezai Özyurt, Atilla Yıldız, Suat Kaymak ve Sıraç Birol hakkında “kasten öldürmek” ve “kasten öldürmeye teşebbüs” suçlamalarıyla 22 Nisan 1996'da dava açtı.

Sanık polisler savunmalarında kalabalığın içerisinden kendilerine ateş açıldığını ve roketatar fırlatıldığını ileri sürdü. Ancak olay yeri incelemesinde, özel harekât timlerinin kullandığı silahlara ait boş kovanlar dışında herhangi bir bulguya rastlanmadığı belirtildi.

40'tan fazla duruşmanın ardından mahkeme, 24 Şubat 2006'da polisler hakkında “meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat kararı verdi.

AİHM TÜRKİYE'Yİ MAHKÛM ETTİ

Yürüyüşe katılan yurttaşlar hakkında da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettikleri gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. 160 kişi hakkında dava açılırken, dosya daha sonra “şartlı salıverme” yasası kapsamında ertelendi.

İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşındı. AİHM, Mart 2007'de Türkiye'yi yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle mahkûm etti. Sanık polislerin yeniden yargılanmasına ilişkin talep ise kabul edilmedi.

“KIYAMET YERİ GİBİYDİ”

Katliam sırasında 15 yaşında olan Şewana Memka köyü sakini Suna Karataş, aradan geçen yıllara rağmen o günü unutamadığını söyledi.

Mezopotamya Ajansı'na konuşan Karataş, yürüyüşe katılmasına ailesinin başlangıçta izin vermediğini, ancak daha sonra genç kadınların da yürüyüşe katılmasının istenmesi üzerine üç kadınla birlikte otobüse bindiğini anlattı.

Norşên köyüne gittiklerini ve buradan yürüyüşe devam ettiklerini belirten Karataş, Dîgor'a yaklaştıkları sırada bir aracın önlerini kestiğini söyledi.

Karataş, o gün yaşananları şöyle anlattı:

“Genç kadınların da gelmesi istenince 3 kadın otobüse bindik. Norşên köyüne gittik. Dilxêrî ve Nexşan köylerinden gelen kadınlarla halay çektik, ardından yola çıktık.”

Dîgor'a yaklaştıklarında kırmızı bir aracın önlerini kestiğini belirten Karataş, araçtan inen kişinin elinde Kur’an bulunduğunu ve kendilerini yürüyüşten vazgeçirmeye çalıştığını söyledi. Buna rağmen yürüyüşe devam ettiklerini belirten Karataş, olay sırasında dayısının özel timler tarafından bacağından vurulduğunu ve daha sonra engelli kaldığını ifade etti.

“ORTALIK KAN GÖLÜNE DÖNDÜ”

Yürüyüşün ön ve orta bölümünde peş peşe patlama sesleri duyulduğunu anlatan Karataş, saldırının ardından kalabalığın farklı yönlere kaçıştığını söyledi.

Karataş, “Herkes bir yerlere kaçıştı. Kalabalıktan, ‘bizi öldürüyorlar’ çığlıkları yükseldi. Erkekler Mêwrek köyüne doğru koştu, özel timler peşlerinden gitti. Kıyamet yeri gibiydi. Kadınlar, erkekler herkes bir yere kaçışıyordu. Ortalık kan gölüne döndü” dedi.

Kardeşi Ömer'in köprünün altına sığındığını belirten Karataş, yaralı olan dayısı Zahir'in yardım etmek isterken özel timler tarafından bacağından vurulduğunu ve bacağının koptuğunu söyledi.

“33 YILDIR ACIMIZ TAZE”

Katliamın ardından ilçede büyük bir yas yaşandığını belirten Karataş, sonraki süreçte köylere yönelik baskınların arttığını ifade etti.

Köylere yapılan baskınlarda Kürtçe kasetlerin toplandığını, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapılmadığını belirten Karataş, evlerin kapılarının kırıldığını ve köylerdeki erkeklere ailelerinin gözleri önünde işkence yapıldığını öne sürdü.

Karataş, katliamın ardından adaletin sağlanmadığını belirterek, birçok ailenin baskılar nedeniyle evlerini, hayvanlarını ve topraklarını bırakarak göç etmek zorunda kaldığını söyledi.

“Katliamı yapanlar tutuklanmadı, aksine halk tutuklandı, öldürüldü. Aradan geçen 33 yılda hâlâ acılarımız taze” diyen Karataş, yaşananların unutulmaması gerektiğini vurguladı.

“BARIŞ SAĞLANSIN İSTİYORUZ”

Çatışmalı dönemde hem Kürtlerin hem de Türklerin yaşamını yitirdiğini belirten Karataş, mevcut barış sürecine ilişkin beklentilerini de dile getirdi.

Karataş, cezaevlerinin boşaltılması, tutukluların serbest bırakılması ve silah bırakan kişilerin toplumsal yaşamda yer alabilmesi gerektiğini söyledi.

“Biz bu sürecin iyiye gitmesini istiyoruz. Çok eziyet çekildi, tutuklamalar ve ölümler oldu. Umarım bu yasa ve süreç hayata geçer; barış sağlanır” diyen Karataş, Kürtçenin resmi dil olması ve okullarda Kürtçe dersler verilmesi yönündeki taleplerini de dile getirdi.

Karataş, silah bırakanların geri dönmesini ve insanların evlerine kavuşmasını istediğini belirterek, “Artık barış sağlansın istiyoruz” dedi.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı