Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın en büyük savaş örgütü NATO’nun 9-11 Temmuz’da ABD’nin başkenti Washington’da düzenleyeceği liderler zirvesine gitti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinin ardından gözlerin çevrildiği ABD’deki zirveyi gazetemize değerlendiren Doç. Dr. Fatih Yaşlı, ABD’nin Esad’ı devirmekten vazgeçse de Türkiye ile Suriye arasında bir “normalleşme” sürecinden rahatsız olduğunu vurguladı.

Soylu ile Erdoğan Beştepe'de görüştü iddiası Soylu ile Erdoğan Beştepe'de görüştü iddiası

Fatih Yaşlı, Evrensel’in Şeref Karataş’ın sorularını yanıtladı.

Erdoğan Astana'da Putin ile görüşmesinin ardından Washington'da NATO zirvesine katılacak. En çok tartışma konusu olan Esad ile ilişkileri yeniden geliştirme Washington'da nasıl karşılanacak? Suriye konusunda Putin ile yol yürümeye tepki olur mu?

ABD’nin Esad’ı devirmekten ve Suriye’de rejimi değiştirmekten çoktan vazgeçtiğini biliyoruz; ancak bu Suriye’yi bütünüyle gözden çıkardığı ya da Esad’la uzlaşacağı anlamına gelmiyor. Anlaşılan o ki daha uzunca bir süre ABD askerleri “IŞİD’le mücadele”yi gerekçe göstererek Suriye’de kalmaya devam edecekler, kaldıkları yer de Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) kontrolü altında olan topraklar, yani Kuzeydoğu Suriye olacak. Burası hem petrol bölgesi olması hem de İran’ın Şii hilalindeki etkisinin azaltılması açısından taşıdığı önem nedeniyle stratejik bir bölge. Ancak asıl önemi buradaki Kürt otonom yapısından kaynaklanıyor. ABD’nin Ortadoğu’da Kürt kartını elinde tutabilmesi, Kürt sorunu üzerinden hamle yapabilmesi için buradaki varlığını devam ettirmesi şart.

ABD’nin birden fazla gerekçeyle Türkiye ile Suriye arasında bir “normalleşme” sürecinden rahatsız olduğunu biliyoruz, daha geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich bir röportajında kendilerinin hiçbir şeklide Şam’la normalleşmeyeceklerini ve Türkiye de dâhil hiçbir ülkenin normalleşme sürecini desteklemeyeceklerini kesin bir şekilde açıklamıştı. Bu zirvede de özellikle ikili ve heyetler arası görüşmelerde bu konu gündeme gelecek ve süreçten duyulan rahatsızlık dile getirilecektir. Ancak daha iki gün önce Erdoğan Esad’ı Türkiye’ye davet edeceğini açıklamışken, zirve sonrası buradan bir geri adım atılır mı henüz bilemiyoruz, üstelik Esad’ın bu teklifi kabul edip etmeyeceğini ve örneğin üçüncü bir ülkede görüşmeyi önerip önermeyeceğini de bilmiyoruz. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki Türkiye-Suriye görüşmelerinin başlaması ve buradan bir uzlaşının çıkması şu an Atlantik ekseninin istediği bir şey değil.

PUTİN SINIRLARA GÖRE OYNUYOR

NATO, Ukrayna komutanlığı kuruyor. Rusya'nın arabuluculuk teklifi reddettiği Türkiye, buna katılır mı? NATO ister mi? İstenirse Rusya ile ilişkiler yeniden gerilir mi?

 Son birkaç senedir olduğu gibi bu sene de NATO’nun ana gündemi Rusya-Ukrayna savaşı olacak elbette. Bu zirveden de Ukrayna’nın NATO üyeliği sonucu çıkmayacak ama yaratılan fiili üyelik mekanizması derinleşerek işlemeye devam edecek. Bu mekanizma doğrultusunda adı tam olarak kesinleşmemişse de merkezi Almanya’da bulunacak olan bir komutanlık kurulacak ve Rusya’ya karşı Ukrayna savaşı buradan yönetilecek, askeri yardımların koordinasyonu böyle sağlanacak ve ayrıca savaşın yükünü şu an tek başına sırtlayan ABD’ye Avrupa ülkelerinden de destek gelmiş olacak. Türkiye bir NATO üyesi ülke olarak elbette ki eğer kendisinden bu konuda herhangi bir görev istenirse bu görevi yerine getirecektir; ayrıca Türkiye yönetici sınıfı ve Türk sağ siyaseti geleneksel olarak Amerikancı ve NATO’cudur ve burada bir kopuşu asla göze alamazlar.  Zaten Putin de bunu bildiği için bir yandan Erdoğan’la sıcak ilişkilerini devam ettiriyor ama öte yandan bunun sınırlarını biliyor ve ne onu NATO’dan çıkarmaya çalışıyor ne de tersinden Ukrayna savaşında arabuluculuk gibi bir rol biçiyor. “Ukrayna komutanlığı” tabir edilen mekanizma içerisinde Türkiye NATO bünyesindeki görevlerinin dışına çıkmadıkça ve sahada olmaya hevesli bir görüntü vermedikçe bunun özel bir kriz başlığı olacağını zannetmiyorum. Ama NATO Ukrayna savaşındaki etkisini artırır ve bu süreç doğrudan bir savaş olmasa bile zaman zaman sıcak çatışmaya evrilirse elbette ki o zaman da Türkiye’nin izlediği bu ikili politikayı sürdürmesi giderek zorlaşacaktır.

BEKLENTİ ÇÖZÜM DEĞİL, FOTOĞRAF ALMAK

Erdoğan yönetiminin NATO zirvesinden beklentileri nelerdir?

Biden yönetimi iş başına geldiğinden beri Erdoğan’a pek sıcak davranmıyor, ABD-Türkiye ilişkileri adeta minimum seviyede ilerliyor. Türkiye’nin önce Finlandiya sonra da İsveç’in NATO’ya üyeliklerinin kabulünün ardından F-16 satışı için izin çıkmışsa da, Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400’ler nedeniyle -ki bu füzelerin kutusu dahi açılmadı- F-35 programında devre dışı bırakıldığını ve ilişkilerin asla eskisi gibi olmadığını görmek gerekiyor. Bunun en önemli işaretlerinden biri Erdoğan’ın yıllar sonra Washington’a yapacağı ziyaretin 2024 yılında da gerçekleşmemesi ve tarafların buna dair doğru düzgün bir açıklama yapmamaları. Erdoğan Biden’la kısa da olsa bir görüşme fırsatı yakalarsa bunu iç kamuoyu için kullanacaktır ama bu görüşmeden ne ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönem çıkacaktır ne de Türkiye taleplerini ABD’ye iletilebilecektir. Zaten beklenti bu yılın sonundaki seçimlerde Trump’ın seçilmesidir ve  Erdoğan yönetimi de esas yatırımını muhtemelen oraya yapmaktadır. Bunun dışında ABD’ye Irak ve Suriye’de PKK ve YPG’ye dair birtakım talep ve şikâyetler iletilecek, belki de yapılması muhtemel operasyonlar konusunda nabız yoklanacaktır, aynı şekilde Suriye’yle normalleşme sürecinin de gündeme gelmesi beklenebilir. Son olarak Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle Karadeniz de yine masadaki başlıklardan biri olabilir.

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ BATI’YA GÖBEKTEN BAĞLIDIR

Erdoğan yeniden NATO-Rusya arasında sarkaç siyasetine mi geçiyor?

Erdoğan için önemli olan kendi iktidarı ve onun bekasıdır, dolayısıyla içeride ve dışarıda attığı bütün adımları bu pragmatizm belirler. Soğuk Savaş sonrası dünyada, hele hele emperyalizmin ciddi bir kriz yaşadığı ve ABD hegemonyasının zayıfladığı bir dönemde, emperyalist merkezden kopmadan ama doğrudan da ABD’ye yaslanmadan, emperyalizmin krizini bir fırsat bilerek çoklu bir dış politika yürütmek mümkün. Yani örneğin Türkiye Şangay İşbirliği Örgütü toplantısına da katılabilir, BRİCS’e katılmayı da konuşabilir, Ukrayna’ya İHA/SİHA satarken Rusya ile iyi ilişkiler de kurabilir. Dolayısıyla dünyanın içinde bulunduğu durum Erdoğan’ın pragmatizmini kolaylaştırıyor, onun uluslararası meşruiyetini tesisine izin veriyor. Ancak bana göre şunu gözden kaçırmamak gerekiyor: İstenildiği kadar çoklu dış politika denilsin, Türkiye kapitalizmi ihracatıyla, ithalatıyla, girdi malıyla, döviz bağımlılığıyla, finans sektörüyle, bankacılığıyla Batı kapitalizmine göbekten bağımlıdır ve hem Erdoğan’ın pragmatizminin hem de jeopolitik birtakım adımların sınırını belirleyecek olan şey budur; yani jeopolitiği anlamak için öncelikle bakılması gereken yer ekonomi-politiktir.

Editör: Selda Manduz