Gazeteci-yazar Fehim Taştekin, Evrensel’de yayımlanan “General Mazlum’dan Müsteşar Mustafa Halil Abdi’ye” başlıklı yazısında, Suriye’de SDG’nin yeni yönetimle ilişkisini ve Kürtlerin geleceğini ele aldı.
Taştekin, yazısında SDG’nin Suriye yönetimiyle yürüttüğü entegrasyon sürecinin geldiği noktayı değerlendirirken, SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin yeni Suriye yönetimindeki konumuna özel bir yer ayırdı.
Taştekin’in aktardığına göre SDG’nin askeri yapısının yeni Suriye ordusuna dahil edilmesiyle birlikte örgütün sahadaki önceki konumu önemli ölçüde değişirken, Mazlum Abdi de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara tarafından yeni yönetimde görevlendirildi.
“MÜSTEŞARLIK GÖREVİ ERİTME İŞLEMİNE KATALİZÖR MÜ OLACAK?”
Taştekin, Mazlum Abdi’nin müsteşar olarak görevlendirilmesinin yalnızca kişisel bir görev değişikliği olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Abdi’nin yeni konumunun SDG’nin ve Kürt siyasi hareketinin Şam yönetimiyle ilişkisi açısından kritik olduğunu değerlendirerek şu soruyu gündeme getiriyor:
“Müsteşarlık görevi yeni rejim içinde ‘eritme’ işlemine katalizör mü olacak, yoksa HTŞ’yi makulleştirmeye yarayan bir katkı mı sunacak?”
Taştekin, bu sorunun yanıtının önümüzdeki dönemde ortaya çıkacağını belirtiyor.
SDG’NİN KONTROLÜNDEKİ ALANLAR ŞAM YÖNETİMİNE DEVREDİLİYOR
Taştekin’in değerlendirmesinde SDG’nin yalnızca askeri yapısının değil, kontrol ettiği bölgelerdeki kamu kurumları, sınır kapıları, enerji kaynakları, barajlar, havaalanları ve hapishanelerin de yeni Suriye yönetimine devredilmesi süreci öne çıkıyor.
Taştekin’e göre bu gelişmeler, SDG’nin yıllar içerisinde oluşturduğu fiili yönetim yapısının önemli ölçüde tasfiye edilmesi anlamına geliyor.
Taştekin, Kürtlerin yıllar içerisinde elde ettiği siyasi, askeri ve kültürel kazanımların yeni dönemde nasıl korunacağı sorusunun ise halen yanıt beklediğini belirtiyor.
KÜRTLERİN SİYASİ KAZANIMLARI TARTIŞMA KONUSU
Taştekin’e göre Kürtler açısından temel hedeflerden biri, yıllar içerisinde oluşturulan fiili özerkliğin Suriye’nin yeni anayasal düzeninde güvence altına alınmasıydı.
Ancak gelinen noktada SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonu ve özerk yönetimin kurumlarının merkezi yapıya devredilmesi, bu hedefin geleceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Taştekin, Kürtlerin anayasal statü ve siyasi özerklik konusunda elde etmek istediği kazanımların mevcut süreçte ne ölçüde korunabileceğini tartışmaya açıyor.
KÜRTÇE EĞİTİM DE GÜNDEMDE
Fehim Taştekin’in yazısında Kürtçe eğitim konusu da önemli başlıklardan biri olarak yer alıyor.
Taştekin, Suriye’de yeni dönemde Kürtçe derslerine ilişkin düzenlemeleri değerlendirirken, bunun daha önce özerk yönetim bölgelerinde uygulanan eğitim modelinden farklı olduğunu belirtiyor.
Yazara göre Kürtçenin eğitim sistemindeki konumu, Kürtlerin kültürel kazanımlarının korunması açısından önemli bir gösterge niteliğinde.
“GÜÇ VE MEŞRUİYET TRANSFERİ”
Taştekin, ABD’nin Suriye’deki yeni dengelerdeki rolüne de dikkat çekiyor.
SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonunun yalnızca askeri bir birleşme olmadığını savunan Taştekin, bu sürecin aynı zamanda yeni Suriye yönetimine uluslararası güç ve meşruiyet kazandıran bir boyut taşıdığını değerlendiriyor.
Taştekin’e göre ABD’nin yeni Suriye düzeniyle kurduğu ilişki içerisinde SDG’nin de bu yapıya dahil edilmesi, Suriye’de yeni bir siyasi denge oluşturuyor.
MAZLUM ABDİ’NİN YENİ KONUMU NEDEN ÖNEMLİ?
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Suriye yönetiminde üst düzey bir göreve getirilmesi, Kürt hareketinin geleceği açısından sürecin en dikkat çekici başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor.
Taştekin’in yazısında da Abdi’nin yeni konumu, SDG’nin askeri yapısının geleceği, Kürtlerin siyasi kazanımları ve Şam yönetimiyle ilişkilerin seyri açısından ele alınıyor.
Önümüzdeki dönemde Abdi’nin yeni görevinde nasıl bir rol üstleneceği ve SDG’nin entegrasyonunun Kürtlerin siyasi ve kültürel kazanımlarına nasıl yansıyacağı sürecin belirleyici başlıkları arasında olacak.
Fehim Taştekin’in Evrensel’de yayımlanan yazısının bir kısmı şu şekilde:
Suriye’de çatışmalarda toprağa düşen gençlerle mezarlıklar genişlerken Kürt hareketinin topluma vaatleri de genişledi. Suriye’ye karşı kirli müdahaledeki ana aktörlerin oluşturduğu denklemdeki yeri de büyüdü. Kürtleri çevreleyen demografik, coğrafi ve siyasal gerçekliğe uygun kanton sistemine dayalı özerklik, IŞİD’in peşinden petrol, doğal gaz ve su kaynaklarına doğru giderken ‘Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ olarak Arap bölgelerine yayıldı.
ABD’nin silah, finans ve gündemiyle büyürken aslında sınırlandı; kendi özgünlüğünden çıktı. Kaygan zeminde gerçeklikten kopuş, hatalı okumalar ve yanlış değerlendirmeler birkaç günde toprakların yüzde 80’inin kaybedildiği bir çöküşü beraberinde getirdi.
Suriye Demokratik Güçlerini (SDG) büyüten güç, onun yeni Suriye’deki yerini de tayin etti. Bu yerin Kobanê’de, Kamışlı’da, Haseke’de, Derik’te, Amude’de mezarların başında, gidenlerin hayalleri için yemin edenlerin uhdeleriyle bir ilgisi yok.
25 Ağustos 2026’da yakın dönemin en önemli sayfalarından biri daha çevrildi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve özerk yönetim resmen feshedildi. SDG’nin gücünün zirvesinde imzaladığı 10 Mart 2025 anlaşması ve büyük gerilemenin ardından imzaladığı 29 Ocak 2026 anlaşmasının hedeflediği noktaya gelindi.
SDG en büyük destekçisi ABD’nin belirlediği yol haritasıyla HTŞ liderliğindeki yeni Suriye rejimine eklemleniyor. Buna entegrasyon denilse de süreç, ağır çekimde yeni düzen içinde bir erime işlemidir. Kürtler adına bir iki kazanımı öne çıkararak teselli bulsalar da sürecin aktörleri açısından hikayenin böyle bitmesi, itiraf edilmeyi bekleyen büyük bir hezimettir.
Fiili askeri ve siyasi özerk yapının, müstakbel Suriye’de anayasal statü kazanması asgari hedefti. İddia bu modelin bütün Suriye’ye geçirilmesiydi. Hatta Esad yönetiminin yıkılmasının ardından HTŞ’nin kısa sürede tökezleyeceği, kontrolü kaybedeceği, uluslararası desteğinin çekileceği, ABD ve İsrail’in desteğiyle SDG’nin yeni Suriye’de ana aktör olacağını düşünüyorlardı.
Bölgedeki kamu kurumları, sınır kapıları, petrol ve doğal gaz sahaları, barajlar, havaalanı ve hapishanelerde kontrol merkeze devredilirken geriye birkaç teselli ikramiyesi kaldı. 100 bin kişilik SDG ordusundan geriye YPG’nin öz kadroları kaldı. Onların da ancak 5 bin 200 kadarı 4 tugay halinde yeni orduya katıldı. Kadın Koruma Birliklerinin (YPJ) de terörle mücadele gücü olarak İç Güvenlik Güçleri’ne alınması planlanıyor. YPG Komutanı Sipan Hemo’ya savunma bakanı yardımcılığı düştü. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi de, Ebu Muhammed el Colani’nin atamasıyla cumhurbaşkanlığı müsteşarı oldu. Resmi evraktaki adıyla Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Mustafa Halil Abdi… Özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed de atamayla Halk Meclisine vekil olacak.
Kürtçenin statüsü ile ilgili 16 Ocak 2026’da yayımlanan 13 No’lu cumhurbaşkanlığı kararnamesinde yapılan tanımlamadan farklı bir şey yok. O kararnamede Kürtçe ikinci resmi dil değil ‘ulusal dil’ olarak tanımlanıyor. Fiili özerklik sona ererken ana dilinde Kürtçe eğitimini garantilemek, kazanım olarak tarihe geçecek bir hedefti. Görüşmelerin en önemli konusu buydu. Çıkan sonuç bu hedefin de çok gerisinde. 27 Ağustos’ta Suriye Eğitim Bakanlığı okullarda Kürtçe öğretimiyle ilgili beklenen kararnameyi yayımladı. Kürtçe dersler haftada iki saatten üç saate çıkarıldı. Kürtçe, Arapça ve İngilizcenin yanı sıra okullarda okutulacak. Kürtçe dersinin notları, not ortalamasına dahil edilecek. Ayrıca haftada bir saat Kürtçe etkinlik dersi yapılacak. Bu uygulama Kürt nüfusun kayda değer bir oran oluşturduğu bölgelerde geçerli olacak. Uygulamanın ilk eğitim-öğretim yılı için öğrencilere sosyal bilgiler, tarih, coğrafya ve felsefe derslerini Arapça veya Kürtçe öğrenme seçeneği sunulacak. Ancak bu dört derste Kürtçe eğitim, ilk eğitim-öğretim yılıyla sınırlı olacak. Sonra Kürtçe dil öğrenim dersi hariç tüm dersler Arapçaya dönecek. Bu bir yıllık düzenleme, 2014’ten beri Kürtçe eğitim gören çocukların Arapça eğitime geçişlerini kolaylaştırmak için öngörülüyor. Kürtçe müfredat merkezde hazırlanacak. Özerk yönetimin kontrolündeki okullarda 12 yıldır Kürt öğrenciler matematik, fen, tarih ve coğrafya gibi dersleri kendi ana dillerinde görüyordu. Yani Kürtçe öğretim diliydi. Fiili durum yeni düzende korunamadı.
13 No’lu kararnamede Şam’ın önemli bir açılım olarak sunduğu, Kürtlerin de ‘kıymet’ biçtiği Kürtlere vatandaşlık meselesi var. Kararname Haseke vilayetinde 1962’deki nüfus sayımıyla ‘yabancı’ ve ‘kayıt dışı’ kategorisine alınmış Kürtlere vatandaşlık verilmesini öngörüyor. Bu ‘vatansız Kürtler’ meselesi başından beri yanıltıcı bilgilerle tartışılıyor. 1962 sayımının amacı Türkiye ve Irak gibi ülkelerden yasa dışı yollarla Suriye’ye gelmiş kişileri tespit etmekti. Sayım, Suriye’nin kuzeyinde ‘Kürt Kemeri’ oluşuyor tartışmasının gölgesinde yapıldı. Ardından buna karşı ‘Arap Kemeri’ projesi hayata geçirildi. 1966’da Baas Partisinin bölgesel kongresinde Suriye-Türkiye sınırı boyunca 350 km uzunluk ve 10-15 km derinlik içinde yer alan arazilerin mülkiyetinin yeniden gözden geçirilmesi, devlet mülkiyeti olarak kabul edilmesi ve güvenliği sağlayacak uygun işletme sistemlerinin uygulanması öngörülmüştü. Nüfus sayımı sırasında 1945’ten önce Suriye’de olduğunu ispat etmeyenlerin vatandaşlığı iptal edildi. Bunlar nüfusa ‘ecanib’ (yabancılar) olarak kaydedildi. Askere alınma gibi kaygılarla sayıma katılmayanlar da ‘maktumin’ (Kayıt dışı olanlar) diye sınıflandırıldı. Bu iki kategoride vatandaşlıktan mahrum bırakılanların sayısı 120 bini buluyordu. O zaman Suriye’deki Kürt nüfusun yüzde 20’sine denk geliyordu. Askerliğini yapmış bazı Kürtler de birdenbire ‘vatansız’ durumuna düştü. Çoğunluğu Türkiye kökenli olan bu kişiler artık eşit haklara sahip vatandaşlar değildi. Toprak, ev ve araba satın alma; seçme ve seçilme; memur olma ve pasaport çıkarma hakkını kaybettiler. Bazıları Osmanlı dönemindeki vergi kayıtlarını çıkartarak vatandaşlığını geri almayı başardı. Rakam bir miktar düştü. 2005’te Baas kongresinde ecanib ve maktumin sınıfına, vatandaşlık verilmesine yeşil ışık yakıldı ama adım atılmadı. 2011’de isyan dalgası başladığında Beşşar el Esad halkın öfkesini dindirmek için önce Kürtlere elini uzattı. 7 Nisan 2011’de ecanib ve maktumin sınıfının vatandaşlık haklarını iade eden kararı imzaladı. 2011’de vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmışların sayısı tahminen 300 bin civarındaydı. Esad’ın 2011’de iade ettiği hakları, Colani 2026’da tekrar iade etmiş oldu. Kimse de çıkıp ‘Zaten bu haklar verilmişti’ demedi. Yani bu kazanımın kredisi de Colani’ye yazıldı.



