Cem Yılmaz’ın geçirdiği kalp krizinin ardından kalp sağlığı yeniden gündeme gelirken, bilimsel araştırmalar kalp krizinin yalnızca olayın gerçekleştiği anda değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Kalp krizi dakikalar içinde gelişebilse de damar hastalığına zemin hazırlayan süreç; kan basıncı, kan yağları, kan şekeri, fiziksel aktivite, uyku düzeni, vücut yağının dağılımı ve beslenme alışkanlıkları gibi birçok faktörün yıllar boyunca birikmesiyle şekillenebiliyor.

Beslenme Uzmanı Dilara Koçak’ın kalp sağlığı ve beslenme ilişkisine ilişkin değerlendirmelerinde de bu geniş çerçeveye dikkat çekiliyor. Özellikle ultra işlenmiş gıdalar, bel çevresi, uyku düzeni ve kandaki biyolojik göstergelerin kalp-damar sağlığı açısından giderek daha fazla araştırıldığı belirtiliyor.

KALP KRİZİ İÇİN YALNIZCA KOLESTEROLE BAKMAK YETERLİ Mİ?

Kalp-damar hastalıkları dünya genelinde önemli ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca kolesterol ve tansiyon gibi klasik göstergelere değil, vücudun genel metabolik durumuna da bakılması gerektiği belirtiliyor.

Kan basıncı, kan şekeri ve kan yağlarının yanı sıra kişinin hareket düzeyi, uyku düzeni, beslenmesi ve vücudundaki yağın dağılımı da uzun vadeli risk açısından önem taşıyor.

ULTRA İŞLENMİŞ GIDALAR DA GÜNDEMDE

Kalp sağlığı ve beslenme denildiğinde uzun yıllardır yağ tüketimi ve kolesterol öne çıkıyor. Ancak son araştırmalar, gıdanın ne kadar işlendiğine de daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini gösteriyor.

The American Journal of Medicine'de yayımlanan ve 17 bin 24 erkek bireyin verilerinin incelendiği çalışmada, ultra işlenmiş gıda tüketimi daha yüksek olan erkeklerde prostat kanseri riskinin daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmada en yüksek tüketim gruplarında risk artışı yaklaşık yüzde 30 düzeyindeydi.

Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Bu araştırma doğrudan kalp krizi üzerine yapılmadı. Dolayısıyla çalışmadan ultra işlenmiş gıdaların kalp krizine doğrudan neden olduğu sonucu çıkarılamaz. Bununla birlikte araştırmacılar, yüksek ultra işlenmiş gıda tüketimi ile çeşitli olumsuz sağlık sonuçları arasındaki ilişkinin daha fazla araştırılması gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu nedenle beslenmede amaç, pakete giren her ürünü tamamen yasaklamak değil; günlük beslenmenin ne kadarının gerçek ve besin değeri yüksek gıdalardan, ne kadarının besin değeri daha düşük ultra işlenmiş ürünlerden oluştuğuna dikkat etmek.

KALP SAĞLIĞINDA BEL ÇEVRESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Kalp-damar riski değerlendirilirken yalnızca tartıdaki rakama bakmak yanıltıcı olabilir. Vücut ağırlığının nerede toplandığı da önem taşıyor.

Özellikle karın ve iç organların çevresinde biriken yağ dokusu metabolik açıdan önem taşıyor. Bu nedenle aynı kiloya veya aynı beden kitle indeksine sahip iki kişinin kardiyovasküler riski birbirinden farklı olabilir.

2026'da yayımlanan JAMA Network Open çalışması da obezite değerlendirmesinde bel çevresi ölçümünün önemini destekleyen bulgular ortaya koydu; araştırmacılar, klinik uygulamada BKİ ve/veya bel çevresinin kullanılmasının pratik ve güçlü bir yaklaşım olabileceğini belirtti.

KALBİ KORUYAN TEK BİR BESİN YOK

Kalp sağlığı açısından mucizevi tek bir besin bulunmuyor. Asıl önemli olan, genel beslenme düzeni.

Sebze ve meyvelerin, tam tahılların, baklagillerin, yağlı tohumların ve zeytinyağının daha fazla yer aldığı; balık tüketiminin desteklendiği ve ultra işlenmiş ürünlerin daha sınırlı olduğu bir beslenme düzeni öne çıkıyor.

Bu noktada Akdeniz tipi beslenme modeli dikkat çekiyor.

Beslenme düzeninde yapılabilecek küçük değişiklikler de uzun vadede önem taşıyabilir. Örneğin:

Haftada birkaç öğünü baklagillere ayırmak,

Tabağa daha fazla sebze eklemek,

Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ürünleri daha sık tercih etmek,

Lif tüketimini artırmak,

Ultra işlenmiş atıştırmalıkları azaltmak,

Balık ve bitkisel protein kaynaklarına daha fazla yer vermek.

LİF, BAĞIRSAK VE KALP SAĞLIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Kalp sağlığı açısından lif tüketimi de önem taşıyor. Mercimek, nohut ve fasulye gibi baklagiller hem lif hem de bitkisel protein açısından güçlü seçenekler arasında.

Bağırsak mikrobiyotası ile kalp-damar sistemi arasındaki ilişki de son yıllarda daha fazla araştırılıyor. Kalp yetmezliği bulunan bazı kişilerde bağırsak mikrobiyotasındaki bakteri çeşitliliğinin daha düşük olduğuna ilişkin çalışmalar bulunuyor.

Ancak bağırsak mikrobiyotasının kalp hastalıklarındaki rolü halen araştırılan bir alan. Bu nedenle tek bir besin veya takviyenin kalp hastalığını önlediği şeklinde kesin bir sonuç çıkarmamak gerekiyor.

KALBİN GECE VARDİYASI: UYKU NEDEN ÖNEMLİ?

Kalp sağlığında gözden kaçırılmaması gereken başlıklardan biri de uyku.

130 binden fazla kronik uykusuzluk yaşayan yetişkinin sağlık kayıtlarını inceleyen bir araştırmada, en az bir yıl boyunca melatonin kullanan kişilerde beş yıllık takipte kalp yetersizliği tanısı, kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatış veya ölüm gibi sonuçların daha sık görüldüğü bildirildi.

Ancak bu bulgu, “melatonin kalp yetersizliğine neden oluyor” anlamına gelmiyor. Araştırmanın gözlemsel niteliği nedeniyle neden-sonuç ilişkisi kurulamaz. Örneğin melatonin kullanan kişilerin daha ağır veya uzun süreli uyku problemlerine sahip olması gibi başka faktörler de sonuçları etkileyebilir.

Dolayısıyla melatonin ve benzeri takviyelerin uzun süre ve kontrolsüz kullanılmaması, özellikle düzenli kullanım söz konusuysa sağlık profesyoneline danışılması önem taşıyor.

KALP HASTALIĞININ İZİ 15 YIL ÖNCEDEN GÖRÜLEBİLİR Mİ?

Araştırmanın en dikkat çekici bölümü ise kandaki biyolojik göstergelerle ilgili.

Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, UK Biobank verilerini kullanarak kandaki 2 bin 920 protein ve 168 metaboliti yapay zekâ destekli modellerle analiz etti. Çalışmada koroner arter hastalığı, inme, kalp yetersizliği, atriyal fibrilasyon, periferik arter hastalığı ve venöz tromboembolizm olmak üzere altı kardiyovasküler hastalık incelendi.

Araştırmacılar, protein ve metabolitlerden elde edilen skorların klinik verilerle birlikte kullanılmasının bazı kalp-damar hastalıklarının riskini hastalık ortaya çıkmadan 15 yıla kadar önce öngörme kapasitesini artırabildiğini bildirdi.

Bu bulgu, gelecekte kalp-damar hastalıklarında yalnızca mevcut risk faktörlerine değil, kandaki çok sayıda biyolojik sinyalin birlikte değerlendirilmesine dayanan kişiselleştirilmiş risk analizlerinin önem kazanabileceğine işaret ediyor.

ANCAK BU, “15 YIL SONRA KALP KRİZİ GEÇİRECEKSİNİZ” DEMEK DEĞİL

Araştırmanın en önemli sınırı burada ortaya çıkıyor.

Bugün rutin bir kan testi yaptırarak bir kişinin 15 yıl sonra kesin olarak kalp krizi geçirip geçirmeyeceğini söylemek mümkün değil. Söz konusu çalışma, çok sayıda biyolojik göstergenin yapay zekâ modelleriyle bir arada değerlendirilmesinin risk tahminini geliştirebileceğini gösteriyor; bireysel düzeyde kesin gelecek öngörüsü sunmuyor.

Başka bir ifadeyle bilim insanlarının üzerinde çalıştığı yaklaşım, “krizi önceden kesin olarak bilmekten” çok, hastalık ortaya çıkmadan önce yüksek riskli kişileri belirleyebilmek.

KALP SAĞLIĞINDA ASIL MESAJ: YILLAR ÖNCESİNDEN ÖNLEM

Kalp krizi birkaç dakika içinde gerçekleşebilir. Ancak kalp-damar hastalığına zemin hazırlayan süreç çok daha uzun sürebilir.

Avrupa altınlarını geri çağırıyor: 86 ton Londra’ya taşındı, 129 ton Fransa’ya döndü
Avrupa altınlarını geri çağırıyor: 86 ton Londra’ya taşındı, 129 ton Fransa’ya döndü
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle sağlıklı hissetmek, kalp-damar riskinin tamamen olmadığı anlamına gelmiyor. Tansiyonun, kan şekerinin ve kan yağlarının düzenli takip edilmesi; hareketli bir yaşam sürdürülmesi; dengeli beslenme, kaliteli uyku ve sigaradan uzak durulması uzun vadeli kalp sağlığının temel unsurları arasında yer alıyor.

Yeni araştırmaların ortaya koyduğu tablo ise giderek daha net: Kalp krizinin kendisi ani olabilir, ancak ona giden yol her zaman ani olmayabilir.