İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 21 Mayıs’ta yapılan ev baskınlarında hakkında gözaltı kararı bulunan 39 kişiden 27'si gözaltına alındı.

KESK’in açıklamasında, “Arkadaşlarımızdan da, Taksim’den de vazgeçmiyoruz. Gözaltı ve tutuklamalar son bulmalı, tutuklananlar, gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, yasaklı 1 Mayıs’ın ardından devam eden gözaltı operasyonlarına tepki gösterdi.

KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz’ün okuduğu açıklama şu şekilde:

Bildiğiniz üzere 31 Mart seçimleri sonucunda iktidarda bulunan AKP 22 yıl aradan sonra ilk kez ikinci parti konumuna düşmüştür. İktidar bloğu ve uyguladığı politikalar halktan, emekçilerden veto yemiştir.

Bu ülkenin yoksulları emekçileri, emeklileri emek düşmanı,  rantçı ve sermaye yanlısı politikalara artık yeter demiştir.

İktidar bloğu bir yöntem haline getirdiği muhalefete intikamcı yaklaşımını seçimler sonrası daha da genişleterek tüm ülkede fiili OHAL uygulamalarına dönüştürüyor. Her sabah göz altılara uyanırken gece bültenlerine de tutuklama haberleri düşüyor. Bu şekilde seçim sonrası tartışmaların yönünü değiştirmeyi ve kamuda tasarruf gibi adı konmamış IMF programlarına karşı gelişebilecek tepkileri frenleyebileceğini hesaplıyor. Anlaşılan odur ki, iktidar normalleşme derken faşizan uygulamaları ülkenin normali haline getirmeyi kast ediyor!

İstanbul 1 Mayıs’ına ilişkin de her yıl olduğu gibi bu yıl da yetkili organlarımızda emekçilerin talebi doğrultusunda Taksim’de kutlanması konusunda çok net bir kararlaşma yaşanmıştır. Kaldı ki, gerek AİHM gerekse de Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlar sadece tarihsel miras ve bilinç değil aynı zamanda hukuken de talebimizin haklılığını tartışma götürmez şekilde kanıtlamıştır. Bu çerçevede anayasal ve yasal tüm hukuki prosedürler yerine getirilmiş, gerek İstanbul Valiliği ve gerekse de İçişleri Bakanlığı nezdinde her tür girişimlerde bulunulmuştur.

İktidarın sürekli dillendirdiği “Taksim gösteri alanı değildir” gerekçesi karşısında Anayasa Mahkemesinin “…toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlenmesindeki hedeflenen amaçlara ulaşabilmesi için mekânın önemi gözetildiğinde mekân seçme serbestîsinin kategorik olarak yasaklanması Anayasa bakımından kabul edilemez bulunmuştur.” Şeklindeki net kararı ve ifadesi hatırlatılmıştır.

Ancak iktidar, işçilerin, 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele Ve Dayanışma Gününü İstanbul’da sıkıyönetim gününe çevirerek hukuk tanımazlığını bir kez daha göstermiştir.

Taksim meydanında güvenliği alamayacağını açıklayan iktidar, emekçilerin Taksim’de buluşmaması için Bozdoğan Sukemeri’ni tomalarla, keskin nişancılarla, binlerce güvenlik gücüyle kuşatma altına almıştır! İktidar kurduğu bu barikatla aynı zamanda “Hukuka, temel hak ve özgürlüklere geçit yok” demiştir.

Taksim’e yürümek isteyenlere karşı sadece barikat kurulmamış, göz yaşartıcı gazlar, plastik mermiler, su ve kalkan gibi yöntem ve araçlarla zor kullanılmış ve o sırada 215 kişi gözaltına alınmıştır. Bazı medya kanallarında ve valilik açıklamalarında ifade edilenin aksine güvenlik güçlerinin uyguladığı şiddet herkesin gözleri önünde cereyan etmiştir. 2 Mayıs gününde de şiddet devam etmiş, sadece 1 Mayıs’a katılmış olmaları sebebiyle 29 kişi evlerinden yaka paça gözaltına alınmıştır. Savcılık ve mahkeme aşamalarında 28 kişi adli kontrol ile serbest bırakılırken 38 kişi tutuklanmıştır.

Toplantı ve gösteri hakkımızı kullanmayı engelleyen iktidar gözaltı ve tutuklamaya gerekçe olarak 2911 sayılı yasanın 32. Maddesine muhalefet etmeyi gerekçe göstermiştir! Bilindiği üzere bu madde kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılmayı, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etmeyi düzenlemektedir.

Buradan soruyoruz; ısrarla mahkeme kararına uymayanlar, temel hak ve özgürlükleri kullanmayı imkânsız hale getirenler mi suç işlemiştir yoksa haklarına sahip çıkmak için direnmek zorunda kalanlar mı?

Açıktır ki, hukuku askıya alarak siyasal iktidar suç işlemiştir!

Yine 6 Mayıs’ta ikinci operasyonla gözaltına alınan 12 kişi ve son olarak dün aynı gerekçelerle 21 gün sonra yeni gözaltılar gerçekleştirilmiştir. Belli ki iktidar 1 Mayıs’ı cadı avına dönüştürmüştür.

Hala işlemleri devam eden 27 kişi dışında, bugüne kadar 1 Mayıs’a katıldığı için tutuklananların sayısı 54’dür.

Emekçiler açısından tarihsel miras ve bilinci simgeleyen, 1 Mayıs’la özdeşleşen Taksim’i hafızalardan silmeyi istemektedir. Anayasa Mahkemesi kararında “…kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı’nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için orada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle anılan mekânın sınırlanması aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olabilecektir.” Denmektedir. İşte iktidar bu tutuklama ve gözaltılarla 1 Mayıs’ın ruhunu zedelemeyi, bilinç ve hafıza aktarımını engellemeyi hedeflemektedir.

42 bin polisle barikat kurulacağına bunun çok daha azıyla göstericilerin güvenliği sağlanabilir ve 1 Mayıs bayram havasında kutlanabilirdi. Bunun somut kanıtı yasağın olmadığı 43 il ve yüzden fazla merkezde tek bir olay olmamasıdır. Kaldı ki, geçmişte, yasağın olmadığı tüm zamanlarda işçiler, kamu emekçileri yüzbinlerle Taksim’de de kutlamalarını olaysız şekilde mitinglerini yapmış, taleplerini dile getirmişlerdir. Bu durum gerçek suçlunun ve yaşanan olayların sorumlusunun kim olduğunu açıkça göstermektedir.

Emekçiler algı operasyonlarına, çarpıtmalara, gündem değiştirmelere, siyasallaşan yargı eliyle muhalefet üzerinde kuşatma politikalarına tepkilidir ve iktidarın neyi amaçladığını gayet iyi bilmektedir.

İliç faciasından 1 saat önce tehlike olduğuna ilişin e-posta gönderilmiş İliç faciasından 1 saat önce tehlike olduğuna ilişin e-posta gönderilmiş

Bu şekilde ne 1 Mayıs’ta hukuku ayaklar altına aldıkları gerçeğini değiştirebilirler ne de yeni saldırı yasaları ve paketlerine karşı gözdağı vererek bizleri sindirebilirler. Aksine bu saldırılar birlikte ve ortak mücadeleye, emekçilerin dayanışmaya olan ihtiyacını bilince çıkarmaktadır.

Yine ne yaparlarsa yapsınlar Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğunu ve öyle de kalacağı gerçeğini değiştiremeyecekler!

KESK olarak, tüm emek, meslek ve demokrasi güçlerini 1 Mayıs’a katıldığı gerekçesiyle gözaltı ve tutuklama operasyonlarına karşı seslerini yükseltmeye, dayanışma içinde olmaya ve mücadeleyi ortaklaştırmaya çağırıyoruz.

Arkadaşlarımızdan da, Taksim’den de vazgeçmiyoruz. Gözaltı ve tutuklamalar son bulmalı, tutuklananlar, gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Editör: Selda Manduz