Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin 25 Ağustos 2026 tarihinde Osman Kavala hakkında verdiği Kavala/Türkiye (No. 2) kararının ardından Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’dan sert açıklamalar geldi.

AİHM, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması ve mahkûmiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğine hükmetti. Kararın ardından açıklama yapan Uçum ise AİHM’in “siyasi proje kararlar” verdiğini savundu.

Uçum, AİHM’in hiyerarşik bir üst yargı mercii olmadığını belirterek, Mahkeme kararlarının esastan kesin bağlayıcılığının bulunmadığını savundu. Uçum ayrıca, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraflığı ve AİHM’e bireysel başvuru sisteminin yeniden gözden geçirilmesinin gündeme gelebileceğini ifade etti.

“AİHM KARARLARI ESASTAN KESİN BAĞLAYICI DEĞİL”

Mehmet Uçum, yaptığı açıklamada AİHM’in bir derece mahkemesi veya ulusal mahkemelerin üzerinde hiyerarşik bir üst yargı merci olmadığını savundu.

AİHM kararlarının ilgili dosyaların yeniden ele alınmasını gerektirebileceğini ancak ulusal mahkemelerin önceki kararlarını değiştirmek zorunda olmadığını öne süren Uçum, AİHM kararlarının esastan kesin bağlayıcılığının bulunmadığını söyledi.

ANAYASA’NIN 90. MADDESİNE DE KARŞI ÇIKTI

Uçum, önceki açıklamasında ise AİHM kararlarına uyma zorunluluğunun Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına dayandırılamayacağını savunmuştu.

Anayasa’daki söz konusu hükmün uluslararası sözleşmeler ile kanunlar arasında ortaya çıkan norm uyuşmazlıklarına ilişkin olduğunu belirten Uçum, AİHM kararlarının ise birer mahkeme kararı olduğunu ve uluslararası sözleşme hükmü olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürdü.

“AİHS’E TARAF OLMA DURUMU GÖZDEN GEÇİRİLEBİLİR”

Uçum, Kavala kararının ardından yaptığı değerlendirmede daha da ileri giderek, AİHM’in Türkiye aleyhine “siyasi hesaplarla” karar vermeyi sürdürmesi halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraflığın ve AİHM’e bireysel başvuru imkânının gözden geçirilmesinin gündeme gelebileceğini savundu.

Mehmet Uçum’un açıklamasının tamamı şöyle:

ANAYASA MADDE 90/SON HÜKMÜ AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞINA DAYANAK GÖSTERİLEMEZ!

Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasının ilk cümlesi şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”

Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son cümlesi uyarınca ise “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Bazı çevreler AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu bu hükme dayandırıyor. Oysa bu düzenleme yargı kararlarına değil tamamen norm uyuşmazlıklarına ilişkindir. Bu hükmün uygulanabilmesi için ön şart; temel hak veya özgürlük hususundaki bir andlaşma ile kanun hükümleri arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkmasıdır. Uyuşmazlık çıktığında ise andlaşma hükümleri esas alınmalıdır. Bunu esas alacak olanlar da elbette ulusal mercilerdir. Bu uyuşmazlık yürütme pratiklerinde çıkarsa yürütme, yargısal faaliyette çıkarsa yargı bu hükme göre bir değerlendirme yapar. Yani düzenlemenin AİHM kararlarının uygulanmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Birincisi, AİHM kararları her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerine göre veriliyorsa da bu durum AİHM kararlarına temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma kimliği kazandırmaz. AİHM kararı bir mahkeme kararıdır, andlaşma hükmü yani norm değildir. Dolayısıyla norm uyuşmazlıkları için düzenlenmiş bir Anayasa hükmünün AİHM kararlarının uygulanmasına dayanak gösterilmesi mümkün değildir.

İkincisi AİHM kararıyla herhangi bir kanun hükmü arasında doğrudan bir uyuşmazlık çıkması asla söz konusu olamaz. Çünkü AİHM’in bireysel başvuru sonucu oluşan kararları ancak bir mahkeme kararı üzerine verilir. AİHM bir ülkede yürürlükte olan bir kanunla ilgili doğrudan karar veremez. Ancak incelediği mahkeme kararı üzerinden AİHS ve ek protokollerin hükümleriyle çelişen bir kanun hükmü varsa ona işaret edebilir. Bu da anayasanın düzenlediği anlamda doğrudan bir andlaşma kanun uyuşmazlığı değildir.

Zayıflama iğnesi kullanacaklara uzman uyarısı: Doktor önerisi olmadan başlamayın
Zayıflama iğnesi kullanacaklara uzman uyarısı: Doktor önerisi olmadan başlamayın
İçeriği Görüntüle

Üçüncüsü, bir AİHM ihlal kararı için mahkemesi tarafından ilgili dosya yeniden ele alınıp önceki karar onaylandığında bunun anlamı bir kanun hükmüyle andlaşma arasında uyuşmazlık çıkması değildir. Bu ihtimalde AİHM kararının esastan kabul edilmemesinin nedeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki düzenlemelerdir. Yani mahkemelerin kendi kararlarının geçerliliğini davanın türüne göre CMK (m. 323) veya HMK (m.380) hükümleri uyarınca teyit etmesidir. Bu teyit asla Anayasa m.90/son cümle gereği norm uyuşmazlığı değildir. Bu nedenle Anayasa’ya aykırı bir durum oluşmaz.

Dolayısıyla Anayasanın sözü edilen hükmüne dayanılarak AİHM kararlarına uyma zorunluluğunu ileri sürmek ya bilgisizlik ya da bilinçli bir çarpıtma olabilir ama bu görüşün pozitif hukukla ilgisi olmadığı kesindir.

İlave Bir Not:

Monist hukuka dayanak gösterilen Anayasa m. 90/sondaki hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelerin çelişki halinde kanuna üstün tutulması hükmüne benzer bir hüküm Avrupa’da sadece dört ülkede var (AB sürecinin zorlamasıyla kabul eden Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Romanya ve Bulgaristan).

Böyle bir hükmün Almanya ve Fransa dahil 50 Avrupa ülkesinde bulunmaması üzerine de düşünmek gerekir. Türkiye yeni anayasasını yaptığında muhtemelen bu hüküm muhafaza edilecek hükümler arasında yer almayacaktır.