Trump ile sahnede sergilenen ve dünya halkları üzerinde estirilen saldırı politikalarının ucu futbola da uzandı.

John Berger 1972’de yazdığı Görme Biçimleri kitabından bu yana dünyamız, gerçek ile gösteri arasındaki sanal mecrada dijital bir yanılsamanın pençesinde debeleniyor. Bilginin tek uçlu teknolojik olanaklarını güncel bir silaha dönüştüren iktidar ve onun kamusal yayın dünyası, gerçekle insan arasındaki ilişkinin ortasına koyduğu dünyayı bir pinpon topu gibi kullanıyor.

Günlük politika üretim kanalları artık demokrasi, ideoloji gibi kavramlardan soyutlandı; halkların örgütlenip karar mecrası olduğu, meclisler, kooperatifler ve bağımsız yerel yönetim kurumları artık birkaç kişinin liderlik diktasıyla yönetildiği otokratik kanallar haline geldi

Hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlük kavramları, toplumsal ayrımdaki renkler ve kültürler, bu şablonun altında sadece flu bir imge. Uygulama ile gerçeklik arasına çekilen bu görünmez perde artık otokrasinin 21. Yüzyıl versiyonu olan ve dijital bir yönetme aygıtına dönüşmüş liderlerin ağzından çıkan kararlarla uygulanıyor. Baş uygulayıcılar da sosyal medya kanalları, tekelleri ve onların yılmaz bekçileri ordular…

Amerika’nın, ekran yüz Trump liderliğinde Venezuela ve İran üzerinde uyguladığı ve sıraya Küba’yı koyduğu bir şiddet dünyasında 23. Dünya Kupası organizasyonu başlıyor. 1978 Arjantin faşist cuntasının dünya kupasından bugüne gelen bu büyük organizasyonda değişen sadece faşizmin politik rengi.

FİFA, her zaman olduğu gibi safını net bir biçimde toplumların barışçıl, ahlaki ve kardeşliğinden yana değil; iktidarların çıkarları tarafında belirledi. Organizasyonlar öncesi yaşanan işçi kıyımları ve emek sömürüsünün olağan hale geldiğini bir kenara koyalım, tamamen burjuva spor kültürünün uşaklığını yapan FİFA’nın Amerika’ya girişi engellenen İran ve Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan için hiçbir ses çıkarmaması kabul edilecek bir şey değil. Kolay yolu bulup hakemi turnuvadan çıkarıverdi…

Bir spor organizasyonu ile İran iç politika ideolojik aygıtının aynı potaya sokulduğu bu otokratik şiddet, rengi ve ırkı ile de acımasız bir ayrıma sokulan hakem Omar Artan için de kolaylıkla uygulandı. Kuşkusuz sportif ortamlar ve arenalar tamamen reel iktidar siyasetinin meşru olarak uygulandığı kanallar. Ancak bu kadar pervasız ırkçı-siyaset şiddet daha önce pek gördüğümüz bir olgu değildi. Amerikan rüyası ve parantez içinde sıkışıp kalmış demokrasisinin Küba, Venezuela ve İran’da halihazırda uyguladığı politikaların spora tipik bir yansıması.

Elbette şaşırmıyoruz. Bu tarz spor zihniyeti ve iktidar-otokrasi ilişkisi hemen her toplumun en güçlü argümanı. Artık sporda demokrasi ve toplumsal kültür değerleri tamamen dejenere edildi. Uygulama üzerinde egemen olan ideolojik aygıt salt ve saf spor kültürüne hizmet etmiyor. Yandaş ve yalaka kadrolaşmanın mevzisine dönüşmüş kaba bir uygulamadan ibaret. En azından ülkemiz sahnesindeki ana şablon bu.

Milli takımın da katıldığı ve büyük bir beklentiye girildiği bu organizasyon elbette izlenecek. Dünyanın gözü oraya bakarken yine sahnede görünenler tıpkı bu yazının girişinde görüldüğü üzere reel gerçekler değil; onun dejenere edilmiş flu bir yansıması. Popülist, milliyetçi, şov içerikli argümanlarla süslenip salyalarla sergilenecek olan oyunun yüzeydeki bıçkın dili.

Gladyatör arenalarından günümüz futboluna devşirilen bu gösteri ayinlerinde tek değişen aletler ve dijital teknoloji. Küba’da halk ambargo altında yoksulluğa mahkûm edilirken, Filistin ve Gazze’de her gün doğmamış çocuklara kadar inen ölümün pençesinde artık yaşamdan bile bahsedemeyecek hale gelmişken bir dünya kupası organizasyonunu patlamış mısır eşliğinde kayıtsızca gösterinin hazzını gömülerek izlemek; keyif almak değil, bir başka ölüm biçimi olmalı.

Seyirci olarak biçilen kaftanı beyninin çeperini örten kitleler 39 gün sürecek bu uzun organizasyonun helezonik büyüsünde hipnoz edilirken, yerel iktidarlar politik ve ekonomik şiddetini saman altından halklara dayatmayı sürdürecek. Hatta bunu daha acımasız bir şekilde yapacak karşıtını hukuksuz bir şiddetle ekarte etmeye devam edecek…

Ortada sergilenen basit, görsel, renkli ve şatafatlı bir oyun kuşkusuz. Bu oyunun parçası mıyız kurbanı mı? İşte seyircinin karar vermesi gereken mevzusu bence bu. Ancak bir oyuncu, kendinin aktörü, sorgulama yeteneğinin bilicisi olman bu tabloyu şaşırtıp tersine döndürebilir…