Her şeyin hizaya sokulduğu siyasal bir ortamdan beslenen gündelik hayatta bir şey yapmamak, artık bir yaşam biçimi haline dönüşmüştür.

İmran Deniz Göktaş, hemmizahçıları gibi mizahın yüzeylerinde dolaşıp toplumun kalbine basan bir dilin avlusundan seslenmeseydi o da diğerleri gibi heybesini doldurur popüleritenin zirvelerinde fink atardı.

Halk için bir şey yapmamanın mirası çok büyüktür bu tür sanatçıların nezdinde. Meşhur olmanın yumuşak karnı zenginlik ve şatafat demek…

Deniz bugün büyük umutlar ve hayaller beslediği ülkesine adımını atar atmaz ters kelepçeyle derdest edilip arkasından azılı bir suçlu muamelesiyle tutuklandı. Sanki kendi ayaklarıyla demokrasisi ve adaletiyle menkul herkesin kıskandığı ülkesi, Deniz’in inandığı değerlerin ve erdemlerin tam karşıt cephesinden vurdu. Deniz’i tutukladı, güya susturdu…

Üstelik sadece mizah yaptığı için. Halkın dini duyguları üzerinde tepindi diye. Sanırsınız ki bir mizah dili ile dindar toplum birdenbire inançlarından soğuyuverdi. Halkın dini değerleri tarumar edildi. Ve bir diğer klasik, otokratik zihniyete hakaret…

Stand Up, ingilizce bir terim, ayağa kalkmak, dik durmak anlamında canlı güldürü performansı. Bu interaktif mizah türünün stabil tek düze bir konusu yok. Daha çok siyaset kurumunun baskın argümanlarına karşı tersinden bir dil kuran ve önceli komedyenlerin aksine iktidar basıncına karşı toplumsal bir duruş ortaya koyan Deniz, kuşkusuz tam da bu tutumuyla engellenmesi gereken bir mizahın temsilcisi oluverdi. İzlenmesi arttıkça engellenmesi gerekliliği belirginleşti.

Öncelleri gibi meşhur olmanın popüleritesinde fildişi kulelerde keyif çatarak politik tutumunu erkten yana tutsaydı bugün mizah rantının zirvesine kolayca tırmanırdı. Oysa şimdi kendi ayaklarıyla ve onurla döndüğü ülkesine tutuklulukla karşılandı. Brecht, “Sanatın politikadan uzak olması, yalnızca egemen sınıfla ittifak kurması anlamına gelir” der. Mizahını baskın ideolojinin cenderesinde suya sabuna dokunmadan icra eden emsal abileri ona öncelinden bir kanal açmamıştı. Bakalım şimdi destek aşamasında nasıl bir desteğe veya riyakarlığa bürünecekler, izleyeceğiz…

Siyasal ve ideolojik mizahı halkın zihninde parlatmaya yönelik direk müdahalesi onun toplumsal sorumluluğunun bir gereği elbette. Bir baba için onur duyulacak durum. Özgür, yaşanabilir ve güzel bir Türkiye hayalleri için yaşamın her döneminde duyarlılık ve sorumluluk taşımanın mirası olan İmran Deniz Göktaş, nerede nasıl duracağını ve sanatını da nasıl icra edeceğini eylemsel bir tavırla ortaya koyuyordu. Açık, net ve anlaşılır bir dille. Bu dilin etrafında bazen emsalleri gibi küfürlerle bezeniyordu belki ama bazen küfür de Can Yücel’in ruhuyla seslenmek değil midir evrene…

Ama bu sahnenin bekçileri elbette ensemizde ve hizaya sokmak için hazır kıta bekliyor. Özgür sanat her çağda üstüne düşen ideolojik şiddetin hedefi olmuştur kuşkusuz ama aynı zamanda umut parıltıları da buradan yükselecektir. Halkın özgür sanat beklentileri kadar inanç dizgeleri de kuşkusuz bir değerdir ama Deniz bu değeri istismar etmiyor, düşünmeyi ve sorgulamayı kışkırtıyor, körü körüne sadakat beslememeyi önceliyor. Elbette bu tutumun da kendisi iktidarlar için kamu düzeninin sorgulanması demek. En küçük muhalefeti bastırarak derdest etmeyi düstur edinmiş modern faşizm amiyane bir ifadeyle en ilkel çağını yaşıyor günümüz iktidarlarıyla.

Kendini ortaya koyamayıp karşıtını kemirerek büyüyen bir virüs haline gelmiş ülke siyasetinden, meselesi mizah olan bir alanda bile balçık akıyor. Bu ak mizah ortamında sergilenen iktidarın kara mizahı parlak nice sanatçıların, bilim insanlarının, dürüst politikacıların, geleceğe umut besleyen gençlerin hayallerinde karabasana dönüştürülüyor. Ancak işte Deniz’in sanatı, halkın direnci ve umudu bu koyu ve baskın karanlıkta parıldayan bir Sirius.

Hoş geldin İmran Deniz Göktaş. Minnacık çocukken seninle bu günler için hayaller kurmuştuk. Baban Kemal abi bu umutlu yarınlara doğru senin omzuna kanat takıp uçurmak için hayatı boyunca o kanlı postallara kiraz ve çiçek bahçesi olmuştu. Yılmamıştı, pes etmemişti, şimdi senin direncinle gurur dolu bir Sirius olarak senin yerine parıldıyor dışarda…