Ülkelerinde devşirme futbolcu statüsünde bulunan bazı kadrolara bakalım. Fransa’da sadece 3 oyuncu Fransız, İngiltere’de ise kadroda 20 göçmen kökenli oyuncu oynarken Portekiz ve Amerika’da 6’şar oyuncu devşirme. Norveç’te ise bu sayı 3,4. Fas 19 futbolcusu farklı ülkeler altyapısında yetişip takıma çağrılmış Faslılardan oluşuyor. Hemen her takımda ise ülkesi dışında futbola başlayıp sürdüren sporcular var. Yani günümüz futbolunda artık sınır diye bir şey ortada yok.
Ama devşirme sporcuların büyük çoğunluğu kara tenli. İstatistiklerde 1248 oyuncunun yarıdan fazlası esmer ve siyahi. Dünya futbolu fiziksel bir düelloya evrilirken her dönem bu erkek şiddeti seyircilerin gözünün içine sokuluyor. Konu şiddet sarmalında yuvarlanınca bu oyunun bütün estetik süreçleri de ortadan kalkmaya başlıyor. Tarih boyunca sömürgeciliğin, köleliğin ve ırkçılığın gölgesinde yaşamak mücadelesi vermiş koyu tenlilerin bu arenalarda adeta bir gladyatör gibi izleyicinin gözlerinin içine sokulması oyuna tarihsel bir yüklem de katıyor:
Siz izleyin, biz oynatırken bi güzel sömürür ve müşterileştiririz biz…
Bu nedenle modern futbol kavramı artık kabuk değiştirmiştir. Dijital futbol çağı ve ona özgü bir sosyolojik bağlamlar başlamıştır.
Porstmodern futbol kavramını ilk kez 2001 yılında kullanmıştım. Modern futbol o dönemlerde de değişirken komplike bir yapı ve iş bölümü kanallarıyla besleniyordu. 90 sonrası ise her dönem güce ve devamlılığa dayalı bir anlayış gelişti, stil ve teknik boyut geri plana düştü. Hem yetenekli hem de kuvvetli sporcuların düellosuna dönüşen oyun 2000’li yıllarla birlikte savunma ve hücum bileşenlerini bir arada yapabilen güçlü ve hızlı sporculara olanak tanıdı.
Oyun güce dayalı oldukça stil geri planda kaldı. Zira yeteneğini kuvvet ve dayanıklılıkla perçinleyen belli oyuncular bu hızın bir parçasına dönüşerek futbolda yetenekle gücü birleştiren önemli temsilciler oldular. Ronaldo, Messi, Neymar, Kane, Pedri, Yamal, Vinicius, Bellingham gibi benzer birçok isimleri burada yazabiliriz.
Oysa sahnede sergilenen bu oyun ile toplumların ruhuna enjekte edilen görsellik ve dil, bunun bir oyun olmasının ötesinde çok güçlü başka imgeleri de harekete geçiriyordu. Marx’ın çok yıllar önce kavramsallaştırdığı yabancılaşma olgusu, kitlesel bir gösteriye dönüştürülmüş modern futbolun en güçlü ileteci yapıldı. O süreçten günümüze tamamen müşteri ve izleyici olma odaklı bir seyirci kitlesi ve oyundan rant elde eden bir futbol-spor faşizmi hortladı. Buradan geri dönüş artık mümkün olmasa gerek. İyi unsurların futbolu ele alıp halkın temel gereksinimleri doğrultusunda örgütleyeceği bir arenaya doğru gidişin bütün tarihsel derinliğini kapitalizmle birlikte sonsuza dek iki kale arasına gömdük… Ta ki onu yeniden halkın sporu yapacak bir karşı devrime kadar…
DÜNYA FUTBOLUNDA GÜÇ DENGESİ DAĞILDI
Artık zayıf takım kavramı nötürleşti. Kupaya ilk kez katılan adı duyulmamış ülkeler bile sahada futbolun günümüz gerekliliklerini ortaya koydu. Ama zayıf takımların katı savunma içerikli mücadelesi favori olgusunu tuz buz etti. Favoriler gol bulmakta zorlandıkça savunmalarında açıklar bıraktı ve elendiler. Strateji, bilim ve dijital teknoloji üzerine kurgulanmış 2026 dünya kupası duygularla, ulusal milliyetçilikle ve adil-eşit mücadele geçmişiyle anılmaktan oldukça uzaklaştı. Salt dijital gösteri dünyasının uyuşturucu etkisi altında ideolojik bir örtüyle kaplandı ve bizler futbolu izlemenin çok ötesinde bir gösterinin dolaysız unsurlarına dönüştük.
Bizim ise futbola bakışı ve kültürel birikimleri konusunda oldukça sığ ve güdük futbol-oyun vasfımız, bu turnuvanın çok gerisinde kaldı. Potansiyeline baktığımızda yarı final oynamasının sürpriz bile olmayacağı gerçeğini göz önüne alırsak eksik olan şeyin sadece bazı futbolcuların kötü oyununda, teknik ekip ve Montello’da hatta hakem döven federasyon başkanında aranması, ülkenin politik ve sosyolojik gerçekliğini hiçe saymak anlamı taşır.
Siyasal ve demokratik nezaketin kimsenin avlusundan geçmediği bir ülkede yeşil sahalarda veya herhangi bir üstyapı alanında başarıyı yakalama olanağımız da olmayacaktır.