Türkiye'nin temel toplumsal sorunları konuşulmazken, CHP uzun süredir gündemin merkezine yerleşmiş durumda. Bu tablo ilk bakışta bir yargı kararının sonucu gibi görünse de ortaya çıkan durumun iktidarın işine yaradığını söylemeye bile gerek yok. Her şey gözler önünde yaşanıyor.
İktidarı alma potansiyeline ulaşmış görünen CHP'nin nasıl dağıtılmaya çalışıldığını, yaşananların nasıl bir iç çekişme gibi sunulduğunu izliyoruz. "Koltuk ve oda savaşları" veren, kendi içinde didişen bir parti görüntüsü yaratılarak toplum nezdindeki güven duygusunun aşındırılması hedefleniyor. Bu siyasal mühendislik girişiminin ne ölçüde başarılı olacağı tartışılabilir. Ancak yüzde elli artı biri yeniden elde etmek için her yolu meşru gören bir anlayışla karşı karşıya olunduğu gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Bunu unutmak yalnızca bu planları yapanların işine yarar.
Bu tabloyu değiştirecek olan seçilmişlerin meşru iradesidir. Eğer bu irade açık ve kararlı biçimde ortaya konulamazsa yalnızca CHP içinde değil, muhalif seçmen nezdinde de derin bir güven bunalımının ortaya çıkması kaçınılmaz görünmektedir.
AYRI PARTİ İSE AYRI PARTİ
Bugün CHP tartışmalarında da tam olarak böyle bir durumla karşı karşıyayız. Kabul edilse de edilmese de ortada fiilen iki farklı CHP görüntüsü bulunuyor: seçilmişlerin CHP'si ve mutlak butlan kararıyla ortaya çıkan kayyımcı CHP. Seçilmişlerin CHP'si yeni bir siyasi örgütlenmeyle yoluna devam etme kararı almadığı sürece bu ikili yapıya bir süre daha tanıklık edeceğiz gibi görünüyor.
Bu noktada gazeteci Merdan Yanardağ'ın dile getirdiği öneri dikkate değer görünüyor. "Bir an önce yeni bir parti kurulmalı ve adı da Halk Partisi olmalıdır. Kısaltmaların gölgesine sığınmadan, doğrudan halka yaslanan bir isimle siyaset sahnesine çıkılmalıdır."
Özgür Özel ve ekibinin bugüne kadar yürüttüğü mücadele elbette küçümsenemez. Ancak siyasette bazen doğru zamanda doğru hamleyi yapmak, en az mücadelenin kendisi kadar önemlidir. Uygun anın kaçırılması, eldeki imkânların heba edilmesine yol açabilir.
Anadolu'da bir taziye evinde, bir düğünde ya da bir hayır vesilesiyle helva yapılırken insanlar bir araya gelir. Helva yalnızca bir tatlı değil; acının da sevincin de paylaşılmasının sembolüdür. Bir kez helvanın kokusu yayıldı mı insanlar onun etrafında toplanmaya başlar.
Bugün ise fiilen etkisizleştirilmek istenen "baba ocağı"nın başında, üç yıl önce seçimi kaybetmiş ancak hâlâ tüm kuralları belirlemeye çalışan, "top sahibi çocuk" misali davranan atanmış bir eski genel başkan bulunmaktadır. Bu nedenle helvadan söz etmek iki farklı anlam taşımaktadır.
Birincisi, canlı bir cenazeye dönüşmüş yapının helvasını yapmak; yani onu eski haline döndürmenin artık mümkün olmadığını kabul etmektir.
İkincisi ise mevcut yapının küllerinden yeni ve gerçekten demokratik bir siyasi oluşumun doğuşunu hazırlayan helvayı yapmaktır.
Asırlık CHP tarihinin düz bir çizgi izlediği, her dönemde ilerici ve devrimci bir hatta yürüdüğü elbette söylenemez. Kuruluşunda da iktidar yıllarında da sevaplarıyla birlikte günahları vardı. Muhalefet dönemlerinde de önemli hatalar yaptı. Buna rağmen, çeyrek asra yaklaşan Saray rejimi karşısında toplumun geniş kesimleri için hiç olmadığı kadar güçlü bir umut odağı haline geldi.
Tam da bu nedenle yaşananlar sıradan değildir. Operasyonlardan tutuklamalara, kayyım tartışmalarından dokunulmazlık girişimlerine kadar uzanan süreç, partiyi siyaset sahnesinden tasfiye etmeye kadar varabilecek bir hatta ilerlemektedir.
Böyle bir dönemde CHP'nin helvasını yapmak ancak ikinci anlamıyla anlamlı olabilir: Aşağıdan yukarıya yeni bir halk hareketinin, yeni bir siyasal örgütlenmenin ve yeni bir başlangıcın helvasını yapmak...
Kuşkusuz yeni bir parti kurmak, helva yapmak kadar kolay değildir. Malzemenin varlığı tek başına yetmez; mutfakla aşçının da uyum içinde olması gerekir. Ancak üyelerin ve il örgütlerinin büyük çoğunluğunun seçilmiş yönetimden yana olduğu, herşeye rağmen belediyelerin ve seçilmişlerin iradesini tanıdığı da açıktır.
Asırlık marka değerine rağmen CHP'nin asıl gücü yalnızca isminden değil, örgütsel birikiminden ve toplumsal karşılığından gelmektedir. Mali kaynakların kayyımcı genel merkezin kontrolünde olması önemli bir dezavantajdır. Buna karşılık sıfırdan bir "Halk Partisi" kurmak ya da seçimlere girme yeterliliği bulunan başka bir parti çatısı altında örgütlenmek, başlangıçta bazı kayıplar yaratsa da yeni bir siyasal enerji üretme potansiyeli taşımaktadır. Üstelik bu hamle, geçim derdi,geleceksizlik ve adalet arayışı nedeniyle iktidardan uzaklaşan kesimlerin de katılımını sağlayabilecek yeni bir çekim merkezi oluşturabilir.
Çünkü un var, şeker var, yağ var.
Ama helvayı yapmak geciktirilirse eldeki malzemeler bayatlayabilir. O zaman ortaya çıkacak sonuç ne acıyı paylaşmaya yetecek ne de geleceğe dair umutları tatlandıracaktır.