Yüzyıllarca süren Asur – Urartu mücadelesini işlemeye bugün dördüncü yazıyla devam ediyorum.

Orta Asur Dönemi’ni kralları I. Salmanasar ve I. Tukulti Ninurta’dan sonra başka krallar gelip geçse de bu devirdeki en önemli Asur krallarından birisi I. Tiglat Pileser’dir. Milattan önce 1114 – 1076 yılları arasında Asur tahtında kalan I. Tiglat Pileser, çok sayıda seferle bölge coğrafyasında önemli etkiler bırakmıştır. Asur kralı kendisini bir yazıtta şöyle tanımlamaktadır: “Tüm tanrıların yöneticisi, egemenliğin tacını ve asasını veren, egemenliğin destekçisi büyük bey Tanrı Asur; tüm Annunaka tanrılarının kralı, tanrıların babası Bey Tanrı Enlil; Ayın efendisi, yüce ilahi hilal Bilge Tanrı Sin; gökyüzünün ve yeraltının yargıcı, düşmanın ihanetini gören, kötüyü ortaya çıkaran Tanrı Şamaş, kahraman, düşman bölgelere, dağlara, denizlere fırtına gibi esen Tanrı Adad; en yürekli, suçlunun ve düşmanın katili, kalbin arzularını yerine getiren, Tanrı Ninurta; tanrılar arasında önde gelen, kargaşanın sahibesi, savaşları donatan. Tanrıça İştar. Sevilen prens, sizin tek seçiminiz, özenli çoban, kalplerinizin sabrı ile seçilen, egemenlik tacının sahibi, Tanrı Enlil’in toprakları üzerinde hâkimiyet kuran kral, Tiglat-pileser’in büyük egemenliğini sağlayan gökyüzünün ve yeraltının yöneticileri Büyük tanrılar, ona liderlik, üstünlük ve cesaret verdiler, Ehursagkurkurra tapınağının hizmetkârı, ebedi hâkimiyeti ilan edilen, Tiglat-pileser, güçlü kral, evrenin rakipsiz kralı, dört cihanın kralı, tüm prenslerin prensi, efendilerin efendisi, çobanların başı, kralların kralı, rahiplerin özenlisi, Tanrı Şamaş’ın insanlığa hükmetmesi için kutsal asa verdiği, Tanrı Enlil’e bağlı, çobanların sadığı, adı prenslerden üstün adlandırılan, yüce rahip, tanrı Asur tarafından silahları bilenen, adı dört cihanın ebedi hâkimi diye anılan, uzak ülkelerin yukarı ve aşağı sınırlarını ele geçiren, ışığı ile uzak memleketleri kapsayan parıldayan gün, Tanrı Enlil’in emri ile tanrı Asur’un düşmanlarını tıpkı bir yağmur fırtınası gibi kaplayan, yenilmez kral. Hâkimiyetimi yücelten, büyük gücümü ve kuvvetimi veren, onların (düşmanların) sınırlarına yayılma emri veren tanrı Asur ve büyük tanrılar, büyük savaşta elimi 49 güçlü silahlarıyla donattılar. Asur’a düşman olan prensleri, ülkeleri, şehirleri, dağları ele geçirdim. 60 kral ile rekabet ettim ve savaşta onlara karşı zafer kazandım. Asur topraklarına toprak, nüfusuna nüfus kattım. Ülkemin sınırlarını genişlettim ve hepsini yönettim.” [1]

Urartu (3)

Görüldüğü gibi Asur kralları övünmenin bol olduğu, birçok ünvanla (efendilerin efendisi, çobanların başı, kralların kralı, rahiplerin özenlisi, yenilmez kral gibi) kendilerini tanıttığı yazıtların bakış açısı hemen hemen aynıdır. Asur kralları yendiklerini söyledikleri her aşiret liderini bir kral gibi göstererek propagandalarını yapmışlardır. Yazıtlarda sürekli olarak 63 kralı, 60 kralı, 43 kralı yendiklerini söyleyerek kendi gücünü ve ihtişamını göstermeye çalışmışlardır. Asur kralı I. Tiglat Pileser, krallık süresi boyunca Fırat Nehri’ni 28 kez geçtiğini yazıtlarda anlatmaktadır. Bu dönemde yoğun bir şekilde seferlerin ve savaşların gerçekleştiği açığa çıkıyor. Bu kral döneminde kutsal Asur kenti ve Ninive(Ninova) imar faaliyetlerinden geçiriliyor ve döneme göre modern hale getiriliyor.

Urartu (2)

Orta Asur Dönemi kralı I. Tiglat Pileser, çıktığı seferleri, mücadele ettiği halkları şöyle anlatmaktadır: “Tanrı Asur ve büyük tanrılar, hâkimiyetimi yücelten, büyük gücümü ve kuvvetimi veren efendilerim, bana düşmanın sınırlarına yayılma emri verdiler. Büyük savaşta silahlarımı donattılar, Asur’a düşman olan prensleri, ülkeleri, şehirleri, dağları ele geçirdim. Tahta çıktığım senede 20.000 bin Muşkili ve 50 yıldır efendim Tanrı Asur’a haraç ve vergi ödememiş olan, Alzu ve Purulumzu memleketlerini elinde tutan, hiçbir kralın yenemediği 5 Muşki kralı güçlerine güvenerek Kadmuhu ülkesine indiler ve orayı ele geçirdiler. Efendim Tanrı Asur’un yardımlarıyla arabalarımı ve ordumu hazırladım ve geride kalanları beklemeden Kaşiyari Dağının engebeli arazisini aştım. Onların 20.000 bin kişilik ordusuyla 5 kralı ile Kadmuhu Ülkesi’nde savaştım. Onları yendim. Fırtına cini gibi onların askerlerinin gövdelerini savaş alanına yığdım ve kanlarını, dağların çukurlarına ve düzlüklerine akıttım. Başlarını kestim ve onları hububat yığını gibi şehirlerinin çevresine yığdım. Onların sayısız ganimetlerini, mallarını ve eşyalarını aldım. Silahlarımın önünden kaçan ve bana boyun eğmeyen, onların sürüsünden geride kalan 6000 askeri aldım ve onları ülkemin halkı olarak kabul ettim.” [2]

Urartu (4)

Asur kralının bu yazıtta yer verdiği Muşkiler ile ilgili farklı kaynaklar farklı saptamalarda bulunur. Ancak Muşkilerin tarihsel coğrafyası hakkındaki baskın görüş onların bugünkü Keban Barajı’ndan Bingöl Dağları’na kadarki coğrafyada aşiretler halinde yaşadıkları görüşüdür. Asur kralı da yazıtta 5 Muşki kralı diyerek onların merkezi bir güç değil farklı aşiretler halinde yaşayan farklı liderler tarafından yönetildiklerini bize gösterir. Aynı yazıtın detayı bize bölgenin tarihsel coğrafyası hakkında daha fazla bilgi vermektedir: “Asur’un oğlu, kâinatın kralı, kral Murakkil-Nuşku oğlu. Üç defa Nairi ülkesine yürüdüm ve engin toprakları fethettim. Tummu’dan Daienu’ya, Himua, Paiteru ve Habhu’yu fethettim. Onlardan haraç ve at koşumları teslim aldım. Savaşta 12.000 Muşki askerini, geniş Muşki topraklarında yendim. Yayımla savaş adamlarını sağdan sola ( bir uçtan uca ) cesetlerini ovaya serdim. 4000 Urumu ve Abeslu askerini aldım, boyun eğmeyen Hatti askerini kendi ülkemin halkından saydım. Tüm Lullumu, Salua, Qummenu, Katmuhu ve Alzu ( Alzi) şehirlerini fethettim.” [3]

Yazıtta Asur kralı I. Tiglat Pileser, Himua ülkesini aldığını söylüyor. Himua ülkesi bu yazıttan yaklaşık 150 yıl önce Asur kralı I. Salmanasar’ın yazıtında Himme olarak geçiyor. 150 yıllık zaman içerisinde yer adının bazı harflerinin değişime uğraması gayet normaldir. Bu durumu daha önce açıklamıştım. 150 yıl önceki yazıtta I. Salmanasar’ın aldığını söylediği Himme ülkesini, 150 yıl sonra I. Tiglat Pileser de aldığını söylüyorsa bu durum bize bu ele geçirme hareketlerinin kalıcı olmadığını, Asur’un kuzeyinde yer alan bu bölgelerin fırsat bulduğunda Asur’dan bağımsızlaştıklarını, Asur krallarının yıkıcı seferlerinin kısa sürede bölgede büyük tahribatlar yaratsa da bölge halklarının daimi bir direngenlik içerisinde olduklarını anlarız. Yine yazıtta Salua ülkesini görürüz. Salua ülkesinin hiçbir harf değişimine uğramadan 150 yıl önce I. Salmanasar’ın yazıtında da yer aldığını görürüz. Salua ülkesi tıpkı Himme ülkesi gibi tekrardan ele geçiriliyor. Yazıtta bir diğer dikkat çeken nokta Hatti’den bahsetmiş olmasıdır. Hatti, bu yazıtta yazılmadan yüzyıllar önce Hititler coğrafyaya egemen olmadan önce bölgede yaşayan halktı. Yani Hititlerin Hattuşaş( ya da Türkçesiyle Boğazköy) merkezli Anadolu’da bilinen ilk merkezi krallığı kurmadan önceki dönemde Hattiler ( ya da Xittîler) bölgenin hakimiydiler. Hititler, Hatti ülkesini ele geçirip kendi krallıklarını kurdular. Yüzyıllar sonra bile Hatti ismi Asur kralının yazıtında geçiyor. Hititler, Milattan önce 1200’lerden sonra tarih sahnesinden çekilirken tarihçilerin Geç Hitit Devletleri olarak adlandırdıkları yerel krallıklar bağımsız olmuşlardı. Büyük ihtimalle Asur kralının Hatti askerleri olarak nitelendirdiği askerler, Geç Hitit Devletlerinden birisinin ordusuna ait askerlerdir. Zira Hititler her ne kadar krallık kursalar da onların hüküm sürdüğü coğrafya çoğunlukla Hatti ülkesi olarak anıldı. Asur kralının zikrettiği Qummenu sonraki birçok yazıtta değişerek Kumme olarak yazılacak. Yine Katmuhu yer ismi de ileriki kayıtlarda Kummuhu olarak yazılacak. Asur’un kuzeyindeki dağ kralları yüzyıllar boyunca Asur ordularına karşı direnmişlerdir.

Dipnotlar:

[1] [2] ve [3] : : Grayson AK (1991) Assyrian Rulers of the Early First Millennium to 1114-859 BC: The Royal Inscriptions of Mesopotamia, Assyrian Periods, vol. 1, (Toronto/Buffalo/London)