Siyasette bazen bir partinin oyundan önce adı konuşulur.

Kimi zaman amblem tartışılır, kimi zaman kısaltması…

Kimi zaman da asıl mesele, sandıktan çıkan sonuç değil, sandığa girerken seçmenin kafasının karışıp karışmadığıdır.

Şimdi yine böyle bir isim meselesinin içindeyiz:

Yeni Parti’nin adı korunabilecek mi?

Yargıtay, isim benzerliği nedeniyle Yeni Parti’ye adını değiştirmesi için 18 Eylül’e kadar süre vermiş.

Gerekçe ise seçimlerde kimsenin pek farkına varmadığı, seçmenin de fazla itibar etmediği bir başka parti: Yenilik Partisi.

Yenilik Partisi, Yeni Parti’nin isminin kendi partileriyle karışabileceği gerekçesiyle Yargıtay’a başvurmuş.

Yargıtay da başvuruyu dikkate almış ve Yeni Parti’ye: “İsmini değiştir.” demiş.

Yeni Parti ise Anayasa Mahkemesi kararını bekliyor.

Beklemekten başka çareleri de pek yok gibi…

Çünkü mesele yalnızca bir kelime meselesi değil.

“Yeni” kelimesi siyasette sandığımızdan daha kıymetli.

Yenilik Partisi’nin seçimlere girme hakkına sahip olup olmadığı veya seçimlerde ne kadar oy aldığı, kaç kişinin adını bilerek sandığa gittiği, kaç seçmenin gerçekten bu partiye itibar ettiği ayrı bir tartışma.

Fakat ilginç olan şu:

Seçmen nezdinde ciddi bir karşılığı olmadığı düşünülen bir parti, şimdi “Yeni” isminin korunmasında belirleyici hale geliyor.

Yani sandıkta büyüyemeyen parti, siyasetin tabelasında büyüyebilir mi?

İşte asıl soru bu.

Çünkü “Yeni” kelimesi başlı başına bir siyasi vaat.

Eskiyi çağrıştırmıyor.

Eskimişliği, yıpranmışlığı, başarısızlığı, geçmişin yüklerini bir kenara bırakıp yeni bir başlangıç yapma iddiasını taşıyor.

Siyasette bazen programdan önce isim akılda kalıyor.

Bazen seçmen neyi neden seçtiğini değil, neyi hatırladığını biliyor.

Bu nedenle “Yeni” isminin cazibesi küçümsenecek gibi değil.

Yeni Parti sözcüsünün açıklaması da zaten bunun farkında olduklarını gösteriyor.

İsim değişikliği zorunlu hale gelirse “Yeni” kelimesini koruyup önüne ya da arkasına başka bir kelime ekleyebileceklerini söylüyorlar.

Yani Yeni gidecekse bile…

Yeni’nin kendisi gitmeyecek.

BANAP da böyle gitmişti

Bu tartışma ister istemez bizi geçmişe götürüyor.

1980’lerin ortasına…

Özal dönemine…

O günlerin iktidar partisi Anavatan Partisi, yani ANAP’tı.

ANAP’ın iktidarda olduğu yıllarda adına ve kısaltmasına oldukça benzeyen bir parti ortaya çıktı:

Büyük Anadolu Partisi.

Kısaltması ise:

BANAP.

İsim benzerliği tesadüf müydü, siyasal hesap mıydı, yoksa ANAP’ın yarattığı siyasi rüzgârdan yararlanma arayışı mıydı?

Bunu bugün tartışmanın fazla bir manası yok.

Keza BANAP, ANAP’a fazlasıyla benziyordu.

ANAP’ın itirazı üzerine mesele yargıya taşındı.

Sonuçta BANAP gitti…

BAP geldi.

Fakat iş burada bitmedi.

Parti yeni ismiyle birlikte yeni bir amblem de buldu.

Ve o amblem Türkiye siyasetinin en ilginç siyasi mizah örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı:

Davulu delen Jaguar!

Jaguar nereden çıktı?

O yıllarda Turgut Özal’ın kızı Zeynep Özal ile baterist Asım Ekren’in evliliği ve çifte hediye edildiği gündeme gelen Jaguar otomobil kamuoyunda ciddi tartışma yaratmıştı.

İşte Büyük Anadolu Partisi de dönemin siyasi atmosferini yakalayan bir gönderme yaptı.

Davul…

Asım Ekren.

Jaguar…

Özal ailesiyle gündeme gelen otomobil.

Ve sonuç:

Davulu delen Jaguar.

“Siyaset” bazen böyle bir şeydir.

Bir partinin adı mahkeme kararıyla değişir.

Ama siyasal mizah, mahkeme kararıyla değiştirilemez.

BANAP’tan BAP’a geçilirken isim değişmişti ama Jaguar, dönemin siyasi hafızasına çoktan girmişti.

Bugünün “Yeni”si

Bugün karşımızdaki tablo ise geçmişten biraz farklı.

Yeni Parti iktidar partisi değil.

Hatta ortaya çıkış biçimi bakımından da sıradan bir parti değil.

CHP hakkında verilen butlan kararı sonrasında yaşanan süreçte, CHP’nin önceki yönetiminde yer alan isimlerin Yeni Parti’nin kurucuları haline gelmesiyle ortaya çıkan bir yapıdan söz ediyoruz.

Dolayısıyla Yeni Parti’nin siyasi tartışması daha kurulurken başladı.

Şimdi ise başka bir tartışmanın içine çekiliyor:

İsmi korunabilecek mi?

Yenilik Partisi’nin başvurusu bu nedenle yalnızca hukuki bir isim benzerliği meselesi olarak görülmeyebilir.

Çünkü siyasette isim, özellikle de “Yeni” gibi doğrudan siyasi çağrışım taşıyan bir kelime, basit bir tabela değildir.

Peki kimin kafası karışacak?

İşte burada biraz durmak gerekiyor.

BANAP olayında kafa karışıklığının kime yarayacağı belliydi.

ANAP seçmeni, karşısında ANAP’a benzeyen bir isim gördüğünde yanlışlıkla da olsa başka bir partiye yönelebilirdi.

Yani büyük olan partinin adıyla küçük olan partinin adı arasındaki benzerlik, küçük parti için potansiyel bir avantajdı.

Bugünkü tablo ise bunun tam tersi.

Eğer gerçekten bir isim benzerliğinden kaynaklanan seçmen karışıklığı olacaksa, bundan Yenilik Partisi’nin daha fazla yararlanması ihtimali var.

Çünkü “Yeni” kelimesi Yeni Parti’yi çağrıştırıyorsa, bu çağrışım sandıkta Yenilik Partisi’nin işine yarayabilir.

Seçmen “Yeni Parti” diye düşünüp “Yenilik Partisi”ne yönelir mi?

Bunu sandık gösterecek.

Asıl mesele isim mi, meşgul etmek mi?

Elbette hukuki açıdan bakıldığında her siyasi partinin adının ve ambleminin başka bir partiyle karıştırılmaması gerekir.

Bunda sorun yok.

Sorun başka yerde:

Bu başvurunun zamanlaması ve siyasi sonucu ne?

Şikâyeti yapan parti, seçimlerde ciddi bir toplumsal karşılığı olan büyük bir parti olsaydı, tartışma daha anlaşılır olabilirdi.

Fakat ortada seçimlerde ciddi bir ağırlık yaratamamış bir parti var.

Buna rağmen Yeni Parti’nin adının değiştirilmesini sağlayabilecek bir başvuru yapılıyor.

Üstelik söz konusu parti, doğrudan CHP’den kopan ve CHP’nin eski yönetim kadrolarından oluşan Yeni Parti.

O zaman ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:

Mesele gerçekten isim benzerliği mi, yoksa Yeni Parti’yi daha kuruluş aşamasında meşgul etmek mi?

Bunu elbette kesin bir hüküm olarak söylemek mümkün değil.

Ama siyasette bazen ne yapıldığı kadar, neyin ne zaman yapıldığı da önemlidir.

Yeni gider, ne kalır?

Yeni Parti’nin sözcüsü, “Mecbur kalırsak Yeni kelimesini koruruz, önüne veya arkasına bir kelime ekleriz” diyor.

Demek ki mesele çözümsüz değil.

Yeni Parti’nin adı değişebilir.

Yeni’nin önüne bir kelime gelir.

Arkasına bir kelime gelir.

Belki:

“Yeni bilmem ne…”

Belki:

“Bilmem ne Yeni…”

Ama bir şey değişmez:

İsim değişse bile tartışmanın kendisi devam eder.

Çünkü mesele artık yalnızca bir partinin adı değildir.

Mesele “Yeni” olmanın kime ait olduğu da değildir.

Daha önemli bir mesele vardır:

Mevcut siyasal düzenin devamını sağlayacak bir siyasetin önünün açık tutulması…

Yeni olanın gerçekten yeni olup olmadığı, tabeladaki kelimeyle değil, siyasette neyi değiştirdiğiyle ölçülür.

Bugün değil bir BANAP’lı, tek bir ANAP’lı bile bulmak mümkün değil.

Tabelalar değişti.

Kısaltmalar değişti.

Amblemler değişti.

Partiler geldi, partiler gitti.

Ama siyaset, bazen isimlerden çok daha uzun yaşadı.

Belki bugün de Yeni Parti’nin adı değişecek.

Belki değişmeyecek.

Belki Anayasa Mahkemesi başka bir karar verecek.

Ama siyasetin ironisi şimdiden hazır:

Dünün Jaguar’ı davulu delmişti.

Bugünün “Yenilik”i ise başka bir partinin ismini delmeye çalışıyor.

Son sözü yine mahkeme söyleyecek.

Ama sandıkta son sözü söyleyecek olanın adı belli:

Seçmen.

Ve seçmenin kimin adını hatırladığı, kimin adını karıştırdığı, kimin adını gerçekten istediği…

Bütün bu hukuki tartışmalardan çok daha önemli olacak.