Bazı insanlar vardır; her kaba girmez, her rüzgâra göre yön değiştirmez. Çünkü onların bir tarafı güldür, bir tarafı diken. Gülü emeğe ve insana uzanır, dikeni ise sömürüye ve haksızlığa batar. İşte böyle insanlar yüzünden düzen rahatsız olur. Çünkü onlar susmaz, eğilmez ve unutmaz.
Sadık Aytekin’in bir şiiri vardır. Kısadır ama çok şey anlatır:
Her kaba su
Her kaba su olamam
Dikenlerim güllerim var
İnsanlık mezhebindenim
Bedreddin yolunda.
Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in bu kaçıncı gözaltısı sonrasında tutuklanmasıdır bilmiyorum. Ben çetelesini tutmadım. Belki de kendisi de tutmamıştır.
Sendikacılar çeşit çeşit. Kimine artık ağa deniyor, kimi ağalık yolunda, kimi ise işçi direnişlerinde, sonrasında mahpushanede. Antep’ten Urfa’ya, oradan Tokat’a… Nerede bir tekstil işçisinin sendikalaşma mücadelesi ya da eylemi varsa orada. Sınıfının sendikası sadece kendi işkolunda değil; nerede bir hak mücadelesi varsa ya fiziken orada ya da ruhen.
BİRTEK-SEN kurulalı çok olmadı. Örgütlü olduğu iş yerlerinde tekstil işkolunda etkili bir sendika. Yetkili olan sendikalar eğer etkili de olsalardı BİRTEK-SEN’e ihtiyaç olmaz, kurulmazdı. İhtiyaçtan doğan bir sendika olunca onun başkanı da elbette işverenin, patronun dikkatini çekecektir.
Türkmen’in son olarak Sırma Halı işçilerine yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek, patronun isteği ikiletilmeden önce gözaltı, ardından tutuklama geldi. Şaşırdık mı? Hayır. Bu düzen patronların düzeni, bu devlet patronların devleti olunca adaletin bir isim olmaktan başka bir manası kalmıyor adeta.
Türkmen “her kaba su” olacak bir sendikacı değil ki. Onun gülleri ve dikenleri var: gülleri işçilere, dikenleri hak nedir bilmeyen, sömürünün aktörleri patronlara. Her sözü —ki bu sözler örgütlenme, hak, adalet ve insanca yaşam isteğidir— patrona diken olarak batınca kaba kuvvetin yerini bu kez ihbarlar ve şikâyetler alıyor. “Halkı kin ve nefretle ayrıştırma” gerekçesiyle gelen tutuklama… Eğer bu Türkmen’i yıldıracak olsaydı, girer miydi hiç bu yola?
Mehmet Türkmen bir halı dokuma işçisi. Dokuz yaşında Antep’teki Ünaldı Sanayi Bölgesi’ndeki halı atölyelerinde çırak olarak başladığı işçilik hayatı 15 yıl sürdü. Genç bir işçiyken sendikal hareketin içinde yer almaya başladı. Son 25 yıldır Antep’te gerçekleşmiş pek çok önemli grev, direniş ve sendikalaşma mücadelesinde aktif görev aldı.
Türkmen; Antep, Urfa, Maraş, Adıyaman, Malatya gibi bölge illerindeki tekstil fabrikalarında yürütülen sendikal faaliyetlerin içinde oldu. Tokat Şık Makas işçilerinden Şireci işçilerine kadar direnen işçilerin yalnızca yoldaşı değil, sesi oldu. Sadece onların değil; direnen Migros işçilerinin de dostu oldu. Nerede direnen bir işçi varsa onun sesi olmaya çaba gösterdi.
Sendikacılığı meslek edinmiş, suya sabuna dokunmayan bunca yöneticiden biri olmak işin en kolayı olsa gerektir. Ama Mehmet Türkmen, o sarı’lık hastalığına yakalananların aksine, Şeyh Bedreddin soyundan gelen bir damarın temsilcisi gibidir. Ne çektiyse insan olduğundandır; ne yaşadıysa gerçeğe, özgürlüğe ve adalete olan inancından dolayıdır.
Türkmen’in sözleri de aslında yaşananların özeti gibidir:
“Tutuklayın, belki böyle adaleti sağlarsınız. Neyi çözecekseniz? Böyle her şey prosedüre uygunmuş gibi. Gerek yok bunlara. Bundan sonra bir patron şikâyet ettiğinde direkt alıp cezaevine götürün. Bu oyunu oynamayın. Böyle ifadeler, yargılamalar, duruşmalar… geçin bunları. Patronun kararı neyse onu uygulayın direkt.
Şu memlekette her yıl onlarca işçi ölüyor fabrikalarda; kolları, elleri kopuyor. Bir tane patron ifade bile vermiyor. Ama bir sendikacı bunu dile getirdiği için patronun şikâyetiyle tutuklanıyor. Sonra da bu ülkede adalet var deniyor. Hadi oradan! Bu kenti patronlar yönetiyor; bu kentin savcıları, yargıçları da bir kez daha patronların emriyle hareket ettiğini kanıtladı. Hiçbir suç olmaması, sadece bu ülkede adalet yok dediğim için tutuklandım.”
Mahpusluk ona bir şey yapmaz, bunu biliyorum. Ama onun yeri hapishane değildir. Onun yeri işçi sınıfının yanıdır.
Şimdi dayanışma sırası işçilerde, gençlerde ve ezilenlerde.
Çünkü bazı insanlar her kaba su olmaz; ama o emekçiler sayesinde ,emekçilerle birlikte bir gün evet bir gün bu düzen kabına da sığmaz ,taşar sel olur, özgür olur...