“Hayırlı Günler Komşum, Derdin Derdimizdir” başlığıyla paylaşılan bir videoda, MHP’nin Kars il ve ilçe teşkilatlarının bir köy evinde yaşayan Çiçek Teyze’yi ziyaret ettiği görülüyor. Evin kötü durumdaki mutfak ve banyosunun tadilatı için söz veriliyor; tadilat tamamlanınca tekrar gidiliyor. Kamera kayıtta, Çiçek Teyze battaniyeye sarılı ama memnun ve duacı. Malum kış ayındayız. Soba ve odun yardımı sözü de veriliyor, karşılığında bolca dua alanların da mutluluğu kayda geçiyor. Ne güzel…

Ama asıl manzara bundan ibaret değil.

Yoksulluğu ortadan kaldırmak bir yana, azaltmayan; yalnızca milyonlarca yoksul ve muhtaç haneden birinin görünürlüğünü bir süreliğine örten pansuman niteliğinde politikalara tanıklık ediyoruz. Bu tür ziyaretlerde partililer görevlerini yaptıklarını, “halkın derdine derman” olduklarını düşünerek ayrılıyorlar. Ertesi gün başka bir ilçede, başka bir köyde benzer bir “iyilik” sahnesi… Proje birkaç yerde uygulanıyor, "vazife" tamamlanıyor. Harç bitti, yapı paydos. Evli evine, köylü köyüne...

Bir zamanlar siyaset sahnesinde bu grup tarafından kullanılan " vatan, millet..." gibi hamasetin yanında “dik baş, tok karın, mutlu yarın” gibi sloganlar, toplumun umutlarını belirleyen sözlerdi. Oysa hayat, tok karna giden yolun hayırseverlikten değil, yoksulluğu üreten düzenle hesaplaşmaktan geçtiğini gösteriyor. Bir evin kapısına odun bırakmak, askıda ekmek dağıtmak, veresiye defteri kapatmak… Bunlar, yoksulluğu yaratan nedenlere dokunmayan; sadece sonuçlarını kısmen ve geçici olarak hafifleten pratiklerdir sadece.

Türkiye’de geçmişte “gizli hayırsever” olarak sunulan kişilerin, sonradan büyük servet birikimlerinin karanlık ilişkilerle iç içe geçtiğinin ortaya çıkması hâlâ hafızalarda. Hayırseverlik ile akla(n)ma operasyonu arasındaki çizginin nasıl inceldiği artık bilinen bir gerçek. Bu ülkede “varlık”, yoksulluğun üzerinde dolaşan bir gölgeye, ağır bir buluta dönüşmüş durumda.

Victor Hugo’ya atfedilen şu söz bugün de yerli yerinde duruyor:

“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz. Biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk.”

Hugo’nun Sefiller’de anlattığı düzen, insan ve yoksul öğüten bir değirmendir. O değirmenin adı kapitalizmdir; paranın, kendi kendini büyüten servetin ve sömürünün düzeni. Bu düzenin Türkiye’deki karşılığı ise son derece somut: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 20 milyon kişi sosyal yardımlarla ayakta duruyor. Gayriresmî yardımlar da eklendiğinde sayı daha da artıyor; ülke adeta bir yardım ekonomisine bağlanmış durumda.

Yoksulluğu yaratan koşullar yerinde dururken yapılan her “yardım”, onun kalıcılığını pekiştirmekten başka bir işleve sahip değil. Çünkü yoksulluğun olduğu yerde yardım siyaseti, yoksulluğun ortadan kalktığı yerde ise hak siyaseti ve halkın örgütlü gücü vardır.

MHP Kars teşkilatının yürüttüğü bu proje birkaç sembolik pansumandan öteye geçemiyor. Siyasi işlevi ise açık: Yoksulların yönetilebilir, minnet duyan ve görünürlüğü kontrol altında tutulmuş bir kesim olarak kalması. Açlık sınırının 30 bin TL’ye, yoksulluk sınırının 100 bin TL’ye dayandığı bir ülkede, hayat birkaç tadilatla, bir soba ve bir parça odunla, bir videoya sığdırılan "iyilik gösterileriyle" değişmez.

Çizgi burada çekiliyor:

Ortadan kaldırılmış yoksulluk mümkün mü?

Elbette mümkün. Yoksulluk, yardımla değil; hakla, eşit paylaşımla, emeğin örgütlü mücadelesiyle sona erer.

Onlar yardım edilmiş yoksullar istiyor.

Emekçiler ise yoksulluğun tarihe karıştığı bir ülke istiyor.

Fotoğraf: Gazete Kars