"Söyleyecek sözü olan anlatsın(...) Yeter ki kendinden, bizden söz etsin(...)Neler gördük neler bu güne kadar/ Daha gidilecek yerlerimiz var/ Bizi buralarda unutamazlar/ Kalacak bir türkü söyler gideriz."*

"Birikir damla damla..."

Geçtiğimiz yıl izan yayıncılık listesinde çıktı ancak ben daha yeni okudum. Bir hay huy içerisinde ulaşamamış ve okuyamamıştım.

Birikir damla damla... Bir anı kitabı(mı) acaba, sorusuna verilecek yanıt “evet” olduğu gibi pekâla “hayır” da olabilir. Meral Bekar'ın çocukluğundan, ailesinden, geçmişten bu güne uzanan bir anı demeti olduğu kadar bizzat içinde olmadığı ancak bilinmesi ve unutulmaması için önemsediği dönemin önemli olaylarının anımsatılması ve her şeye rağmen geleceğe dair umutla örülen büyük boyda 361 sayfalık adı gibi damla damla birikenlerin toplamı bir kitap. Meral Bekar, yazarken kendi yaşamından yola çıksa da bu günlerin de içinde olduğu bir dönemi anlatıyor.

Anı aktaran ister istemez kendini anlatır “bunda ne sorun olabilir ki” bile dedirtmiyor. Çünkü "ben" yerine "biz" daha çok birikmiş. Dışarıda ailesi içeride aynı tarafta yer alan arkadaşlarıyla "biz" olanların ve tabii ki, karşı(mız)dakilerin, kısacası memleketin hikayesinin adıdır; "Birikir damla damla...

Maral Damla

Söyleyecek sözü var, yalansız, dosdoğru, eksiği var fazlası yok, türkü söylemekten geri durmuyor geçmişe ağıt yakmak yerine yarına ulaşacak türküleri seslendiriyor. Onca acı içinde direnişleriyle, onca acı(lar)dan sonra umutla yaşama sarılmasıyla devrimci(lerin) hikayesidir. 12 Eylül 1980 cuntası'nın  yaratmak istediği "ölü balık gözü gibi bakar hale" getirilmek istenen insanlardan olmayan ama baskıya, işkenceye direnmek "o kadar zor değil " diyenlerden. 12 Eylül'ün Mamak zindanında yaşatılanları anlatırken bir mağdur değil Meral Bekar. "Kaktüsler Susuz Da Yaşar" "Kadınlar Mamak Cezaevini Anlatıyor" kolektif kitap ispatı bunun. O(nlar) bir taraf!

Geçtiğimiz günlerde Kobani kumpas davasından yaklaşık 8 yıl sonra tahliye edilen ve 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır zindanında yıllarca kalan Gültan Kışanak da taraf  hakeza.

Mamak Cezaevi'ndeki bir eylemde tek başına kalsa da Nasuh Mitap da bir taraf.

Bir döneme tanıklık ederken yalnız olmadığını A Blok'un direnişçi kadınlarıyla kolektif direnişleriyle boyun eğmeyenlerin türküsünü söylüyorlar. Yetmiyor türkü de  yakıyorlar içerde Erdal'a.

"Erdal’ım

darağaçlarında Denizleri yaşatan

körpecik fidanım benim

Andın andımız,

Sevdan sevdamız."**

Sürüyor o sevda...Sürüyor o kavga...

"bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! ***

"O kadar zor değil direnmek" diyenlerle taraf. Direnmekten zorla vazgeçirilenler de taraf. Bir kısmı "mağdur" olup tarafını terk etse de her biri aslında birer taraf.

Beşli generallerin tarafında Raci Tetik'ler, Esat Oktay Yıldıran'lar gibi apoletliler yalnız değil, şimdi gülme sırası bizde diyen sermaye sözcüleri de taraf. Peşi sıra gelen "Çankaya'nın şişmanı"da taraf. Külliyenin tek adamı da taraf bugün. Bi-taraf edilmek istenen ekmek ve özgürlük mücadelesi veren herkes, işçi sınıfı başta taraf zaten. Kaderlerini bu sınıfla birleştirenler de taraf.

Köy Enstitüsü'nden öğretmenlerin mücadele örgütü TÖB-DER'den, "kanlı pazar"a, 6.filo'dan, büyük işçi direnişlerine,12 Mart 1971 Muhtırası'dan 12 Eylül askeri faşist cuntaya. Denizlerden Erdal'a,89 Bahar Eylemlerine, gençlik hareketlerinden halk hareketlerine, Maraş katliamından 2 Temmuz Sivas'a, Gezi Direnişinden Soma Maden faciasına, baskılardan direnişlere yenilgilerden zafere değin neler neler var kitap içinde. Bir yakın tarih okuması dersem hiç de abartmış olmam.

Ne yalan söyleyeyim yazar ile özdeşleşen yanları da olunca insanın daha bir başka oluyor. Erdal Eren'in idamını askeri gözetim evinde ****bir nöbetçi er fısıldamıştı bize.

Biri 5 yaşında bir 40 günlük iki çocuktan koparılmış birisi olarak 10 yıl aradan sonra benzer şeyleri yaşamak aynı zorunlu mekanlarda kalmak beni bir kısım okurdan ayrı yere koydu ister istemez. O günleri yazdığı için benim gibi olanların yap(a)madığını yaptığı için sanki bir noksanımı(zı) tamamladığı için daha bir sahiplenerek okudum. Sanatsal yanı, dili, şusu busuna bakmadan okudum. Bu da benim yanlışım olsun. Onu da diğer kitapseverler, eleştirmenler yapsın.

Yeri gelmişken söyleyeyim Meral Bekar'ın içerdeyken "Anneler Günü'nde annesine yazdığı mektupta "yavrusu dışarıda yavrusu içerde iki ana olarak söyleşelim istedim" betimlemesi bana yetti de artı bile.

Son söz kapak tasarımını da yapan Cihan İnan Bekar'ın olsun:

“Örgütlü kötülüğe ve sistematik zulme rağmen dayanışmayla örülen kolektif ve örgütlü direnç, karanlık günlerde umudu ve cesareti yeşertsin. Yaşananları sadelikle ve sorumlulukla bugünden yarına aktarışı ile geçmiş ve gelecekteki yoldaşlarına selam olsun. Sevgi ve saygıyla.”

................................

*Kalmak Türküsü, Özdemir Asaf

**Mamaklı Kadınların 6 Mayıs 1981 yılında Denizlerin idamının yıl dönümünde Erdal için yazdıkları ve besteledikleri şiir.

***Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek, Adnan Yücel

****Gözetimevi denen yer, jandarma veya emniyetten sonra cezaevine gidinceye kadar kalınan yer. Bu süre 90 güne kadar çıkarılmıştı.