Giriş: Ortadoğu’da Tarihin Bittiği İllüzyonu ve Gerçeğin İntikamı
21. yüzyılın çeyreği geride kalırken, insanlık tarihi en sert diyalektik kırılmalarından birini, kadim Doğu ile emperyalist Batı’nın tarih boyunca en kanlı şekilde göğüs göğüse geldiği fay hattında, yani Ortadoğu’da yaşamaktadır. Yıllarca Batılı stratejistler, neoliberal akademisyenler ve "end of history" (tarihin sonu) tezinin havarileri tarafından kurgulanan anlatı; Ortadoğu’nun artık sadece küresel entegrasyonun, "Abraham Anlaşmaları" gibi pragmatik diplomatik ticaretlerin, teknolojik finans transferlerinin ve kontrollü gerilimlerin sahası olacağı yönündeydi. Ancak coğrafyanın altındaki sınıfsal, ulusal ve jeopolitik dip dalgaları, bu sığ liberal kurguyu darmadağın etmiştir.
Bugün Gazze’nin enkazından Levant bölgesine, Kızıldeniz’in stratejik boğazlarından Doğu Akdeniz’in enerji havzalarına ve Zagros Dağları’na kadar uzanan hat üzerinde yaşananlar, münferit terör krizleri ya da bölgesel din/mezhep çatışmaları değildir. Karşımızda duran tablo; küresel finans-kapitalin tıkanan birikim rejimini aşmak, hegemonya krizini ertelemek ve Doğu’ya kayan siklet merkezini bastırmak adına Ortadoğu’yu yeniden yapılandırma hamlesidir.
Bu devasa yıkım ve paylaşım dalgasını doğru okuyabilmek için gündelik medyanın sunduğu sığ dezenformasyon perdesini yırtmak zorundayız. İhtiyacımız olan analitik fener; Mao Zedong’un Doğu toplumlarının özgün yapısından çıkardığı Yarı-Sömürge Yapı, Çelişkiler Teorisi ve Halk Savaşı gerçekliği ile Mahir Çayan’ın bunu II. Dünya Savaşı sonrası döneme uyarlayarak kavramsallaştırdığı Gizli Sömürgecilik, İçselleşmiş Emperyalizm ve Suni Denge tezlerinin sentezidir.
Mao ve Çayan’ın teorik mirası, Ortadoğu’ya baktığımızda bize şunu söyler: Emperyalizm bu coğrafyaya dışarıdan tecavüz eden soyut bir güç değil; yerli işbirlikçi rejimlerin, oligarşilerin ve komprador burjuvazinin bünyesinde "içselleşmiş" bir erktir. Ve bugün Ortadoğu, 3. Paylaşım Savaşı’nın en sıcak, en kanlı ve en belirleyici cephesi olarak, küreselciliğin kurduğu "Suni Denge"nin çöküşüne ve halkların büyük uyanış potansiyeline tanıklık etmektedir.
I. Teorik Omurga: Mao ve Çayan Sentezinin Ortadoğu Denklemi
Ortadoğu’yu anlamak, emperyalizmin evrimleşen biçimlerini anlamaktan geçer. Klasik Marksist analizlerin Batı merkezli "gelişmiş sanayi toplumları" ezberi, aşiret yapılarının, feodal kalıntıların, dinsel bağların ve bağımlı kapitalizmin harmanlandığı Ortadoğu gerçekliği karşısında yetersiz kalmıştır. Tam da bu noktada Mao ve Çayan’ın geliştirdiği özgün yöntem, coğrafyanın şifrelerini çözen bir anahtar sunar.
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| TEORİK ÇERÇEVE: MAO & ÇAYAN SENTEZİ |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| Mao Zedong: Yarı-Feodal/Yarı-Sömürge Yapı | Baş Çelişki / Yan Çelişki Ayrımı |
| Mahir Çayan: Gizli Sömürgecilik | İçselleşmiş Emperyalizm | Suni Denge |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
│
▼
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| ORTADOĞU'DAKİ MADDİ KARŞILIĞI |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| • Yerli Krallıklar / Rejimler = Emperyalizmin İçselleşmiş Karakolu |
| • "Suni Denge" = Tüketim, Din İstismarı ve Komprador Refah İllüzyonu |
| • "Gizli Sömürgecilik" = Askeri Üsler, Enerji Tekelleri, Dış Borç Cenderesi |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
│
▼
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| KÜRESEL VE BÖLGESEL PATLAMA |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| Finans-Kapital Tıkanması + "Suni Denge"nin Çöküşü ──► Bölgesel Topyekün Savaş |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
1. Yarı-Sömürgelikten "İçselleşmiş Emperyalizm"e Ortadoğu Siyasallığı
Mao Zedong, Çin toplumsal yapısını analiz ederken Batı’nın doğrudan sömürgesi olmayan ancak bağımsız bir kapitalist gelişme de gösteremeyen alanları "yarı-sömürge ve yarı-feodal" olarak tanımlamıştı. Bu yapılarda emperyalizm, toplumsal gelişmeyi felç eder; yerli komprador burjuvazi ve feodal unsurlarla ittifak kurarak ülkeyi hammadde deposu ve pazar haline getirir.
Mahir Çayan bu tespiti bir adım öne taşıyarak, 1950 sonrasındaki yeni-sömürgecilik (neo-colonialism) çağında emperyalizmin artık "dışsal bir baskı" olmaktan çıkıp, ülkenin "içsel bir olgusu" haline geldiğini (İçselleşmiş Emperyalizm) belirtmiştir.
Bugün Ortadoğu’daki Körfez monarşilerine, Mısır’daki askeri diktatörlüğe veya bölgedeki bağımlı rejimlere baktığımızda gördüğümüz tam olarak budur. Bu rejimler, dışarıdan işgal edilmiş yapılar gibi görünmezler; kendi bayrakları, parlamentoları ve orduları vardır. Ancak üretim ilişkileri, finansal altyapıları, güvenlik bürokrasileri ve sermaye birikim modelleri tamamen Anglo-Amerikan finans-kapitaline göbekten bağlıdır.
Riyad’ın, Ebu Dabi’nin veya Kahire’nin kararları, Washington ve Londra’daki finans merkezlerinin ve çok uluslu enerji devlerinin çıkarlarıyla doğrudan çakışır. Emperyalizm; Arap yarımadasındaki şeyhliklerin lüks rezidanslarında, Kahire’nin askeri bürokrasisinde ve bölge ülkelerinin kılcal damarlarına kadar sızmış komprador burjuvazinin banka hesaplarında "içselleşmiştir."
2. "Suni Denge"nin Ortadoğu Versiyonu: Tüketim, Mezhepçilik ve Dijital Uyuşma
Mahir Çayan’ın teorisindeki en hayati kavramlardan biri olan Suni Denge, emperyalist sistemin kitlelerdeki nesnel hoşnutsuzluğu emme, toplumsal çelişkilerin bilince dönüşmesini engelleme ve kitleleri pasifize etme mekanizmasıdır. Çayan’a göre gizli sömürgecilikte emperyalizm, açık askeri şiddetin yanı sıra ideolojik ve ekonomik araçlarla kitleler nezdinde sahte bir denge ve rıza üretir.
Ortadoğu’da Suni Denge onlarca yıl boyunca üç ana sütun üzerinde yükseltilmiştir:
* Rantiyer Refah ve Tüketim İllüzyonu: Özellikle Körfez ülkelerinde petrol gelirlerinin bir kısmının kitlelere "sus payı" olarak dağıtılması, vergisiz yaşam ve lüks tüketim kültürü ile sınıfsal bilincin tamamen imha edilmesi.
* Kimlik, Mezhep ve Din İstismarı: Kitlelerin anti-emperyalist bilince ulaşmasını engellemek için yapay mezhep savaşlarının (Sünni-Şii gerilimi), etnik boğazlaşmaların ve radikal dinci yapılar üzerinden kurgulanan sahte çelişkilerin köpürtülmesi.
* Devlet Terörü ve Dezenformasyon: "İçselleşmiş emperyalizmin" yerel bekçileri olan istihbarat rejimleri (Muhaberat) ve Batı merkezli medya aygıtları ile kitle zihninin manipüle edilmesi.
Mao Zedong’un Çelişki Üzerine yapıtında belirttiği gibi; bir toplumda "baş çelişki" (emperyalizm ile halk arasındaki çelişki) doğru teşhis edilmezse, egemen sınıflar "yan çelişkileri" (mezhep, etnik köken, kabile) baş çelişki gibi sunarak kitleleri birbirine kırdırır. Ortadoğu’da yıllardır uygulanan strateji tam olarak budur. Emperyalist egemenlik, halkların yoksulluğu ve niteliksizliği üzerine kurulmuşken; kitlelere düşman olarak yan komşusunun mezhebi gösterilmiştir.
II. Yeni-Sömürgecilik 2.0 ve Küresel Stratejinin Ortadoğu Tasarımı
Bugün 21. yüzyılın küreselci stratejisi, Çayan’ın bahsettiği "Gizli Sömürgecilik" modelini bir üst aşamaya taşımıştır. Karşımızda artık sadece ulusal devletleri yönlendiren emperyalist devletler değil; ulus-devlet sınırlarını, halkların egemenliğini ve bölgesel dengeleri hiçe sayan ulus-ötesi sermaye tekelciliği (BlackRock, Vanguard vb. dev fonlar, enerji kartelleri ve dijital platformlar) bulunmaktadır.
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| KÜRESEL STRATEJİNİN ORTADOĞU HEDEFLERİ |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| • IMEC Koridoru (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Enerji ve Ticaret Hattı) |
| • Ulus-Devletlerin Parçalanması (Balkanizasyon / Etnik-Mezhepsel Kantonlar) |
| • Doğu Akdeniz ve Körfez Enerji Kaynaklarının Tekelleştirilmesi |
| • İsrail'in Bölgesel Güvenlik ve Ekonomi Merkezi Haline Getirilmesi |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
│
▼
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| ENGEL: DİRENİŞ HATTI VE ÇATIŞMA |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
| • Gazze, Lübnan, Yemen ve İran Hattındaki Anti-Emperyalist / Anti-Siyonist Odak |
| • Avrasya Bloğunun (Çin - Rusya) Bölgedeki Varlığı ve Dolar-Dışı Ticaret Hamlesi |
+-----------------------------------------------------------------------------------+
1. Ulus-Devletlerin "Balkanizasyonu" ve Şirketler Sömürgeciliği
Küreselci strateji için üniter, güçlü veya tarihsel geçmişi olan Ortadoğu devleti bir tehdittir. Irak’ın 2003’te işgaliyle başlayan, Suriye’nin 2011 sonrasında iç savaşa sürüklenmesiyle derinleşen süreç, Mao’nun dikkat çektiği "yarı-sömürge yapının muhafazası" değil, yapının tamamen felç edilerek mikro etnik ve mezhepsel kantonlara bölünmesi sürecidir.
Emperyalizm, Ortadoğu’da merkezi devlet otoritesini yıkarak aşiretlerin, meşruiyeti kendinden menkul milislerin ve komprador oligarkların yönettiği "sivil savaş coğrafyaları" yaratmaktadır. Çünkü felç edilmiş bir devlet yapılaşması; küresel petrol devlerinin, hammadde yağmacılarının ve güvenlik şirketlerinin en rahat hareket ettiği alandır. Libyalaştırılmış, Iraklaştırılmış, Suriyelileştirilmiş bir Ortadoğu; direnç odağı oluşturma kapasitesini yitirmiş, küresel finans-kapitalin doğrudan hammaddesini emdiği bir "açık Pazar ve yağma sahası"dır.
2. IMEC Koridoru ve İsrail’in "Küresel Karakol" Rolü
Ortadoğu’da bugün tırmanan çatışmaların temelinde, küresel ticaret yollarının ve enerji hatlarının yeniden paylaşımı kavgası yatmaktadır. Çin’in Doğu ile Batı’yı bağlayan devasa "Kuşak ve Yol Projesi"ne (Belt and Road Initiative) karşı ABD ve AB’nin öncülüğünde geliştirilen IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) projesi, Ortadoğu’yu küreselci sermayenin yeni lojistik omurgası yapmayı hedeflemektedir.
Bu projede kilit rol, emperyalizmin bölgedeki en ileri karakolu ve garnizon devleti olan İsrail’e verilmiştir. Plan; Hindistan’dan çıkan malların ve Körfez enerjisinin Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’in Hayfa Limanı’na ulaşması, oradan da Doğu Akdeniz vasıtasıyla Avrupa’ya aktarılmasıdır.
Ancak bu projenin hayata geçebilmesi için iki temel şart vardı:
* Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini tamamen "normalleştirmesi" (Abraham Anlaşmaları), yani Filistin davasının ve anti-emperyalist direnç hatlarının üzerinin betonla kapatılması.
* Bölgedeki tüm direnç odaklarının (Gazze, Lübnan, Yemen, İran) askeri ve siyasi olarak tasfiye edilmesi.
Mahir Çayan’ın "içselleşmiş emperyalizm" analizi burada tam manasıyla tecelli etmektedir: Arap rejimlerinin İsrail ile normalleşme sırası, emperyalist projenin yerli elitler tarafından ne kadar içselleştirildiğinin teyididir. İsrail, sadece kendi ulusal güvenliği için değil; Anglo-Amerikan finans-kapitalinin Ortadoğu’daki enerji ve ticaret hegemonyasını güvenceye almak için saldırmaktadır.
III. Suni Dengenin Kırılması: Gazze Patlaması ve Filistin Direnişinin Diyalektiği
7 Ekim 2023 tarihi, Ortadoğu ve dünya siyaset tarihi açısından sadece askeri bir operasyonun günü değil; Mahir Çayan’ın teorileştirdiği "Suni Denge"nin Ortadoğu ölçeğinde paramparça olduğu andır.
SUNİ DENGE
(Abraham Anlaşmaları, Tüketim, Filistin'in Unutturulması)
│
▼
[ 7 EKİM STRATEJİK KIRILMASI ]
│
▼
+--------------------------------------------------+
| SUNİ DENGENİN DEVASE ÇÖKÜŞÜ |
+--------------------------------------------------+
│
┌────────────────────────┴────────────────────────┐
▼ ▼
[ Batı'da İdeolojik / Hegemonik Kriz ] [ Bölgesel Halklarda Bilinç Sıçraması ]
• Siyonizmin ve Neoliberalizmin • Arabistan'dan Mağrip'e Kitlelerde Ahlaki İflası Yerli Oligarşilere Öfke
• Küresel Güney'in Ayaklanması • Anti-Emperyalist Sınıf Bilincinin Yeniden Doğuşu
1. İşgal Projesinin ve "Normalleşme" Yalanının Çöküşü
Yıllardır emperyalist medya ve yerli komprador basın, Filistin davasının bittiğini, İsrail’in yenilmez bir teknolojik-askeri güç olduğunu, Arap halklarının artık sadece refah ve eğlence istediğini işledi. Kitlelere dayatılan bu dezenformasyon, tipik bir Suni Denge aygıtıydı. Filistin halkı toplama kamplarına kapatılacak, Doğu Kudüs gasp edilecek, Mescid-i Aksa kirletilecek; ancak Körfez’deki gökdelenlerde finans devrimleri kutlanacaktı.
7 Ekim, bu sahte dengeyi kökünden sarsmıştır. Birkaç bin kararlı direnişçinin, trilyon dolarlık emperyalist gözetim ağlarını, yapay zekâlı sınır duvarlarını ve "yenilmez" denilen Mossad-IDF konseptini delip geçmesi; Çayan’ın devrimci tespitini bir kez daha doğrulamıştır: "Emperyalizm ve onun yerli uşakları, ne kadar güçlü görünürlerse görsünler, kitlelerin örgütlü direnci karşısında birer kağıttan kaplandır."
Filistin direnişi, emperyalist küreselleşmenin kalbine bir hançer saplamış; İsrail’i korumak için tasarlanan bölgesel mimariyi darmadağın etmiştir. Abraham Anlaşmaları masada kalmış, Suudi-İsrail normalleşmesi durmuş, küresel ticaret hatları Yemenli Ensarullah’ın Babülmendep Boğazı’nı kapatmasıyla kilitlenmiştir.
2. Kitlelerin Bilinç Sıçraması ve "Suni Denge"nin Yıkıcı Sonuçları
Mao Zedong, Halk Savaşı teorisinde devrimin kitlelerin bağrında filizlenen bir süreç olduğunu vurgular. Balık için deniz neyse, gerilla ve direnişçi için de halk odur. Gazze’de aylardır süren ve soykırım boyutuna ulaşan vahşet, Batı emperyalizminin maskedeki "insan hakları, demokrasi, hukuk" makyajını tamamen söküp atmıştır.
Bu durum, sadece Ortadoğu’da değil, global ölçekte devasa bir ideolojik kırılma yaratmıştır. Batı metropollerinin sokaklarını dolduran milyonlarca genç, üniversitelerini işgal eden öğrenciler ve Küresel Güney halkları; modern kapitalizmin gerçek yüzünün Gazze’deki soykırımcı faşizm olduğunu görmüştür.
Ortadoğu halkları nezdinde ise "içselleşmiş emperyalizmin" temsilcisi olan Arap krallıklarının ve rejimlerinin acziyeti, işbirlikçiliği ve ihaneti tamamen deşifre olmuştur. Kitleler, kendilerini uyuşturan dini söylemlerin ve tüketim kültürünün arkasındaki sınıfsal gerçeklikle yüzleşmiştir. Suni Denge bir kez kırıldığında, emperyalizm ve yerli oligarşi için kitleleri eski itaat çizgisine getirmek imkânsızdır.
IV. Üçüncü Dünya Savaşı’nın Eşiğinde Ortadoğu Cephesi
Mao Zedong ve Mahir Çayan’ın emperyalizm analizlerinin en radikal ve öngörülü kısmı; emperyalist sistemin doğası gereği barışçıl bir sürdürülebilirliğe sahip olmadığı, iç çelişkileri derinleştikçe dünyayı mutlaka yıkıcı paylaşım savaşlarına sürükleyeceği tespitidir.
Bugün dünya, 1. ve 2. Paylaşım Savaşları öncesindeki konjonktüre benzer, ancak teknolojik ve nükleer kapasitesi nedeniyle çok daha yıkıcı bir 3. Paylaşım Savaşı’nın eşiğindedir. Ve Ortadoğu, bu küresel yangının fitilinin ateşlendiği ana sahnedir.
| 3. PAYLAŞIM SAVAŞI'NIN ORTADOĞU MERKEZLİ FAY HATTLARI |
|---|
| 1. Finans-Kapitalin Hegemonya Krizi: ABD Doları’nın küresel rezerv para statüsünün sarsılması ve Avrasya (BRICS) bloğunun yerel para birimleriyle ticarete geçmesi. Ortadoğu petrollerinin "Petro-Dolar" sisteminden çıkma riski. |
| 2. Enerji Koridorları ve Hammadde Savaşları: Doğu Akdeniz doğalgazı, Hürmüz Boğazı petrol geçişi ve Babülmendep stratejik hattının kontrolü kavgası. |
| 3. Vekalet Savaşlarından Doğrudan Devletlerarası Çatışmaya Geçiş: İsrail-İran gerilimi, ABD’nin bölgeye yığdığı uçak gemileri, NATO’nun Doğu Akdeniz’deki varlığı ve Rusya-Çin bloğunun Suriye-İran hattındaki jeopolitik tahkimatı. |
1. Sıkışan Finans-Kapital ve "Sürekli Savaş" Rejimi
* yüzyıl küreselci kapitalizmi, tarihin en büyük borç balonu ve üretim krizi ile karşı karşıyadır. Batı (Anglo-Amerikan) finans-kapitali, üretim araçlarını Doğu’ya (Çin, Asya) kaptırmış; geriye sadece finansal spekülasyon, borçlandırma ve askeri-endüstriyel kompleks kalmıştır. Capitalist birikimin tıkanması, kâr oranlarının düşme eğilimi, emperyalizmi yeni hammadde pazarlarını zorla ele geçirmeye ve mevcut rakiplerini askeri yöntemlerle ezmeye zorlamaktadır.
Bu bağlamda Ortadoğu; sadece petrol çıkarılan bir coğrafya değil, Batı askeri endüstrisinin milyarlarca dolarlık silah sattığı, krizlerini ihraç ettiği ve rakipleri olan Çin ile Rusya’nın nefes borularını kestiği bir "küresel şantaj sahası"dır. Çayan’ın "Emperyalizmin Bunalım Çağı" olarak tanımladığı bu evrede, barış bir istisna, savaş ise sistemin ana çalışma biçimidir.
2. Bölgesel Yangından Topyekün Küresel Çatışmaya
Bugün Gazze’de başlayan, Lübnan’a sıçrayan, Yemen’den tırmanan ve İran-İsrail füze düellolarıyla yeni bir boyuta ulaşan çatışmalar; birbirisinden bağımsız krizler değildir. Bu süreç, parçası olduğumuz küresel mimarinin çöküşüdür.
ABD ve Kolektif Batı, İsrail’in arkasında saf tutarak aslında kendi küresel hegemonyasını korumaya çalışmaktadır. İsrail’in Ortadoğu’da yenilmesi veya geri çekilmesi, Anglo-Amerikan imparatorluğunun Küresel Güney’deki ve Asya’daki hakimiyetinin sonu anlamına gelecektir. Öte yandan, Rusya ve Çin için Ortadoğu’nun tamamen ABD kontrolüne girmesi, Avrasya’nın kuşatılması demektir.
Bu nedenle, Ortadoğu’daki her kıvılcım, küresel güçlerin doğrudan dahil olduğu bir 3. Dünya Savaşı patlamasına gebedir. Savaş artık sınırları belirsiz, hibrit, siber, ekonomik yaptırımlar ve nükleer caydırıcılık tehditleriyle yürütülen topyekün bir imha savaşı niteliğindedir.
V. Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu: Yeni Bir Anti-Emperyalist Hat ve Kurtuluşun Yolu
Mao Zedong ve Mahir Çayan’ın teorik sentezi, bize sadece karanlık bir tablo veya felaket tellallığı sunmaz. Aksine, materyalist diyalektiğin en temel kuralını hatırlatır: "Nerede baskı ve sömürü varsa, orada direniş ve devrim doğar."
Küreselci stratejinin Ortadoğu’yu sürüklediği 3. Paylaşım Savaşı felaketinden çıkışın tek bir yolu vardır: Bölge halklarının "Suni Denge" illüzyonundan tamamen sıyrılarak, emperyalizmle ve onun "içselleşmiş" uzantıları olan yerli oligarşilerle hesaplaşması.
1. Anti-Emperyalizmin Sınıfsal ve Bağımsızlıkçı Yeniden İnşası
Ortadoğu’da anti-emperyalist mücadele; soyut din söylemlerine, mezhepçi mantığa ya da saray rejimlerinin pragmatik dış politika manevralarına terk edilemez. Mao ve Çayan’ın gösterdiği doğrultuda:
* Sınıfsal Niteliğin Kavranması: Emperyalizm ülke içinde sermaye birikim modelleriyle, komprador burjuvaziyle ve sömürü çarklarıyla var olur. Yerli işbirlikçi sınıflarla hesaplaşmadan yürütülen bir "anti-emperyalizm" sahtekarlıktır.
* Baş Çelişkiyi Doğru Tanımlamak: Bölge halklarının baş düşmanı emperyalizm ve Siyonizmdir. Yan çelişkiler olan etnik, mezhepsel ve kültürel farklılıklar, baş çelişkinin ertelenmesi veya unutulması için kullanılamaz.
* Kesintisiz Mücadele: Devrim ve bağımsızlık, sadece yabancı askerlerin ülkeden çıkarılması değil; siyasal, ekonomik, kültürel ve askeri alanların tamamında emperyalist bağımlılık zincirlerinin kırılmasıyla mümkündür.
2. Tarihin Pusulası: "Karanlık Geceyi Adayan Unutulmaz Teorik Miras"
Ortadoğu bugün kan, gözyaşı ve yıkım içindedir. Gazze’nin çocukları, Lübnan’ın dağları, Yemen’in yoksul ama dirençli kitleleri ve coğrafyanın bütün ezilenleri; insanlığın geleceği için emperyalist barbarlığın ilk safinda dövüşmektedir. Küreselciliğin Dijital Suni Dengesi, teknolojik üstünlüğü ve medyadaki hezeyanları; halkların hakiki bağımsızlık arayışını ve tarihsel diyalektiği durdurmaya yetmeyecektir.
Mao Zedong’un Asya dağlarından yaktığı meşale ile Mahir Çayan’ın Anadolu topraklarında teorileştirdiği devrimci akıl, bugün Ortadoğu’nun zifiri karanlığında yol göstermeye devam etmektedir.
Savaş, emperyalizmin kaçınılmaz bir sonucudur; ancak aynı savaş, emperyalist-kapitalist sistemin kendi mezarını kazdığı tarihsel bir kırılma anına dönüşme potansiyelini de içinde taşır. 3. Paylaşım Savaşı’nın eşiğindeki dünya ve Ortadoğu için tek bir gerçek seçenek kalmıştır: Ya küreselci barbarlığın ve Siyonist faşizmin altında yok oluş, ya da bağımsız, anti-emperyalist ve halkçı bir Ortadoğu’nun doğuşu.