Bir yanda ulusal takım Uluslar A liginde sıfır çekip kendi potansiyelinin dibine demir atmış durumda. Öte yanda Türk futboluna sirayet eden kirlilik öyle bir hal aldı ki ortaya saçılan bahis, rüşvet, yandaş, sınav usulsüzlüğü ve kokuşmuşluk ortalığa saçılıverdi.
Tek başına da değil. Fon vurgunuyla birlikte süslenerek…
Sonrası malum; elini taşın altına koyanlar ile en küçük bir hamleyi hayırlısı olsunlarla bezeyenler bir arada mevcut çarkın ve sistemsiz düzensizliğin yelkenine rüzgâr olmaya devam ediyor.
Çünkü bu kaostan beslenip bu düzensizlikten faydalananlar sımsıkı sarılmış makamlarına.
Çünkü ne ahlaklı, liyakatli ve adaletli yöneticileri başa geçirecek irade ne gerçekten demokratik işleyişi burada kurgulayıp bilimsel verilerle futbolu yönetebilecek anlayışlar görev alıyor ne de ortada hesap soracak bir hukuk düzeni var…
Neresinden bakılsa iktidar olmanın bütün olanaklarıyla örgütlenip atamalarla bir sistem işleten spor cehaleti egemen ülke sporu üzerinde ve gerçek sportmenler hep dışarda.
Bahis sektörünün elinde oyuncak olmuş ve milyon dolarlarla ciddi bir piyasa hegamonyası kurulmuş ülke futbolu tam bir bataklık. Futbolun mafyası sadece sonuçlar üzerinde değil, her türlü açığa çıkmış karadeliği örtbas edebilecek bir iktidar alanına da sahip. Gücünü siyaset kurumundan alan ve siyasetin şemsiyesi altında adeta illegal işleyen bir üstakıl futbolun olağan rantıyla birlikte mafyalaşmış futbolun bahis sektörü üzerinde de egemen.
Bu sistem kuşkusuz sadece sanal aktörlerle ilerlemiyor. Onu kurumsal bir işleyişe dönüştüren, şimdiki başkanın ağzıyla söylersek, 30 yıllık futbol kokuşmuşluğu, kendi de dahil daima sahadaki uygulayıcılarla sürdü. Bugün deşifre olmuş futbol hakemliği üzerinde ilerleyen görünür aktörlerin derinlerinde onların ağır abileri, ağababaları asıl figürler var kuşkusuz. O mevkide kimse bedavadan başkan, yönetici, yetkili, liyakatli birikimlerle koltuk sahibi olamıyor…
Gelelim MHK başkanı ve seçimini. “Hakemler dosyası” adıyla operasyonu yapılan ve açığa çıkmış kokuşmuşluğun adresi hakemlikle kısıtlanamaz. Bu kurulun başkanını TFF başkanı belirliyor ve yönetim kurulu kararıyla onanıp göreve başlıyor.
Yani MHK başkanı kimse TFF başkanı da o dur. Silsileyi açalım; TFF başkanı kimse ülkeyi yöneten irade de idare de o dur.
30 yıldır Türk futbolunu düzeltecek bir irade bu ülkede sergilenemedi. Yo, sergilenmedi. Zira futbolu düzeltmek tek bir kararla, tek bir adımla kolayca yapılabilecek bir şey. Kokuşmuşluk, ahlaksızlık, bulaşıcı veya kronik bir hastalık değildir. Ona yol açan koşullar ve onu yaratan hırsızlar ortadan kalktığında bu pis kokular da bunun sonucu olarak yok olacaktır.
Ülke futbolunun yönetilmesi sorunu, irade ve doğru bir sistem geliştirme yeteneği hiç olmamıştı ve bundan sonra da olmayacak. Aktörler bu kokunun nedenleriyle uğraşmayacak, örtpas edilmesi için ve birkaç günah keçisiyle sıyrılacaklar. Hele bu arınma sahada hakem döven, eğitimsiz, birikimsiz, mütayit gömlekli rantçı başkanla ve mevcut hukuksal işleyişle olacağını düşünmek doğanın yasalarına da aykırı.
Fon hırsızlığıyla yıkanmış ve milyon dolarlarını bir avuç zengine kaynak yaratan ülke ekonomik sisteminde kurumsallaşan bir rant zihniyeti iktidar imkanlarıyla nicedir bir giyotin gibi üstümüzde sallanıyor. Madenlerde yitirilen canlar, çocuk cinayetleri ve bu cinayetlerin kurumsal devlet temsiliyle örtbas edilmesi gerçekleriyle yüzleştikten sonra adalet ve hukuk gibi kavramlarla nasıl doğrudan ve hakkaniyetli bir ilişki kurabiliriz anlamak mümkün değil.
Artık ülke hepten bir soygun ve cinnet yeri. Yapanın yanına kar kaldığı ve kapanın köşe döndüğü bir gündelik hayatta iyiliği, güzel olanı ve sistemi kurgulamak olanaksız. Sistem hepten yozlaşmışsa bunu durdurmak dışında bir seçenek kalmaz. Çarkı durdurmak da çarkın başındakilerin işi. Yani emeğin, işçilerin, duyarlı aydın ve sanatçıların, halkın işi…